Betül Kılıç:“İstanbul, romandaki karakterlerden biri”
Haberin Eklenme Tarihi: 10.02.2026 16:18:00 - Güncelleme Tarihi: 10.02.2026 16:26:00Kitabınızda İstanbul, sadece bir fon değil, adeta yaşayan bir karakter gibi. Özellikle tarihî yarımada, surlar ve Tekfur Sarayı gibi mekânların altındaki dehlizler hikâyenin ana damarlarını oluşturuyor. İstanbul’un görünen yüzünden çok, toprağın altındaki o gizemli ve tekinsiz tarihî deşme fikri nasıl ortaya çıktı? Bu dehlizleri yazarken gerçek tarih ile hayal gücünüz arasındaki dengeyi nasıl kurdunuz?
Elif Hanım, sizin de dediğiniz gibi İstanbul da âdeta roman karakterlerinden biri gibi. Tarihî Yarımada’nın çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. İstanbul’da yaşamasam da bu onu düşlememe engel olmuyor. Dehlizlerde gezinme fikri de bu düşlerden biriydi. Bunu da son romanımda gerçekleştirmeye çalıştım.
Kitapta zamanı, geçmişin ve geleceğin “şimdi”de yaşandığı bütünsel bir yapı olarak ele alıyorsunuz. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın zaman algısından Einstein ve Tesla’nın teorilerine uzanan geniş bir referans ağınız var. Edebî bir zaman kurgusuyla bilimsel teorileri harmanlarken okura nasıl bir zaman deneyimi yaşatmayı hedeflediniz?
Zaman çok geniş, çok derin bir konu. Zamanın düz bir çizgide ilerlemediği, geçmiş ve geleceğin bir bütün olduğu söyleniyor. Bu görüş ilgimi çekiyordu. Çoklu evren teorisi, yani paralel evren görüşü de ilgilendiklerimin arasındaydı. İki görüşten de esinlenerek yazdım. Bizimkine benzer bir dünyada başka bir ben varsa eğer diye düşünmek hem cazip hem ürperticiydi. Bu his okuyucuya da geçsin istedim.
“Roman karakterlerinin çoğu, yaşadıkları andan ve kendilerinden hoşnut olmayan insanlar”
Hikâyenin en ilgi çekici yönlerinden biri, karakterlerin zaman yolculuğu sırasında kendi suretleriyle, yani bir nevi “kopyalarıyla” karşılaşma ihtimalleri. Kimi bu yüzleşmeyi arzularken kimi bundan kaçıyor. İnsanın başka bir zamandaki yansımasıyla karşılaşması metaforu, aslında kişinin kendi kimliğiyle ve bugünkü benliğiyle olan kavgasına dair bize ne söylüyor?
Roman karakterlerinin çoğu, yaşadıkları andan ve kendilerinden hoşnut olmayan insanlar. O benzer dünyadaki hayatın daha kolay olacağını varsayarak mutsuz oldukları bu dünyadan kaçmak istiyorlar.
Karakterleriniz günümüz İstanbul’undan Fatih Sultan Mehmet döneminin İstanbul’una, yani Fetih iklimine geçiş yapıyorlar. O dönemin sosyal dokusunu, siyasi gerilimini ve günlük yaşamını kurguya yedirirken nasıl bir araştırma süreci geçirdiniz? Tarihî bir atmosfer yaratırken belgesel gerçekçiliği ile fantastik kurgu arasındaki dengeyi nasıl kurdunuz?
Uzun yıllara dayanan iyi bir tarih okuru olduğumu söylemek isterim. Özellikle Orta Çağ’a ilişkin güçlü bir merakım var. Zaten ilk iki romanım da o çağda geçiyor. Fetih öncesi ve fetih dönemine dair de çok okumuştum. Bu yüzden kurgulamak kolay ve zevkli oldu. Gerçeklikle fantastik arasındaki denge bende hep vardı sanırım. Çünkü tarih okurken hep o dönemlerde var olmak nasıl olurdu diye düşlerim. Dengeyi böyle kurmuş olmalıyım.
Romanda zaman yolculuğunu sağlayan nesneler ve geçitler, bazı karakterler için bir merak unsuru iken bazıları için tehlikeli bir bağımlılığa dönüşüyor. Karakterlerin şimdiki zamandan bu kadar ısrarla kaçıp geçmişe sığınma arzusunu, modern insanın tatminsizliğiyle ve sürekli “başka bir yerde olma” isteğiyle bağdaştırabilir miyiz?
Dediğiniz gibi modern insanın da elbette böylesi sorunları var. Herkes hayatının bir döneminde bunlarla mücadele etmiştir. Başka bir zamana geçmek, orada sorunların az olduğunu düşünmek bir aldanış olsa da günümüzdeki pek çok insan böyle bir yolculuğu reddetmez diye düşünüyorum.
Kitapta “mutlak iyi” veya “mutlak kötü” karakterlerden ziyade, koşullara göre şekillenen, zaafları olan, gri alanda duran karakterler görüyoruz. Özellikle zorlu tarihî koşullar altında hayatta kalmaya çalışan bu karakterleri yaratırken, onlara karşı bir yazar olarak mesafenizi nasıl korudunuz? Onları yargıladığınız ya da hak verdiğiniz anlar oldu mu?
Roman karakterlerinin de bütün insanlar gibi hem olumlu hem olumsuz yönleri var. Karakterleri yazarken gri tonda olmalarına özellikle özen gösterdim. Çünkü her insanın içinde bir parça da olsa iyilik ve kötülük bir aradadır. Kuşkusuz ikisinden birinin daha ağır bastığı insanların da var olduğunu biliyoruz. Hepsine hoşgörülü davrandım. Ancak oradaki zamanın onlara olan davranışına fazla karışmadım.
“Yaşanacak olayların önüne geçmenin mümkün olmadığına inanıyorum”
Zamanın akışına müdahale etme çabası, romanda sıkça karakterlerin kader ve seçim kavramlarını sorgulamasına neden oluyor. Geçmişe gidildiğinde olayların akışını değiştirme ihtimali mi, yoksa ne yapılırsa yapılsın yaşanacak olanın önüne geçilemeyeceği gerçeği mi kurgunuzu daha çok şekillendirdi?
Yaşanacak olayların önüne geçmenin mümkün olmadığına inanıyorum. Ayrıca olayları değiştirmek bizi toy ve tecrübesiz bırakır diye düşünüyorum. Olgunlaşmamız, yaşadıklarımızdan ders almamıza bağlı değil midir?
Karakterleriniz geçmiş ve gelecek arasında savrulurken, aslında huzurun veya çözümün sadece “şimdiki an”da saklı olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu roman, okura “anı yaşamak” üzerine felsefi bir çağrı mı?
Okura böyle felsefi bir çağrı yapmanın benim haddime olmadığını düşünüyorum. Şimdiki anı yaşamak gerçekten çok önemli. Ne yazık ki bunun kıymetini gençken pek idrak edemiyoruz.
“Bir Başka Sen” sizin üçüncü kitabınız. Yazarlık serüveninizde bu kitabı diğerlerinden ayıran özellik nedir? Fantastik öğelerle yerli ve tarihî motifleri harmanlayan bu kurgu, yazar kimliğinizde nasıl bir dönüşümü ya da olgunlaşmayı temsil ediyor?
Böyle bir fantastik kurgunun benim tarihî olaylardan etkilenerek orada var olmak arzumdan kaynaklandığını sanıyorum. Yeni romanımda denediğim farklı tarzın yazar kimliğime yapacağı etkiyi henüz bilemiyorum. Umarım hayal gücümü daha besler, kalemimi daha işlek kılar.