ABD/İsrail-İran Savaşı: Kim kazanıyor, kim kaybediyor?
ABD/İsrail-İran Savaşı’nda ilan edilen ateşkes, küresel enerji piyasalarındaki baskıyı geçici olarak azaltırken, sahadaki güç dengesinin değiştiğine işaret ediyor. ABD hedeflerine ulaşamazken İran, Hürmüz Boğazı üzerinden elde ettiği stratejik avantajla müzakerelere daha güçlü giriyor.
28 Şubat’ta başlayan ABD/İsrail-İran Savaşı’nda, taraflar barış anlaşması zemini oluşturmak için bir ara verdi. Enerji maliyetlerinin tüm sektörler arası bağlantılara sızmaya başladığı ve ekonomik ve finansal istikrarsızlığı tetiklediği bir dönemde, mevcut ateşkes “tam zamanında” geldi. Ateşkesin Amerikan iç mekanizması açısından da anlam taşıdığını söyleyebiliriz. Zira 28 Nisan'a kadar, Amerikan yasalarına göre başkanın Kongre'nin onayı olmadan savaş yürütebileceği iki aylık süre dolacak ve bu sürenin sonunda Kongre, Beyaz Saray'a gelecekteki askerî operasyonlar için finansman sağlamayı tamamen kesebilir.
Mamafih savaşın biteceğine ve kalıcı barış zemininin oluşacağına dair ciddi soru işaretleri devam ediyor. Çünkü ateşkes anlaşması istikrarsız, muammalı ve dengesiz bir izlenim veriyor. Müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması hâlinde ABD, hava saldırılarını yeniden başlatabilir ya da İsrail’e bu konuda yeşil ışık yakmak gibi seçenekleri devreye sokabilir. Ancak İran’ın, yaklaşan müzakerelerde Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünden vazgeçmesi ya da başka ciddi tavizler vermesi pek olası görünmüyor. Çünkü İran bu savaşta Hürmüz’ün önemli ve etkin bir baskı mekanizmasına dönüştüğünü fazlasıyla test etti. İran ile ateşkesin ilan edilmesinin ardından düzenlenen basın toplantısında Netanyahu, önemli sonuçlar elde edildiğini ancak ya anlaşmalar çerçevesinde ya da gerekirse güç kullanılarak yerine getirilmesi gereken görevlerin hâlâ olduğunu belirtti.
Enerji hegemonyası savaşı ve ters tepen güç dengesi
Amerikalılar bu savaşı, bölgedeki kaynaklar üzerindeki hakimiyetlerini pekiştirmek amacıyla bir operasyon olarak tasarladılar. İran, Çin ve Rusya ile ilişkiler kurarak kendini bölgesel jeopolitik haritada konumlandırmaktaydı. İran’ı bu tutumuna karşı ABD bir cezalandırma politikası izlemeye çalıştı. Bu bağlamda Venezüella’dan sonra yeni jeopolitik hamle yaptı. İran’ı Amerikan jeopolitik etki alanına dâhil etmek için askerî yöntemlere başvurdu. Venezuela’nın ardından Çin, ABD’nin hamlelerine İran’ı kullanarak yanıt verdi. Buna karşılık ABD hem kendi başına hem de İsrail aracılığıyla savaştı.
Ancak savaşın sonucu neredeyse tam tersi bir durum meydana getirdi. İran’daki rejim devrilmedi, petrol yatakları ve zenginleştirilmiş uranyum stokları kontrol altına alınamadı. Mevzu bahis durum, bazı analojilerin tartışılmasına zemin hazırladı. 1956 Süveyş Krizi Fransa ve İngiltere'nin büyük güçler olarak sonunu işaret etmekteydi. Süveyş Krizi sonrası Fransa ve İngiltere’nin büyük güç statüsü sorgulanmış ve Orta Doğu'daki etkilerinin azalmasına yol açmıştı. İran Savaşı’nın da ABD'nin küresel hegemonyasının sonunun başlangıcı olacağına dair tahminler açık bir şekilde dile getiriliyor. Süveyş Krizi sonrası Fransız-İngiliz sömürge sisteminin yerini Amerikan neo-sömürgeci sistemi almıştı. Bu sistemde etkinin ana aracı sadece füzeler ve uçak gemileri değil, bu füzelerin ve uçak gemilerinin varlığıyla güvence altına alınan petro-dolar oldu.
İran’ın güçlenen konumu, ABD’nin zayıflayan etkisi
Trump, ABD’nin “kararlı bir zafer” kazandığını sürekli dile getiriyor. Ancak buna rağmen, ateşkes şartlarını ABD'den çok İran dikte ediyor. Trump ise Hürmüz Boğazı'nın ortak kontrolünü ve buna karşılık yaptırımların kaldırılmasını görüşmeye hazır olduğunu belirtiyor. Bu çerçevede mevcut ateşkes, piyasaları manipüle etmek ve enerji piyasalarındaki gerginliği azaltmak amacını ihtiva ediyor.
ABD’nin İran’a yönelik savaşta stratejik zafer elde edemediği aşikâr. Daha önce de vurguladığımız gibi Trump İran’daki ana hedeflerine ulaşamadı. İran ise mevcut durumda sadece statükoyu korumakla kalmadı, aynı zamanda küresel ekonominin en önemli arterlerinden biri olan Hürmüz Boğazı üzerinde fiilî kontrolu sağlamış oldu. İran, 10 maddelik planında da belirttiği gibi, bu kontrolü savaş sonrasında da sürdürmek istiyor; transit geçiş yapan her gemi için 2 milyon dolar talep ediyor. Böylece, ABD'den tazminat almasa bile, Tahran ülkenin yeniden inşası için gerekli parayı yine de elde edecek. Üstelik, Hürmüz'deki yeni düzenin ne kadar süreyle geçerli olacağı belirsiz olduğundan, bu tutar sabit de değil ve tüm dünyanın bu hayati geçide olan talebini göz önünde bulundurursak, yeniden inşa için gerekli olan miktarı önemli ölçüde aşabilir.
İran henüz kazanmadı ama ABD şimdiden kaybetti. ABD, savaşın başlamasından iki gün önce Cenevre'de yapılan son müzakere turunda olduğundan daha zayıf bir konumda savaştan çıktı. Ateşkes Trump'a anlık bir tatmin sağladı ancak İran müzakerelere daha güçlü bir konumdan girebilir. İran açısından en büyük sorun ise savaş sonrası senaryolar... Rejimin bir şekilde kendini güncellemesi gerekebilir. Bu geniş çaplı bir dönüşümü de kapsayacak biçimde kendini gösterebilir.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.