08 Nisan 2026

Orta Doğu’da "Epic Fury" sonrası: İran-ABD-İsrail üçgeninde yeni güvenlik paradigması

28 Şubat 2026’daki “Epic Fury” operasyonu, Orta Doğu’da gölge savaşları bitirip doğrudan çatışma dönemini başlattı. İran’a yönelik çok boyutlu müdahale, bölgesel dengeleri altüst ederken; asimetrik tehditler, enerji krizleri ve istihbarat savaşlarıyla kalıcı bir istikrarsızlık çağını tetikledi.

28 Şubat 2026 tarihinde başlatılan ve “Epic Fury” (Destansı Öfke) kod adıyla anılan ABD-İsrail müşterek operasyonu, bölgesel güvenlik mimarisinde on yıllardır süregelen "gölge savaşı" dönemini resmen sona erdirmiştir. Bu askerî müdahale, yalnızca bir "nükleer tesisi imha" harekâtı değil; İran’ın üst düzey siyasi liderliğine, balistik füze altyapısına ve istihbarat ağlarına yönelik çok boyutlu bir rejim dönüştürme stratejisi olarak kayıtlara geçmiştir. Orta Doğu coğrafyası bu operasyonun ardından tarihsel bir kırılma noktasına girerken, bölgesel güvenlik mimarisi artık tamamen öngörülemez bir zemine oturmuştur.

Güvenlik ve caydırıcılığın çöküşü

Geleneksel güvenlik anlayışında "vekalet savaşları" (proxy wars), tarafların doğrudan karşı karşıya gelmeden güç projeksiyonu yapmalarına olanak sağlamaktaydı. Fakat İran’a 2026 müdahalesiyle birlikte, İsrail’in "maksimalist" rejim değişikliği hedefi ile ABD’nin "nükleer ve balistik kapasiteyi sınırlama" odaklı stratejik yaklaşımı birleşmiştir. ABD ve İsrail ittifakı İran’ın nükleer kapasitesini fiziksel olarak tasfiye etse de bu durum rejimin ideolojik direncini asimetrik yöntemlerle tahkim etmesine yol açmıştır.

 Asimetrik yanıt ve bölgeselleşme

İran’ın misilleme stratejisi, çatışmayı Körfez ülkelerindeki ABD üslerine ve küresel enerji koridorlarına özellikle Hürmüz Boğazı’na yayarak, savaşı bir "hayatta kalma" mücadelesine dönüştürmüştür. Bölgedeki nükleer dengenin sarsılması, komşu ülkelerin de kendi savunma doktrinlerini radikal şekilde revize etmelerini zorunlu kılmıştır. Hürmüz Boğazı'ndaki bu istikrarsızlık, küresel bir petrol krizini tetiklemiş ve enerji koridorlarının güvenliğini temelinden sarstı diyebiliriz.

Lübnan merkezli Hizbullah’ın, geleneksel sınır sürtüşmelerinden tam ölçekli bölgesel savaşa geçişi, İsrail'in kuzey cephesini kalıcı bir güvenlik krizine sokmuştur.

İstihbarat savaşlarında hibrit dönem

"Epic Fury" operasyonunun başarısı, büyük ölçüde teknik istihbarat/SIGINT ve insan istihbaratının /HUMINT entegrasyonuna dayanmaktadır. İstihbarat servislerinin sahada yürüttüğü operasyonlar, klasik casusluk faaliyetlerinin ötesine geçerek siber sabotajlar ve dezenformasyon kampanyalarıyla hibrit bir nitelik kazanmıştır.

Siber operasyonlar: Batılı istihbarat raporları, İran'ın devlet destekli siber aktörlerinin Batı'nın kritik altyapılarına yönelik saldırılarını "agresif" düzeye çıkardığını doğrulamaktadır. Siber alan, artık konvansiyonel füzeler kadar etkili bir misilleme aracıdır.

İç istihbarat ve toplumsal kaos

İran içindeki rejim karşıtı protestoların istihbarat servisleri eliyle yönlendirilmesi, ülkedeki güvenlik aygıtı olan Devrim Muhafızları odağını dış tehditlerden iç bekaya kaydırmıştır. İstihbarat ağlarının şeffaflıktan uzak yapısı, diplomatik çözüm yollarını tıkayarak çatışmanın dozajını her geçen gün daha da tırmandırmaktadır.

Transmilliyetçi terör tehdidi ve radikalleşme

Dinî liderlikteki ani değişim ve Ali Hamaney’in ölümü sonrası oluşan otorite boşluğu, transmilliyetçi terör grupları için uygun bir zemin hazırlamıştır. Terörle mücadele konsepti bu yeni dönemde, devlet dışı aktörlerin gelişmiş silah sistemlerine erişimiyle birlikte küresel bir güvenlik açığına dönüşmüştür.

Vekalet gruplarının otonomisi

Tahran'ın merkezî kontrolünün zayıflaması, bölgedeki milis grupların özelliklede Haşdi Şabi, Husiler vb. daha otonom hareket etmesine yol açmaktadır. Bu vekalet ağları merkezden koparak kendi başlarına hareket etmeye başladıkça, küresel enerji koridorları üzerinde kalıcı bir tehdit unsuru haline gelmiştir.

 Radikalleşme ve yalnız kurtlar

Küresel istihbarat topluluğu, önümüzdeki on yılı etkileyecek olan bu yeni gerilim hattında radikalleşmenin artacağı konusunda birleşmektedir. Sivil nüfusun radikalleşme eğilimi, bölgesel güvenliğin geleceği üzerinde en büyük belirsizlik kaynağıdır.

"Sürdürülebilir çatışma" riskleri ve jeopolitik artçı şoklar

Mevcut tablo, 1991 Körfez Savaşı ile benzerlikler taşısa da 2026'daki bu kriz çok daha karmaşık bir jeopolitik risk barındırmaktadır. Bu kaotik ortamda uluslararası hukukun caydırıcılığı zayıflarken, askerî stratejiler yerini yıpratıcı bir savaşa bırakmıştır.

Washington’da ise siyasi kriz, askerî müdahalenin getirdiği ekonomik yükle birleşmiş durumdadır; nitekim Trump’ın yardımcısı ABD Terörle Mücadele Direktörü Joe Kent istifa ederek görevden ayrılması, Beyaz Saray’daki derin görüş ayrılıklarını ve yönetimsel bir kilitlenmeyi tescillemiştir. Petrol fiyatlarındaki ani yükseliş küresel bir ekonomik krizi derinleştirirken, ABD'nin bölgedeki nüfuzu ve inandırıcılığı tarihin en düşük seviyelerine gerilemiştir. Bunun yanı sıra Avrupa devletlerinin veya NATO üyelerinin operasyona açık bir destek vermekten kaçınması, transatlantik ittifakında geri dönülemez bir çatlak oluşturmuş ve ABD’yi Orta Doğu denkleminde yalnızlaştırmıştır. Bölge ülkeleri, Washington’ın koruyucu şemsiyesinin artık yeterli olmadığını görerek yeni güvenlik ittifakları arayışına girmiş, bu da ABD’nin bölgedeki yumuşak gücünü tamamen kaybetmesine neden olmuştur.

Netice olarak, askerî zaferlerin kalıcı barış getirmekten uzak olduğu ve bölgenin artık kontrol edilemez bir güvenlik paradoksuna hapsolduğu görülmektedir. Savunma sanayii ve teknolojik üstünlük bu yeni dünya düzeninde devletlerin bekası için yegâne belirleyici güç olarak öne çıkarken; stratejik derinliğin kaybolduğu Orta Doğu, doğrudan ve yıkıcı bir sıcak temasın gölgesinde hayatta kalma mücadelesi vermektedir. İstikrar arayışı, artık yerini kalıcı bir kriz yönetimine ve sürekli tetikte olma hâline bırakmıştır.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...