
Osman Bölükbaşı’yı Kırşehir Emniyet Müdürü tartakladı
2 Temmuz 1957’de C.M.P’nin Genel Başkanı Osman Bölükbaşı, Kırşehir’de halk tarafından ağırlanırken Emniyet Müdürü Reşat Erozan tarafından tartaklanmıştı. Olay hem halk hem de kamuoyunca tepkiyle karşılanmıştı. Tercüman’ın tanıklığıyla gelin, o güne dönelim, neler yaşandığına birlikte bakalım.
“Dün resmen vilayet olan Kırşehir’de mühim hadiseler cereyan etti.” Tercüman’ın 2 Temmuz 1957 tarihli yayını bu cümlelerle açılıyordu. Manşette ise “Osman Bölükbaşı’yı Kırşehir Emniyet Müdürü tartakladı” şeklindeydi. “Yapılan bu harekete sinirlenen halk, az daha Emniyet Müdürü’nü linç edecekti.” Peki, böylesine büyüyen bu vaka nasıl oluşmuştu? Neler olmuştu? Tercüman’ın muhabirlerinden Muammer Yaşar’ın bildirdiği haberin detayları şöyle: “Kırşehir bugün cereyan eden büyük, mühim bir hadiselerden sonra resmen vilayet oldu. Bayramda hazır bulunmak üzere Kırşehir’e gelen Osman Bölükbaşı halkın tezahüratı sırasında Emniyet Müdürü’nün fiilî müdahalesine maruz kalarak tartaklandı. Orada birikenler bu yüzden az kalsın Emniyet Müdürü’nü linç ediyordu. Halkı dağıtmak için uğraşan polisler bütün gayretlerine rağmen buna muvaffak olamadılar. Şehirde intizam bozuldu. Ve bayram programı tamamen alt üst oldu. C.M.P. Genel Başkanı halkın tezahüratı bahsinde Dahiliye Vekili Namık Gedik, Maarif Vekili Tevfik İleri, Sanayi Vekili Samet Ağaoğlu ve Devlet Vekili Celal Yardımcı’ya rekabet etti.” Peki devamında neler oldu?
Tercüman şöyle anlatıyordu: “Sabahın erken saatlerinden itibaren bayramı kutlamak için hazırlanan Kırşehirliler ile civar köy ve kasabalardan gelen binlerce vatandaş Ankara’dan gelecek olan misafirleri beklemek için Kırşehir vilayet hududundan itibaren yol boyunca gruplar hâlinde toplanmışlardı. Saat 8 sıralarında Osman Bölükbaşı’nın Kırşehir’e geldiği haber bütün şehre yayıldı. Hazırlanan programa göre, Dahiliye Vekili Namık Gedik, Maarif Vekili Tevfik İleri, Sanayi Vekili Samet Ağaoğlu ve Devlet Vekili Celal Yardımcı da beraberindeki heyetle birlikte saat 10 sıralarında Kırşehir’e geleceklerdi. Bölükbaşı da aynı saatte bekleniyordu. Saat 9’da Bölükbaşı beraberinde Kırşehir mebusları ve Genel İdare Kurulu azaları olduğu hâlde otomobille Kırşehir’e 75 kilometre uzaklıkta bulunan İğdebeli mevkiine geldi, burada bir müddet dinlenirken vekillerin yarım saat sonra İğdebeli’nden geçeceği haberi üzerine heyet Kırşehir’e müteveccihen hareket etti. Yola çıkıldıktan 20 dakika sonra önde bir trafik arabası olduğu hâlde vekillerin otomobilleri göründü. Vekillerden önce Kırşehir’e girmek isteyen Bölükbaşı’nın otomobili konvoyun önünde son hızla gidiyordu. Bir müddet böyle devam etti. Bir ara vekillerin otomobilleri C.M.P’lilerinkini geçti ve vekiller Kaman’da durdular. Burada kalabalık bir kütle Ankara’dan gelen hükûmet erkânını bekliyordu. Başta Namık Gedik olduğu hâlde diğer vekiller Kamanlılarla sohbet ederken Bölükbaşı’nın otomobili büyük bir süratle halkın arasından geçti ve yoluna devam etti. Önden giden bir trafik arabası otomobili durdurmak istediyse de buna muvaffak olamadı. Hadiseyi takip eden gazeteciler son hızla giden Bölükbaşı’nın otomobiline yetişmekte güçlük çekiyorlardı. Pek az sonra vekiller de Kaman’dan hareket ettiler. Bir trafik arabası Bölükbaşı’yı takip ediyor ve trafik polisleri gazetecilere durmalarını söylüyorlardı. Bir saat kadar devam eden bu kovalamacadan sonra Bölükbaşı Kırşehir vilayet hududundan içeri girdi ve burada Kırşehir müstakil Belediye Reisi Fazıl Yalçın tarafından karşılandı. Yolun iki tarafında toplanan büyük bir kalabalık Bölükbaşı’yı görünce sırayı bozup alkışlarla yanına geldiler ve otomobilden indirdiler. Halk Bölükbaşı’yı omuzlar üzerine almıştı. Binlerce Kırşehirli C.M.P. Genel Başkanı’nın elini öpmek için yarış ediyordu. Bölükbaşı halka sakin olmalarını alkışlamanın yasak olduğunu söyledi. ‘Hem bayram yapıyoruz diyorlar hem alkışı yasak ediyorlar. Bölükbaşı’nın gelişi üzerine alınan bu kararın manasını herkes anlar. Ellerin alkışı men edilse bile gönüllerin alkışı yasak edilemez.’ Bundan sonra C.M.P. Başkanı otomobiline binerek yola devam etti. Yolun biraz ilerisinde halkla beraber vekilleri karşılamak üzere bekleyen atlılar otomobili tekrar durdurdular. Bölükbaşı atlarından inen Kırşehir köylüleriyle kucaklaştı. Daha sonra da yollara dizilen sayısız kamyon ve otobüslere binmiş binlerce Kırşehirlinin coşkun tezahürleri arasında şehrin dış mahallelerine kadar geldi.”
“Şehrin giriş yolu üzerinde bulunan hükûmet hastanesinin önünde halk, Osman Bölükbaşı’yı otomobilden inmeye zorladı. Caddeyi dolduran kalabalık yüzünden hiçbir vasıta hareket edemiyordu. Bu yüzden C.M.P. Genel Başkanı etrafını dolduran kalabalık arasından yürümeye başladı. Bu sırada jiplere bindirilmiş kalabalık bir polis ekibi gelerek halkı dağıtmaya çalıştı. Polisin şiddet kullanmasına rağmen halk dağılmıyor ve Bölükbaşı’yı takip ediyordu. Tam bu esnada orta boylu ve şişmanca bir zat koşarak kalabalığı yardı ve C.M.P. Genel Başkanı’nı tartaklayarak otomobiline binmesini söyledi. Bu zat Kırşehir Emniyet Müdürü olan Reşat Erozan’dı. Bölükbaşı, Emniyet Müdürü’nün bu hareketine sinirlenmişti. Ellerini ve yakasını tutan Müdür’e ‘Çek elini, çek… Sen bir milletvekilini nasıl tutarsın… Sonra milletin intikamı göğün yere çökmesi gibi başına inebilir’ diye bağırdı. Emniyet Müdürü’nün Bölükbaşı’yı tartakladığını gören halk, Müdür’ün üzerine yürüdü, kalabalık arasında seçilemeyen bazı kimselerin Müdür’ü Bölükbaşı’nın yanından uzaklaştırmak için tekmelediği görüldü. Mnce polislere ‘arabasına bindirin’ diyerek emir veren Müdür hadisenin büyümekte olduğunu görünce Bölükbaşı’ya ‘kurban olayım ağabey otomobiline bin, ben de bu memleketin evladıyım’ dedi. Bölükbaşı halka dağılmasını rica ederek Emniyet Müdürü’nü muhakkak bir linçten kurtardı ve otomobiline bindi.”
Ardından tören alanına gelindi, tören gerçekleştirildi, tören için yüzlerce kurban kesilmiş, törende halk vekillere büyük bir tezahüratta bulunmuştu. Törenden sonra olanlar ise şöyleydi: “Tören sona ererken Emniyet Müdürü Bölükbaşı’nın yanına gelerek kendisinden özür diledi. Bundan sonra Bölükbaşı spor sahasını terk ederek öğle yemeğini müteakip Ankara’ya döndü.”
Tüm bunlar olurken “Bölükbaşı yarın sorguya çekiliyor” manşeti de dikkat çekiyordu. Manşetin ardındaki haber şöyleydi: “C.M.P. Genel Başkanı Osman Bölükbaşı’nın sorgusu yarın yapılacaktır. Genel Başkan hakkında hazırlanan dosya ihmal edilmiştir. Bölükbaşı’nın yarınki sorgusunu müteakip tevkif edilmesi keyfiyeti hâlâ mevcuttur. Zira bilindiği gibi C.M.P. Genel Başkanı’nın teşriî masuniyetinin kalkmasına sebep olan suç, B.M.M.’ne hakarettir. Bu suç Ceza Kanunu’nun 19’uncu maddesi şümulüne girmekte ve tatbik edilecek ceza bir sene ilâ 6 sene arasında değişmektedir. Aynı zamanda suç ağır cezayı müstelzim bulunmakta ve işte bu bakımdan C.M.P. liderinin tevkifi muhtemel görülmektedir.”
İşsizlik artıyor
1978’de döviz darlığı, ham madde yokluğu ve tıkanan krediler sanayi çarklarını durdurma noktasına getirirken; kitlesel işten çıkarmalar çığ gibi büyüyordu. Bu ekonomik durgunluk halk ve piyasa üzerinde çeşitli gerginliklere sebep oluyordu. Sanayi sektöründe toplu işten çıkarmalar ve büyük fabrikaların düşük kapasite çalışması birçok iş yeri ve fabrikanın kapanmasına sebep olurken; özellikle inşaat sektöründe 2 milyona yakın işçinin perişan duruma düştüğünü, büyük fabrikaların milyonluk teçhizatlarını satabilmek adına gazetelere ilan verildiği görülüyordu.
O günlerde, yani 7 Ağustos 1978’de fırıncıların Pazar tatili ve grev uygulamaları, enflasyonla birleşince Ramazan’ın ilk günlerinde birçok ilde pide ve ekmek üretimi sıkıntıya girmişti. Ekmek büfeleri ve fırın önlerinde uzun kuyruklar oluşturan İstanbul halkından sonra İzmir’de fırın işverenlerinin hafta tatili uygulamasına başlaması sonucu İzmir halkı ekmeksiz kaldı.
Fiyat artışının sadece iç talebin değil, ihracatın gelişmesini de olumsuz etkilediğini, para piyasasında daralma ve kredi hacimlerinin düşmesinin toplu işçi çıkarımı neticesi doğuruyordu. İktisat Fakültesi Profesörü Nevzat Yalçıntaş, aşırı taleplerin ve kıdem tazminatlarının artmasının istihdam ve işçi-işveren çatışmasını körüklediğini savunuyor ve gelecekte en önemli meselenin işsizlik hacminin artışı olacağını vurguluyordu.
Gerçek işsiz sayısının kesin rakamları belirtilmese de resmî istatistiklerin en az iki katı olduğu öne sürülmekteydi. İşten çıkarmalara ve enflasyona karşı sendikalar ve işçi konfederasyonları, tepkilerini grev kararlarıyla göstermişti. Bir önceki yıla göre %17 artan işsizlik oranının yanı sıra; İstanbul’da sadece Mayıs ayında İşçi Bulma Kurumu’na başvuran işsiz sayısının “74.117” rakamına ulaştığı belirtilmişti. Bunun yanında diğer büyük sanayi bölgelerinden İzmir, Ankara ve Adana’da kapanan fabrika sayıları günden güne artmaktaydı. Kocaeli’nde “parasal sorunları ve ham madde yokluğunu” sebep gösteren Bölge Çalışma Müdürlüğü yetkilileri; çıkarılan işçilerin yürüyüş düzenleyerek sendikaları protesto edeceği, müesseselerin işçi maaşlarını ödeyemediğini bildiriyordu. Bunun yanı sıra halkın kafa karışıklığı da bazı finansal hareketlere kalkışmaya sebep veriyor; dönemin İstanbul Ticaret Odası Başkanı Celal Umur, vatandaşların altına hücum etmesini “ekonomik bir şaşkınlık” olarak tanımlamıştı.
O günlere baktığımızda sosyal bir felaket olarak işsizlik; başta otomotiv, kimya ve tekstil sanayilerindeki işten çıkarmalar Türkiye’nin ekonomik krizinin insani boyutunu gözler önüne seriyor. 1978 Türkiyesi'nde üretim çarklarının yavaşlaması ve satın alma gücünün erimesiyle derinleşen bu süreç, işsizliği sıradan bir ekonomik veri olmaktan çıkarıp toplumsal dokuyu zedeleyen bir felakete dönüştürüyor; Tercüman'ın satırları ise bu tabloyu bugüne taşıyor.
Kafaoğlu: “Vergi reformu yapacağız”
30 Temmuz 1982’de Türkiye, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin gölgesinde, hem siyasal hem de ekonomik anlamda oldukça sancılı bir geçiş dönemi yaşıyordu. Siyasal sahnede, askeri yönetimin kontrolündeki Danışma Meclisi tarafından hazırlanan ve devlet-toplum ilişkisini otoriter bir çizgiyle yeniden dizayn etmeyi amaçlayan 1982 Anayasası tasarısının tartışmaları hakimdi. Sosyal hayatta sıkıyönetim şartlarının getirdiği siyasi yasaklar ve baskı iklimi sürerken, halkın en büyük gündem maddelerinden biri geçim sıkıntısıydı. Ekonomik cephede, "Banker Kastelli" krizinin yarattığı yıkıcı sarsıntının ardından 24 Ocak Kararları'nın mimarı Turgut Özal istifa etmiş; yerine geçen yeni Maliye Bakanı Adnan Başer Kafaoğlu ise bozulan ekonomik dengeleri toparlama ve dar gelirli ile esnafın üzerindeki ağır mali yükü hafifletme vaatleriyle göreve başlamıştı.
Dönemin bu ağır ekonomik tablosu ve yönetimin buna bulmaya çalıştığı yeni çözümler, 30 Temmuz 1982 tarihli Tercüman gazetesinin manşetlerine açıkça yansımıştı. Gazete, Maliye Bakanı Adnan Başer Kafaoğlu'nun ekonomik istikrar programının özünden sapmadan yeni tedbirlerle destekleneceği yönündeki güvencesini ilk sayfadan duyuruyordu. Ankara’da düzenlediği ilk basın toplantısında ekonominin röntgenini çeken Kafaoğlu; vergi hasılatındaki artış hızının bir ölçüde gerilediğini ve gümrük vergilerinin etkisini tehlikeli derecede kaybettiğini dolaylı olarak kamuoyuyla paylaşıyordu. Verginin iktisadi ve mali politikaların bir aracı olarak yeterince kullanılamadığını vurgulayan Bakan, doğrudan esnafa ve vatandaşa seslenerek kapsamlı bir "Vergi Reformu" yapacaklarını müjdeliyordu: "Vergi kanunlarında yapılan değişikliklerin, bilhassa esnafın karşılaştığı güçlükler yönünden yeniden gözden geçirilmesi, gündeme alınması gereken önemli bir husus olarak dikkati çekmektedir." Gazetenin aktarımına göre Kafaoğlu, vergi kanunlarının zorlayıcı yorumlarla uygulanmasına, sert ve katı idari tutumların vatandaşı rahatsız ederek mağdur etmesine artık son verileceğinin altını çiziyordu.
Aynı günün Tercüman gazetesinde siyasal hayata ve yeni anayasa inşasına dair tartışmalar da bir diğer manşetle okuyucuya sunuluyordu. Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu’nun tasarıya "muhalefet şerhi" koyan üyelerinden İhsan Göksel'in açıklamaları, dönemin hürriyet-güvenlik ikilemini gözler önüne seriyordu. Tasarıyı savunan Göksel, kamuoyundaki kısıtlama eleştirilerine yanıt vererek yeni metinde hürriyetlerin 1961 Anayasası'ndan daha geniş yer aldığını, sadece hürriyetlerin "kötüye kullanılmasının önüne geçildiğini" iddia ediyordu. Göksel'in muhalefet şerhi koyma gerekçesi ise hürriyetlerin azlığı değil, eski sistemin bazı kalıntılarının devam etmesiydi. Gazeteye yaptığı özel açıklamada, muhalefet gerekçesini doğrudan şu çarpıcı sözlerle ifade ediyordu: "Tasarıda milli duygularla ilgili hükümler ile üniversitelerin 1961 Anayasası'ndaki durumlarının aynen korunmasına karşı çıktım." Bu satırlar, 1982 Türkiyesi'nde üniversitelerin özerkliği ve milli ideoloji konularındaki tartışmaların devletin zirvesinde ne denli hararetli geçtiğini tarihi bir şahitlikle bugüne aktarmaktadır.
Demirel, hükûmet programını Meclis ve Senato’da okudu
28 Temmuz 1977 Türkiye'si; siyasi kutuplaşmanın, ağır ekonomik krizin ve toplumsal şiddetin tırmandığı çalkantılı bir atmosferde, Süleyman Demirel başbakanlığında yeni kurulan İkinci Milliyetçi Cephe (MC) Hükûmeti ile kritik bir virajdan geçmekteydi. Ülke bir yandan döviz darboğazı, karaborsa ve güvenlik endişeleriyle boğuşurken, diğer yandan gözler Meclis'teki siyasi dengelere ve yeni hükûmetin güvenoyu sürecine çevrilmişti. İşte bu sıcak atmosferde yayımlanan 28 Temmuz 1977 tarihli Tercüman gazetesi de sayfalarını II. MC Hükûmeti'nin Meclis'e sunulan programına, iktidar cephesindeki iç krizlere ve muhalefetin tepkilerine ayırarak dönemin siyasi panoramasına tanıklık etmekteydi.
28 Temmuz 1977 tarihli Tercüman gazetesinin ana manşeti, yeni kurulan İkinci Milliyetçi Cephe (AP-MSP-MHP) koalisyonunun Meclis mesaisine odaklanıyor. Gazete, "Demirel, Hükûmet Programını Meclis ve Senato'da Okudu" manşetiyle verdiği haberde, 36 sayfalık programın Başbakan Süleyman Demirel tarafından her iki kanatta da ayrı ayrı okunduğunu aktarıyor. Haberde dolaylı anlatımla yer alan bilgilere göre, müzakerelerin cumartesi günü tamamlanması hâlinde 1 Ağustos'ta güven oylamasına gidilmesi planlanıyor. Tercüman'ın satır aralarından aktardığı kadarıyla programda; kanunsuz fiillerin eşit uygulamalarla önlenerek kanun hakimiyetinin sağlanacağı, iktidar ve muhalefet arasındaki gerginliğin yerini uzlaşmaya bırakması için çaba gösterileceği ve seçmen yaşının 18'e düşürüleceği ifade ediliyor.
Tercüman'ın detaylandırdığı hükûmet programında ekonomik, toplumsal ve dış politikaya dair iddialı vaatler de yer alıyor. Hükûmetin hedeflerini okuyucuya özetleyen habere göre; 163. madde tadil edilecek, müstehcen neşriyat önlenecek ve manevi ilimler üniversitesi kurulacak. Ayrıca din derslerinin din eğitimi almış kişilerce verileceği belirtiliyor. Ekonomik alanda bankacılık ve sigortacılık sistemlerinin yeniden düzenleneceği, yüksek faiz uygulamasının kaldırılarak faizsiz kredi sistemine geçilmeye çalışılacağı ve memur maaşlarının daha adil bir seviyeye çekileceği aktarılıyor. Dış politikada ise Ege'de hakkaniyete uygun bir iş birliği hedeflendiği, Kıbrıs'ta ise toplumlararası görüşmeler yoluyla kalıcı bir çözüme ulaşılacağına inanıldığı vurgulanıyor.
Gazetenin aynı günkü bir diğer dikkat çekici manşeti ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı etrafında dönen krize ve krizin çözümüne ayrılmış: "Kâmran İnan Bakanlık'ta kaldı." Tercüman'ın haberine göre, Adalet Partisi (AP) Senato ve Meclis ortak grubu, Başbakan Demirel'in de desteğiyle Bitlis Senatörü Kâmran İnan'ın görevine devam etmesi yönünde ittifakla karar aldı. Gazete, İnan'ın kuliste gazetecilere yaptığı açıklamaları doğrudan alıntılayarak sunuyor. Kendi aldığı prensip kararının partisini yıpratmak amacıyla istismar edilmesinden yakınan İnan, durumu, "Bir AP'li parlamenter kendi gruplarının ittifakla aldığı karara ancak uymak durumundadır. Zevkle, şerefle uyarım" sözleriyle değerlendiriyor ve ekliyor: "Benim her adımımın amacı partimin güçlenmesidir. Ben AP ile varım."
Tercüman gazetesi, dönemin CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in bu süreçteki tavrını ise "Bir Talihsiz Çıkış Daha..." başlığıyla eleştiriyor. Haberde dolaylı bir dille, Ecevit'in düzenlediği basın toplantısında Enerji Bakanlığı koltuğu boşken hükûmet programının Meclis'e sunulmasının Anayasa'ya aykırı olduğunu iddia ettiği aktarılıyor. Ancak gazete, Ecevit bu iddiada bulunurken Kâmran İnan'ın çoktan bakanlıkta kalmayı kabul ettiğini vurgulayarak durumu muhalefet açısından bir siyasi iletişim kazası olarak resmediyor. Nitekim haberde İnan'ın Ecevit'e verdiği doğrudan yanıt da yer alıyor: "Sayın Ecevit, durumumla ilgili açıklamayı yapmakta geç kaldı." Bu tablo, Tercüman'ın sütunlarında iktidar cephesindeki bir iç krizin tatlıya bağlandığı, muhalefetin ise siyasi gelişmelerin gerisinde kaldığı şeklinde özetleniyor.


