
Nixon istifa etti
9 Ağustos 1974’te ABD Başkanı Richard Nixon, 1972’den o güne süren Watergate Skandalı sebebiyle görevinden istifa etmişti. İlk kez bir ABD Başkanı’nın istifası söz konusu olduğu için kamuoyunda büyük bir yankı uyandıran bu olay, Tercüman’ın manşetinde de yer bulmuştu.
1972 ile 1974 arasında Richard Nixon’ın başkanlığı sırasında Amerika Birleşik Devletleri’nde siyasi bir skandal yaşandı. Skandalın adı, “Watergate Skandalı”ydı. Nixon yönetiminin, 17 Haziran 1972’de Washington, D.C’deki Watergate Ofis Binası’nda bulunan Demokratik Ulusal Komite merkezine yapılan baskındaki rolünü gizleme girişimi bu olaya ismini vermişti. Hırsızlık ve haneye tecavüz olaylarına karışan beş kişinin yakalanmasının ardından olaylar Richard Nixon’un 1972’de yeniden seçim kampanyasının bağış toplama organizasyonu olan Başkanlık Yeniden Seçilme Komitesi ile ilişkilendirildi. Daha sonraki soruşturmalar ve duruşmalar neticesinde tanıkların Nixon yönetiminin haneye tecavüz olayına karıştığını örtbas etmek için planlar yaptığını ve Oval Ofis’te sesle etkinleştirilen bir kayıt sistemi bulunduğunu ifade ettikleri ortaya çıktı. Nixon yönetiminin soruşturmaya direnmesi ise büyük bir krize yol açtı. O dönem yaşanan Watergate duruşmaları ülke çapında oldukça ilgi görmüş, kamuoyunun dikkatini çekmiş, hatta televizyonlarda yayımlanmıştı.
Ortaya çıkan çok sayıda ifşa ve Nixon’un soruşturmayı engelleme çabaları nedeniyle 1973’te Temsilciler Mecslisi’nin Nixon’a karşı azil süreci başlattı. 1974’te ise Yüce Mahkeme’nin verdiği karar doğrultusunda Nixon Oval Ofis’teki kayıtları teslim etmeye zorlandı, ardından Temsilciler Meclisi Yargı Komitesi Nixon’a yöneltilen üç suçlama maddesini onaylayınca Nixon da 9 Ağustos 1974’te istifasını verdi.
Peki bu olay Tercüman’da nasıl yankı buldu?
Aynı gün, 9 Ağustos 1974’te Tercüman’ın manşetinde “Nixon istifa etti” cümlesi dikkat çekiyordu. Haberin detayı şöyle: “Watergate skandalı sonunda bütün yardımcıları ve yakın mesai arkadaşları hakkında kanuni soruşturma açılmış bulunan Amerika Birleşik Devletleri Cumhurbaşkanı Richard Nixon uzun bir direnmeden sonra nihayet bu sabah Türkiye saati ile 04.00’da başkanlık görevinden istifa ettiğini Amerikan radyo ve televizyonlarından açıklamıştır. Nixon’un istifasını müteakip Başkan Yardımcısı Gerald Ford, Amerika Birleşik Devletleri’nin 38. Cumhurbaşkanı olarak derhâl göreve başlamıştır. Birleşik Amerika tarihinde görevinden istifa edecek ilk başkan olacak Nixon, Gerald Ford ile Beyaz Saray’ın Oval Bürosu’nda 70 dakika süren bir görüşme yapmıştır. Öte yandan bazı kongre üyeleri, Nixon’un istifa ettikten sonra yargılanmaması için girişimlerde bulunmuşlardır. Senato Demokratlar Lideri Mike Manafleld, Nixon’un yargılanmamasına muhalefet ettiğini bildirmiştir. Bir Beyaz Saray Yetkilisi, Nixon’un eli Pat ile iki kızının görevinde kalması için mücadele etmesini istediklerini ve istifaya şiddetle karşı koyduklarını söylemiştir. Nixon ailesindeki üç kadından özellikle kızı Julie Eisenhower babasının mücadele etmesini istemektedir. Nixon ailesinin üç kadını, Nixon’un istifa etmemesini istemişler ve bunun suç işlemeyi kabul anlamına geleceğini, Nixon’un hiçbir suç işlemediğini tartışmışlardır. Öte yandan eski Savunma Bakanlarından ve Gerald Ford’un yakın arkadaşı Melvin Laird, Ford’a Başkan Yardımcılığına aday olarak New York eski valisi Nelson Rockegeller’i göstermesini teklif etmiştir. Rockefeller ile bu konuda temas edilmiş ve görevi kabul edeceği öğrenilmiştir. Birleşil Amerika tarihinde ilk defa olarak Başkan ve Başkan Yardımcısı seçilmeden iş başına gelmektedir.”
180 bin memur ekimde 2 derece ilerleme yapacak
3 Eylül 1972 tarihli Tercüman gazetesi, yaklaşık 180 bin memuru ilgilendiren yeni düzenlemeyi “180 bin memur ekimde 2 derece ilerleme yapacak” manşetiyle duyuruyor. “Kararname yakında yürürlüğe giriyor” başlığıyla verilen haberde, memurların özlük haklarında yapılacak değişikliklerin ayrıntıları aktarılırken, düzenlemenin ekim ayında uygulanmaya başlanacağı bildiriliyor. Yeni düzenleme, memurların mevcut derece ve kademelerinin yeniden değerlendirilmesini ve belirli şartları taşıyan çalışanların daha üst derecelere ilerlemesini öngörüyordu.
1972 Türkiye’sinde kamu çalışanlarının özlük ve ekonomik hakları önemli gündem maddelerinden biriydi. Tercüman’ın nüshasında yer alan haberde, yaklaşık 180 bin memurun kadro derecelerinde iki derece ilerleme yapılacağı belirtilerek memurların uzun süredir beklediği bazı haklarda iyileştirmeye gidileceğinin haberi veriliyordu. Bunu yanında bedava tedavi yönetmeliği de yürürlüğe giriyordu. Personel Kanunu’nun uygulanması sırasında ortaya çıkan intibak sorunlarının memurlar açısından önemli bir mesele oluşturduğu belirtiliyordu. Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu’nun açıklamalarına yer verilen haberde, özellikle öğretmenler başta olmak üzere çeşitli memur gruplarının özlük haklarında yaşanan sorunların giderilmesi üzerinde duruluyordu. 1972 yılı sonu ile 1973 yılı içinde memur meselelerinin büyük ölçüde çözüme ulaştırılacağının müjdesi de veriliyordu.
Gazetenin vurguladığı bir diğer bilgi ise birikmiş maaş farklarının 1973 yılında ödeneceği yönündeydi. Memurlara en az bir maaş tutarında ödeme yapılacağı aktarılırken, kamu çalışanlarının ekonomik beklentilerine de dikkat çekiliyordu. Haberde ayrıca memurlar için mesken kredisi açılacağı bilgisi de yer alıyordu. Böylece dönemin kamu personel politikasında sadece derece ve kademe düzenlemesi değil, çalışanların ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarına yönelik destekler de gündeme getiriliyordu.
Tercüman’ın 3 Eylül 1972 manşetleri, dönemin kamu çalışanlarının derece, kademe, maaş farkları ve sosyal haklar etrafındaki beklentilerini gözler önüne sererken, devletin personel politikasında kapsamlı bir düzenleme arayışına da işaret ediyor.
İşsizlik artıyor
1978’de döviz darlığı, ham madde yokluğu ve tıkanan krediler sanayi çarklarını durdurma noktasına getirirken; kitlesel işten çıkarmalar çığ gibi büyüyordu. Bu ekonomik durgunluk halk ve piyasa üzerinde çeşitli gerginliklere sebep oluyordu. Sanayi sektöründe toplu işten çıkarmalar ve büyük fabrikaların düşük kapasite çalışması birçok iş yeri ve fabrikanın kapanmasına sebep olurken; özellikle inşaat sektöründe 2 milyona yakın işçinin perişan duruma düştüğünü, büyük fabrikaların milyonluk teçhizatlarını satabilmek adına gazetelere ilan verildiği görülüyordu.
O günlerde, yani 7 Ağustos 1978’de fırıncıların Pazar tatili ve grev uygulamaları, enflasyonla birleşince Ramazan’ın ilk günlerinde birçok ilde pide ve ekmek üretimi sıkıntıya girmişti. Ekmek büfeleri ve fırın önlerinde uzun kuyruklar oluşturan İstanbul halkından sonra İzmir’de fırın işverenlerinin hafta tatili uygulamasına başlaması sonucu İzmir halkı ekmeksiz kaldı.
Fiyat artışının sadece iç talebin değil, ihracatın gelişmesini de olumsuz etkilediğini, para piyasasında daralma ve kredi hacimlerinin düşmesinin toplu işçi çıkarımı neticesi doğuruyordu. İktisat Fakültesi Profesörü Nevzat Yalçıntaş, aşırı taleplerin ve kıdem tazminatlarının artmasının istihdam ve işçi-işveren çatışmasını körüklediğini savunuyor ve gelecekte en önemli meselenin işsizlik hacminin artışı olacağını vurguluyordu.
Gerçek işsiz sayısının kesin rakamları belirtilmese de resmî istatistiklerin en az iki katı olduğu öne sürülmekteydi. İşten çıkarmalara ve enflasyona karşı sendikalar ve işçi konfederasyonları, tepkilerini grev kararlarıyla göstermişti. Bir önceki yıla göre %17 artan işsizlik oranının yanı sıra; İstanbul’da sadece Mayıs ayında İşçi Bulma Kurumu’na başvuran işsiz sayısının “74.117” rakamına ulaştığı belirtilmişti. Bunun yanında diğer büyük sanayi bölgelerinden İzmir, Ankara ve Adana’da kapanan fabrika sayıları günden güne artmaktaydı. Kocaeli’nde “parasal sorunları ve ham madde yokluğunu” sebep gösteren Bölge Çalışma Müdürlüğü yetkilileri; çıkarılan işçilerin yürüyüş düzenleyerek sendikaları protesto edeceği, müesseselerin işçi maaşlarını ödeyemediğini bildiriyordu. Bunun yanı sıra halkın kafa karışıklığı da bazı finansal hareketlere kalkışmaya sebep veriyor; dönemin İstanbul Ticaret Odası Başkanı Celal Umur, vatandaşların altına hücum etmesini “ekonomik bir şaşkınlık” olarak tanımlamıştı.
O günlere baktığımızda sosyal bir felaket olarak işsizlik; başta otomotiv, kimya ve tekstil sanayilerindeki işten çıkarmalar Türkiye’nin ekonomik krizinin insani boyutunu gözler önüne seriyor. 1978 Türkiyesi'nde üretim çarklarının yavaşlaması ve satın alma gücünün erimesiyle derinleşen bu süreç, işsizliği sıradan bir ekonomik veri olmaktan çıkarıp toplumsal dokuyu zedeleyen bir felakete dönüştürüyor; Tercüman'ın satırları ise bu tabloyu bugüne taşıyor.
Kafaoğlu: “Vergi reformu yapacağız”
30 Temmuz 1982’de Türkiye, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin gölgesinde, hem siyasal hem de ekonomik anlamda oldukça sancılı bir geçiş dönemi yaşıyordu. Siyasal sahnede, askeri yönetimin kontrolündeki Danışma Meclisi tarafından hazırlanan ve devlet-toplum ilişkisini otoriter bir çizgiyle yeniden dizayn etmeyi amaçlayan 1982 Anayasası tasarısının tartışmaları hakimdi. Sosyal hayatta sıkıyönetim şartlarının getirdiği siyasi yasaklar ve baskı iklimi sürerken, halkın en büyük gündem maddelerinden biri geçim sıkıntısıydı. Ekonomik cephede, "Banker Kastelli" krizinin yarattığı yıkıcı sarsıntının ardından 24 Ocak Kararları'nın mimarı Turgut Özal istifa etmiş; yerine geçen yeni Maliye Bakanı Adnan Başer Kafaoğlu ise bozulan ekonomik dengeleri toparlama ve dar gelirli ile esnafın üzerindeki ağır mali yükü hafifletme vaatleriyle göreve başlamıştı.
Dönemin bu ağır ekonomik tablosu ve yönetimin buna bulmaya çalıştığı yeni çözümler, 30 Temmuz 1982 tarihli Tercüman gazetesinin manşetlerine açıkça yansımıştı. Gazete, Maliye Bakanı Adnan Başer Kafaoğlu'nun ekonomik istikrar programının özünden sapmadan yeni tedbirlerle destekleneceği yönündeki güvencesini ilk sayfadan duyuruyordu. Ankara’da düzenlediği ilk basın toplantısında ekonominin röntgenini çeken Kafaoğlu; vergi hasılatındaki artış hızının bir ölçüde gerilediğini ve gümrük vergilerinin etkisini tehlikeli derecede kaybettiğini dolaylı olarak kamuoyuyla paylaşıyordu. Verginin iktisadi ve mali politikaların bir aracı olarak yeterince kullanılamadığını vurgulayan Bakan, doğrudan esnafa ve vatandaşa seslenerek kapsamlı bir "Vergi Reformu" yapacaklarını müjdeliyordu: "Vergi kanunlarında yapılan değişikliklerin, bilhassa esnafın karşılaştığı güçlükler yönünden yeniden gözden geçirilmesi, gündeme alınması gereken önemli bir husus olarak dikkati çekmektedir." Gazetenin aktarımına göre Kafaoğlu, vergi kanunlarının zorlayıcı yorumlarla uygulanmasına, sert ve katı idari tutumların vatandaşı rahatsız ederek mağdur etmesine artık son verileceğinin altını çiziyordu.
Aynı günün Tercüman gazetesinde siyasal hayata ve yeni anayasa inşasına dair tartışmalar da bir diğer manşetle okuyucuya sunuluyordu. Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu’nun tasarıya "muhalefet şerhi" koyan üyelerinden İhsan Göksel'in açıklamaları, dönemin hürriyet-güvenlik ikilemini gözler önüne seriyordu. Tasarıyı savunan Göksel, kamuoyundaki kısıtlama eleştirilerine yanıt vererek yeni metinde hürriyetlerin 1961 Anayasası'ndan daha geniş yer aldığını, sadece hürriyetlerin "kötüye kullanılmasının önüne geçildiğini" iddia ediyordu. Göksel'in muhalefet şerhi koyma gerekçesi ise hürriyetlerin azlığı değil, eski sistemin bazı kalıntılarının devam etmesiydi. Gazeteye yaptığı özel açıklamada, muhalefet gerekçesini doğrudan şu çarpıcı sözlerle ifade ediyordu: "Tasarıda milli duygularla ilgili hükümler ile üniversitelerin 1961 Anayasası'ndaki durumlarının aynen korunmasına karşı çıktım." Bu satırlar, 1982 Türkiyesi'nde üniversitelerin özerkliği ve milli ideoloji konularındaki tartışmaların devletin zirvesinde ne denli hararetli geçtiğini tarihi bir şahitlikle bugüne aktarmaktadır.


