
Tarihî meclis toplandı
27 Mayıs 1960 Darbesi’yle birlikte meclis ve anayasa ordu tarafından feshedilmişti. Aylar sonra 6 Ocak 1961 tarihinde ancak yeni bir meclis kurulabilmiş, yeni anayasa için çalışmalara ağırlık verilebilmişti. Peki, neler olmuştu? Gelin, Tercüman’ın 7 Ocak günü manşetleri eşliğinde birlikte bakalım.
27 Mayıs 1960 Darbesi üzerinden aylar geçmişti. Devlet yönetimindeki Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve hükûmeti elinde tutan Refik Koraltan, Fatin Rüştü Zorlu, Ahmet Salih Korur gibi Demokrat Parti üyeleri tutuklanmışlardı ve pek çoğu idamla yargılanmaktaydı. Mahkemeler devam ederken; devlet yönetimi ordu tarafından idare ediliyordu. Anayasa ve meclis feshedilmişti, darbenin hemen ardından kurulan Millî Birlik Komitesi yeni anayasa oluşturulana kadar geçici yasalar çıkartmıştı, yasama ve yürütme yetkisi bu komitedeydi. Yetkileri ele geçiren Millî Birlik Komitesi, zaman kaybetmeden hızla anayasa çalışmalarına başladı ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Sıddık Sami Onar başkanlığında birçok öğretim üyesini toplayarak İstanbul Komisyonu’nu oluşturdu. Bu komisyonla birlikte bir anayasa tasarısı hazırlandı ama bu tasarı olumsuz tepkilerle karşılandı. Bunun üzerine ise toplumu daha iyi temsil edeceği düşünülen “Kurucu Meclis”in kurulmasında karar kılındı.
Kurucu Meclis ise 6 Ocak 1961’de toplanmıştı. Tercüman’ın ertesi gün manşetine de bu an şu cümlelerle tarif edilmişti: “TARİHİ MECLİS TOPLANDI” … Ardından bu toplantının detayları gerek sözel tanıklıkla gerekse fotoğraflarla hem kamuoyuna aktarılmış hem de Türk siyasi tarihine iz bırakmıştı. Şöyle devam ediyordu Tercüman: “Doktorlar izin vermediğinden Gürsel ilk celsede bulunamadı. Açılış konuşmasını F. Özdilek yaptı. İsmet İnönü ve O. Bölükbaşı yemin ederlerken azalar her ikisine de coşkun tezahüratta bulundular.”
Yaşananlar ve kullanılan ifadeler dikkat çekiciydi, pek çok siyasi gerilimin ardındaki paradigmaları gözler önüne seriyordu sanki. Tercüman muharriri Muammer Yaşar haberine devam ederken şunları söylüyordu: “İkinci Cumhuriyet’in temeli olan Kurucu Meclis bugün saat 15’te yeni meclis binasında toplandı. Devlet ve Hükûmet Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel henüz nekahet devresini geçirmediği için Meclis’in açılış konuşmasını Komite azası Fahri Özdilek okudu…” İkinci Cumhuriyet bahsi, yeteri kadar açık mıydı, galiba evet. Üç önemli husus üzerinde duruluyordu bu meclis konuşmasında:
- “Meselelerimiz parti bakımından değil, millî menfaatler yönünden tetkik edilmelidir.”
- “Devlet tekâmül yollarına ışık tutan ilim, ahlak ve bir kudret olarak anlamak lazım.
- “Asil çalışmanız milletimiz arasındaki kardeş düşmanlığının ortadan kalkmasına yardım edecektir.”
Yeni kurulan kabinenin ilk toplantısına dair ayrıntılar şöyle veriliyordu: “Yeni Bakanlar Kurulu bu sabah bir tanışma toplantısı yapmıştır. Saat 9’da başlayan toplantı bir saat kadar devam etmiştir. Toplantıda, Bakanlar Kurulu’na yeni giren bakanlar birbiriyle tanışmışlardır. Kabine yarın da bir toplantı yapacaktır. Bilindiği gibi yeni Bakanlar Kurulu’nda 6 yeni isim bulunmaktadır. Bunlardan Millî Eğitim Bakanı Profesör Turhan Feyzioğlu ile Basın Yayın ve Turizm Bakanı Cihad Baban CHP’li, Çalışma Bakanı Ahmet Tahtakılıç da CKMP’lidir.” İsimlerden biri, eski Tercüman yazarlarından, hatta baş muharrirlerindendi: Cihad Baban…
Tercüman’ın o günkü basımında bir yandan kabinenin tanışma toplantısına dair detaylar aktarılıyor ve anayasa oluşturulana kadar yürürlükte olacak yasalar beyan ediliyordu bu sayfalarda, öte yandan da Yassıada davalarına yer verilmeye devam ediyordu. Bazı davalar da yeni toplanan Meclis’e havale ediliyordu, 147’ler meselesi örneğin. İlerleyen günler de bu karmaşık ve sancılı süreci yansıtır nitelikte olacaktı… Ve Tercüman, her günü detaylarıyla kamuoyuna duyurmaya, tarihe belge bırakmaya devam edecekti.
Melen: Temaslar müsbet
Hükûmetin temaslarının olumlu bir çerçevede ilerlemesi, siyasi aktörler arasında diyaloğun korunmasına yönelik çabaların da göstergesi olarak değerlendirilebilir. Melen, MGP Genel Başkanı Feyzioğlu, DP Genel Başkanı Bozbeyli ve CP Genel Başkanı Satır ile Anayasa değişiklikleri konusunu görüşmüştü. Millî Birlik Grubu Başkanı Fahri Özdilek ve Kontenjan Grubu Başkanı Fahri Korutürk ile de görüşecek olan Melen, bu görüşmelerin sonunda kamuoyuna geniş bilgi verecekti. Başbakan, temasların müspet gittiğini söylemişti.
Melen, önceki gün Demirel ve Ecevit’le yaptığı görüşmelerde, Partiler arası Anayasa Komisyonunun kabul ettiği değişikliklerin hükûmetçe tatmin edici bulunduğunu parti liderlerine bildirmiş, ancak Devlet Güvenlik Mahkemesi kuruluşunda ısrar etmişti. Normal rejime geçiş için bu mahkemelerin kurulmasının şart olduğunu belirtmişti. Mahkemenin kuruluşuna yalnızca CHP karşı çıktığından, dünkü görüşmede Ecevit, konunun yetkili kurullarda bir kere daha müzakere edilmesi için Melen ile görüş birliğine vardı.
Feyzioğlu, hükûmetin temel hedeflerinin her türlü yıkıcı faaliyete ve anarşiye karşı Cumhuriyeti emniyetle koruyacak tedbirleri almak, millî bünyeye ve millî ihtiyaçlara uygun reform kanunlarını çıkarmak, memleketi ve rejimi normal düzene kavuşturmak olduğunu söylemişti. Feyzioğlu, “Bu hedeflerde başından beri olduğu gibi, bugün de tam mutabakat hâlindeyiz” dedi. MGP Genel Başkanı, partisinin Devlet Güvenlik Mahkemesi kurulmasına taraftar olduğunu da belirtiyordu.
Bozbeyli, Başbakan’ın seçimden önce alınması gereken tedbirlere dair düşüncelerini ve tekliflerini söylediğini nakletti. Bu konuların Anayasa değişiklikleri, seçim kanunu ve reformlar olduğunu bildiren Bozbeyli, “Geniş ölçüde mutabakat içindeyiz. Güvenlik mahkemesi kurulmasını prensip olarak kabul ediyoruz” demişti.
Satır, normal döneme bir an önce geçilmesi için Başbakan’ın çalıştığını söylemişti. Partiler arası komisyonda ele alınan değişikliklerin ve seçim kanunu konusunun görüşüldüğünü bildiren Satır, “Biz CP olarak devlet güvenlik mahkemelerinin kurulmasına taraftarız” demişti. Satır, bu arada ön seçimin kaldırılması gerektiğini de ifade ediyordu.
Melen, kanunlarla yapılacak değişikliklerle istenen neticenin elde edilmesi mümkün olursa üniversite ve Danıştay ile ilgili Anayasa değişikliklerinden vazgeçileceğini bildiriyordu. Ecevit’in hukuk devletine yaraşır bir devlet güvenlik mahkemesi kurulmasını istediğini, kendisinin de aynı görüşte olduğunu ekliyordu. Hakkında gensoru açılması istenen Ticaret Bakanı Talu’nun bir hükûmet buhranına yol açmamak için sorumluluğu üzerine almak istediğini, ancak bunun mümkün olamayacağını söyleyen Melen, “Bu bir hükûmet tasarrufudur. Hükûmet tasarrufunun sorumluluğunu Talu’ya yüklemek tabii haksızlık olur” diyordu. Gazetecilerin “Bir hükûmet buhranı görülüyor mu?” sorusuna Melen, “Ben ileriye bakarım” karşılığını verdi. Melen, “Benim istifa etmemden kimler memnun olacaksa adreslerini versinler, evvela onlara haber vereceğim” diyerek net tavrını da ortaya koyuyordu.
1972 yılı, Türkiye’de siyasi dengelerin ve hükûmetin geleceğine ilişkin tartışmaların gündemde olduğu bir dönemdi. Bu ortamda Başbakan Melen’in temasları olumlu değerlendirmesi, siyasi ilişkilerin sürdürülmesi ve meselelerin görüşmeler yoluyla ele alınması bakımından önem taşıyordu.
“İdare tarzını millet seçer”
Demirel, hür demokratik düzenin temel şartının vatandaşın devlet faaliyetlerini sorgulayabilmesi olduğunu belirtirken, ekonomik kalkınmanın da kişi hürriyeti ve serbest teşebbüsle mümkün olabileceğini savunuyordu. Partisinin Manisa’daki kongresinde yaptığı konuşmada Türkiye’nin yönetim anlayışına, demokratik düzene ve ekonomik kalkınmaya ilişkin önemli mesajlar veriyor. Demirel, “İdare tarzını millet seçer” diyerek egemenliğin kaynağının doğrudan millet iradesi olduğunun altını çiziyor. Demirel’e göre egemenliğin millette olması tartışılacak ya da şüphe edilecek bir konu değildi. “Hâkimiyet hakkının yegâne meşru sahibi millettir ve bu hakka dayalı yetkilerinde menşei ancak millettir.” Devletin yönetilmesi ve hüküm verme yetkisinin kaynağının millet olduğunu belirten AP lideri, bu iradenin gerçek anlamda ortaya çıkabilmesi için farklı fikirlerin serbestçe dile getirilebilmesi ve tartışılabilmesi gerektiğini söylüyor. “Yapılmadığı yerde millî iradeden bahsetmek aldatmacadır” görüşünü dile getirirken, millet hâkimiyetinin gerçekleşmesi için gerekli ilk şartın hürriyet rejimi olduğunu ifade ediyor. “Egemenliğin millette olduğu kavramı tartışma konusu, şüphe konusu değildir.”
Vatandaşın sadece seçim dönemlerinde değil, devlet faaliyetlerinin tamamında söz ve denetim hakkına sahip olması gerektiğini belirten Demirel, vatandaşın devlet faaliyetlerinin hesabını sorma hakkı bulunduğunu da söylüyor. Ona göre yönetim vatandaşa yaklaştıkça demokratik rejim zayıflamayacak, tersine güçlenecekti. Konuşmasının ekonomi bölümünde de siyasi hürriyet ile ekonomik kalkınma arasında doğrudan bir bağ kurdu. AP'nin program ve tüzüğünde ekonomik düzenin temel esaslarının Anayasa ile uyumlu olduğunu belirten Demirel, kişinin dilediği alanda çalışma hürriyetinin ve serbest teşebbüsün korunmasını savunuyordu.
Demirel’e göre ferdin yaratma gücü ve teşebbüs kabiliyeti, ekonomik ve sosyal gelişmenin vazgeçilmez unsurlarıydı. “Hürriyet içinde kalkınma” anlayışını öne çıkaran AP lideri, teşebbüs özgürlüğünün engellenmesinin yalnızca ekonomiye değil, doğrudan doğruya hürriyetlere ve demokratik rejime zarar vereceğini ifade ediyordu. Ancak devletin ekonomik hayattan tamamen çekilmesi gerektiği görüşünde de değildi. Devletin ekonomik faaliyetlere yön vermesi, altyapı yatırımlarını gerçekleştirmesi ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde büyük ölçekli bazı faaliyetleri üstlenmesi gerektiğini belirtiyordu. Bunun yanında özel sektörün de ekonomik hayata katılımının desteklenmesi gerektiğini savunuyordu.
Demirel’in Manisa’daki konuşması, 1972 Türkiye’sinde siyasi tartışmaların merkezinde bulunan millet egemenliği, hürriyet, demokrasi ve ekonomik kalkınma başlıklarını bir araya getiriyor. AP liderinin ortaya koyduğu anlayışta yönetimin meşruiyet kaynağı millet, demokratik düzenin güvencesi hürriyet, ekonomik kalkınmanın dayanağı ise serbest teşebbüstü.
“İdare tarzını millet seçer” sözü de bu yaklaşımın özeti niteliğinde: Devletin nasıl yönetileceğine karar verecek makamın, doğrudan doğruya milletin iradesi olduğu mesajı verilmişti.
“Sorumsuz kişiler, girmemesi gereken yere politika soktu”
1969 Eylül’ünde Demirel, bazı sorumsuz siyasilerin politika ile hükûmet ve parlamento arasındaki ilişkilere müdahale ettiğini savunurken, Türkiye’nin ekonomik potansiyeline dikkat çekiyor. Özellikle siyasi sorumluluk sınırlarının aşılmasına tepki göstererek, Türkiye’de siyasi hayatın sağlıklı biçimde işlemesi için herkesin kendi sorumluluk alanında kalması gerektiğini savunuyor. Bazı sorumsuz siyasilerin, siyasi platformlarda yapılması gereken tartışmaları farklı alanlara taşıdığını belirten Demirel, “Girmemesi gereken yerlere bazı sorumsuz siyasiler tarafından sokulduğuna temas ederek siyasi mücadelemizin meşru platformda, meşru usullerle yapılması gerektiğini” ifade ediyor.
Konuşmasının ekonomik bölümünde Türkiye’nin son yıllardaki gelir artışına dikkat çekiyor. 1950’den 1960 yılına kadar 10 yıllık milli gelir artışının, 1960’tan 1965’e kadar geçen beş yıllık dönemde iki katına çıktığını belirten Demirel, son dört yılda milli gelirde önemli bir yükseliş yaşandığını söylüyor. Bu dönemde milli gelirin 25 milyar lira arttığını ve 73 milyardan 98 milyar liraya ulaştığını da belirterek yapılan çalışmaların önemine vurgu yapıyor. “Bizim başardığımız en önemli hususlardan birisi de Türk vatandaşının ümit meşalesini yeniden yakmış olmak ve bir hizmet devrini açmış bulunmaktır”.
“50 milyonluk Türkiye” hedefinden söz eden AP Genel Başkanı, önümüzdeki yıllarda yapılacak çalışmalarla Türkiye’nin daha yüksek bir refah seviyesine ulaşabileceğinin müjdesini veriyor. “Memleketin bütün ihtiyaçlarını bir anda giderilmesini biz herkesten çok arzu ederiz. Ancak, hepsini birden çözmeye kalkarsak hiç birisini çözemeyiz”.
Gazetecinin dört yıllık iktidar döneminde yapılan en önemli işin ne olduğu yönündeki sorusuna ise, herhangi bir basın tehdidine girişmeden, hükûmet ve parlamentonun olağanüstü idare şekillerine başvurmadan, Türk demokrasisine yapılan hizmetin en önemli iş olduğunu belirterek seçimden seçime millete hesap vermesini gösteriyor. “Dört yılda eriştiğimiz seviye 10 yıl sonrası için vadettiklerimizin teminatıdır”.
1969 Türkiye’sinin siyasi atmosferinde Demirel’in açıklamalarının merkezinde siyasi sorumluluk, demokratik düzen ve ekonomik kalkınma bulunuyordu. AP lideri, bir yandan hükûmetin icraatlarını savunurken diğer yandan siyasi mücadelenin meşru zemin içerisinde yürütülmesi gerektiğini vurguluyordu.


