
“Sokak DİSK’e bırakılmadı”
1 Mayıs 1980’de birçok şehirde sıkıyönetim ilan edilmesi sebebiyle İşçi Bayramı’nın kutlanması yasaklanmıştı. Gelin o günlere Tercüman’ın tanıklığıyla birlikte bakalım.
Tarih 1 Mayıs 1980… O güne değin 1 Mayıs en son 1978’te kutlanmıştı. Fakat 19-26 Aralık 1978’te yaşanan Maraş Katliamı’ndan sonra başta İstanbul olmak üzere bazı illerde sıkıyönetim ilan edilmişti. O yıl iktidarda CHP bulunuyordu… 1980 ihtilalinden önce de AP hükûmeti yönetimdeydi. 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi henüz gerçekleşmemiş olmasına rağmen birçok ilde sıkıyönetim söz konusuydu. İşçi ve öğrenci hareketleri, sağ-sol çatışmaları ve siyasi gerilim had safhadaydı.
DİSK Genel Sekreteri ve 1 Mayıs Komitesi Başkanı Fehmi Işıklar 15 Mart 1980 günü yaptığı açıklamada, 1 Mayıs’ın 1980 yılında işçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak DİSK’in önderliğinde İstanbul, Ankara, İzmir, Trabzon, Bitlis ve Mersin’de kutlanacağını belirtmişti. DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk de DİSK Yürütme Kurulu ve Başkanlar Konseyi adına 5 Nisan 1980 günü “1 Mayıs’ların kutlanması işçilerin, emekçilerin temel hak ve özgürlüklerinin başında gelmektedir. Ancak siyasi iktidar şimdi bu temel hakkı da tamamıyla ortadan kaldırmak istemektedir. Siyasi iktidar bugün ilan ediliş̧ gerekçesi dışında çalışmaya itilen sıkıyönetimin ardına gizlenerek 1 Mayıs’ları engellemeye çabalamaktadır. Sıkıyönetimler 1 Mayıs’ların engellenmesi için kullanılamaz” açıklamasında bulunmuştu.
Fakat başta İstanbul olmak üzere pek çok ilde Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Mayıs kutlamalarını yasakladı. Buna rağmen DİSK Yürütme Kurulu 30 Nisan’da işçilere 1 Mayıs’ta çalışmama çağrısı yaptı. Bu çağrı üzerine 30 Nisan’da bazı iş yerlerinde iş yavaşlatıldı veya durduruldu. Bu eylem sebebiyle de DİSK yöneticileri gözaltına alındılar. 30 Nisan eylemleri İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere çeşitli kentlerde etkili oldu ve sosyalist/komünist yapılanmalar bu eyleme destek verdiler. Bazı fabrikalarda üretim durdu, belediye hizmetlerinde aksamalar yaşandı. 30 Nisan direnişi git gide büyürken gözaltına alınanların sayısı 2000’i buldu.
Sıkıyönetim ilan edilmeyen şehirlerde ise 1 Mayıs mitinglerle kutlandı. Örneğin Mersin’de 1 Mayıs mitingine yaklaşık 50.000 kişi katılmıştı ve olaysız sona ermişti. Fakat İstanbul, Ankara ve İzmir’de 1 Mayıs olaysız geçmedi.
Tercüman 1 Mayıs 1980 tarihli yayında olayları “Sokak DİSK’e bırakılmadı” başlıklı haberiyle şu şekilde aktarmıştı: “Baştürk ve 6 DİSK yöneticisi gözaltına alındı. Alınan çok sıkı tedbirler üzerine militanlar, eylemlerini iş yerlerinde direnişler şeklinde sürdürdü. Güvenlik kuvvetleri, ateş açan 2 DEV-SOL militanını öldürdü. Boykot yapılan okulları boşalttı, kapatılan iş yerlerini açtırdı. İstanbul, Ankara ve İzmir’de komünist gruplar, belediye otobüslerinin büyük kısmını bir süre çalıştırmadılar. Okullarda boykot yaptırıp bankalar dâhil birçok iş yerinin açılmasını engellediler. İzmir’de bazı bankalar bombalandı… Mersin Valisi, bugünkü DİSK mitinginde İstiklal Marşı’ndan başka marş söylenmesini ve Türk bayrağından başka bayrak taşınmasını yasakladı. Bugün 32 ilde gösteri yapılması yasaklandı 58 il ve ilçede mitinglere izin verildi.”
“DİSK’in direniş kararı yasa dışıdır” diyen CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in olaylarla ilgili açıklamasını da şu şekilde sayfasına taşımıştı Tercüman: “CHP lideri ‘Mersin’deki mitinge CHP’li parlamenterlerin katılmaya hakları yoktur. 25 CHP’li parlamenterin 1 Mayıs’ın işçi bayramı olarak kutlanması istediğini solculuk saymalarını yadırgadım” dedi. CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit dün DİSK’in direniş kararını yasa dışı olarak niteledi ve CHP’li işçilerin direnişe katılmamasını istedi. 1 Mayıs konusundaki gelişmeleri değerlendirmek için toplanan CHP Genel Yönetim Kurulu toplantısından sonra bir basın toplantısı düzenleyen Ecevit, direniş uygulanan İstanbul, Ankara, Mersin ve Adapazarı Belediye Başkanvekilleri ile görüştüğünü belirtti.”
Ortalık yangın yeriyken o esnada MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan ile Başbakan Süleyman Demirel’in birlikte “altı ve üstü kızarmış kadayıf” yiyor, fotoğrafları Tercüman’da ilk sayfada yer alıyordu. “Demirel, Erbakan’dan Bilgiç için destek istedi” başlığıyla buluşmanın detayları şu şekilde aktarılıyordu: “Başbakan ve AP Genel Başkanı Süleyman Demirel, MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ı ziyaret ederek, cumhurbaşkanı adayı Sadettin Bilgiç’in MSP Grubu tarafından desteklenmesini istedi. Erbakan 45 dakika süren görüşmeden sonra yaptığı açıklamada neticeye gidilmesi için AP oylarının noksansız toplanmasının ön şart olduğunu belirtti.” Vurgulanan noktalar ise ilginçti: “45 dakikalık görüşmeden sonra Erbakan, bütün AP’lilerin Bilgiç’e oy vermesinin sağlanmasının gerektiğini bildirdi. MSP Lideri, Başbakan’a ikram ettiği kadayıf dağıtılırken ‘Bilgiç’e de ayırın, onun düğün merasimi için toplandık buraya’ dedi. 54. turda Bilgiç ilk defa Batur’u geçerek 250 oy aldı. Batur’a ise 240 oy çıktı.”
1 Mayıs, işçinin bayramı olarak anılmaktan uzak bir şekilde geçerken Zeki Müren’in Paris’te yaptırdığı estetik ameliyatlar da gündemin bir parçası olarak hatırımızda kalıyordu tabii.
Özal: “Biz oldukça prensipler değişmez”
2 Ocak 1982’de Tercüman’ın ilk sayfası, yeni yıla giren Türkiye’nin ekonomik kaygılarla şekillenmiş, siyaseti kontrollü bir gündeme sıkışmış ruh hâlini açık biçimde yansıtmaktaydı. Gazetenin ana manşetinde Turgut Özal’ın “Biz oldukça prensipler değişmez” sözleri öne çıkarılırken, 24 Ocak kararlarının ikinci yılına yaklaşılırken ekonomik istikrar söyleminin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulanıyordu. Başbakan Yardımcısı Turgut Özal’ın Tercüman’a verdiği demeçte “Ekonomik sistemde önemli bir değişiklik ihtiyacı yoktur. Batı’da enflasyon çıkarken bizde iniyor. Bu ümit verici bir gelişmedir. 1982’de enflasyon oranı yüzde 25’in altına düşebilir” demesi de ayrıca önem taşımaktaydı.
Ayrıca Vergi kanunlarında yapılan geniş değişiklikler, ihracat rakamları ve enflasyonla mücadele başlıkları, askerî yönetim döneminde ekonominin kamuoyuna nasıl bir “rasyonalite” ve “zorunluluk” diliyle sunulduğunu gösteriyordu. Maliye Bakanı Erdem de yeni düzenlemeler hakkında bilgi vermişti. Tercüman’ın haberinde bu bilgiler şöyle sıralanmıştı: “Ticari kazançlarda peşin vergi 50 bin liradan 30 bin liraya indirildi. Mevduat ve tahsilat faizlerinin miktarı ne olursa olsun beyana tabi olmayacak ve vergi nispeti yüzde 25’i aşmayacak. Gelirlerin ilk dilimi, 1983’te yüzde 35, 1985’te yüzde 25 üzerinden vergilendirilecek. Götürü usule tabi olanların hasılat hadleri üçte bir arttırıldı, iş yeri kira ve vergi değerleri 2 kat yükseltildi. Kurumların 1982 vergileri yüzde 40’a düşürüldü ve taksit sayısı 3’e çıkarıldı. Mali denge vergisi kademeli şekilde indirilecek, 1984’te tamamen kalkacak.”
Aynı sayfada Milli Piyango çekilişi, otomobil kazanan talihliler ve tombala oyunları gibi haberler, ağır gündemin yanında okura yılbaşı sonrası küçük umutlar ve kaçış alanları sunmaktaydı. Diğer haberler ise dönemin karanlık arka planı kendini daha sert biçimde hissettiriyordu. Yılbaşı gecesi bir ailenin tüpgaz faciasında hayatını kaybetmesi, trafik kazaları ve adli haberler de toplumsal kırılganlığın ve güvensizliğin gündelik hayata nasıl sirayet ettiğini ortaya koyuyordu.
Özal: “Memur ve emeklilerin durumuna ağlayacağım geliyor”
28 Aralık 1981. 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi’nin sert gölgesi altında, siyasal hayatın askıya alındığı ve toplumun disiplin, korku ve suskunlukla şekillendiği bir dönemdi. Parlamento kapalı, siyasi partiler dağıtılmış, sendikalar ve dernekler büyük ölçüde işlevsizdi; binlerce insan gözaltı, tutuklama ve yargılamalarla karşı karşıyaydı. Günlük yaşamda sıkıyönetim, yasaklar ve sansür belirleyici olurken, ekonomi yüksek enflasyon, işsizlik ve kemer sıkma politikalarıyla sarsılıyor; devlet, “düzeni yeniden kurma” iddiasıyla toplumu yeniden biçimlendirmeye çalışıyordu. Bu tarih, Türkiye’nin yakın tarihinde hem travmatik hem de kalıcı izler bırakan bir kırılma döneminin içinden bir günün izlerini taşıyordu. Bu yüzden o dönem Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olan Turgut Özal’ın “Memur ve emeklilerin durumuna ağlayacağım geliyor” cümlesi o günler için oldukça manidardı. Tercüman’ın manşetine taşıdığı bu cümlenin ardında yatan gerçeklik ve vaatler ise şöyle aktarılıyordu:
“Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgut Özal, 1982’de enflasyonun yüzde 25’e düşmesi gerektiğini belirterek, ‘Düzgün kalkınma enflasyonsuz olur. Bence dar gelirlerin halledilecek en önemli meselesi enflasyondur’ dedi. Turgut Özal, 1982 yılı için tespit edilen yüzde 25’lik ücret artışının yıl başından itibaren uygulanacağını belirterek, en zor durumda olan kesimin memurlar ve emekliler olduğunu, bunun ise geçmişteki bozukluklardan kaynaklandığını söyledi.”
Middle East Rewiev ve Yankı Dergisi’nin Yılın Adamı seçtiği Turgut Özal’ın o güne yansıyan dikkat çekici ifadeleri şöyleydi:
“Dar gelirliler için en büyük düşman enflasyondur. Enflasyonu düşürmekle bu kitleye fayda sağladık. 1982’de enflasyon yüzde 25’e inecek.”
“En zor durumda olan memur ve emekliler. En çok onların durumundan üzüntüm var.”
“Türk-İş’in sesi, sanayicilerden fazla çıkıyor. Sanayiciler korka korka tenkit ediyor.”
“Net faiz geliri enflasyonun üzerindedir. Ancak bunun daha fazlası halka verilebilir. ABD’de enflasyon yüzde 8, faizler yüzde 18’dir. Önümüzdeki yıl kredi faizleri düşebilir.”
O gün ayrıca Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren de beraberindeki konsey üyeleri ile birlikte Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 62. yıl dönümünü kutlamış, Kırıkkale’ye gitmiş ve Atatürk heykelinin açılışını yapmıştı. Öte yandan İstiklal Şairi Mehmet Âkif, ölümünün 45. yıl dönümünde İstanbul ve Ankara’da törenlerle anılmış; Türkiye Yazarlar Birliği ve Edebiyat Vakfı bu törenlerin düzenlenmesinde büyük rol oynamıştı.
Ülke içinde gündem bu şekilde ilerlerken uluslararası düzlemde de gerginlikler yaşanmaktaydı. “Fransız komünistleri Türkiye aleyhine kampanya açtı” başlığı altında “Komünist Parti Lideri ve Komünist Ulaştırma Bakanı’nın Türkiye aleyhindeki sözlerinden sonra TV programlarında ve basında gerçek dışı iddiaların yer aldığı yayınlar hızlandı. Gözlemcilere göre Fransız Komünist Partisi, Polonya konusundaki suskunluğunun eleştirilmesi üzerine dikkatleri başka yöne çekmeye çalışıyor” haberi veriliyordu.
Kabine kuruldu
Aralık 1955… 22. Türkiye Hükûmeti, kurulurken yine arka planda yine pek çok siyasi gerginlik bulunuyordu. Bir önceki hükûmetin başbakanı Adnan Menderes, “ispat hakkı” olarak adlandırılan basın özgürlüğü üzerine yaşanan siyasi kriz nedeniyle istifa etmişti. Fakat parlamentoda Demokrat Parti çoğunluğa sahipti. Kabine kurulana kadar gerçekleşen süreçlerin ardından Tercüman 4 Aralık 1955 günü şöyle bir manşet atmıştı: “Kabine kuruldu.” Sürece dair ise “Hükûmet listesi bugün veya yarın resmen neşredilecek” bilgisi verilmişti: “Samed Ağaoğlu, Fuad Köprülü, Fahreddin Ulaş, Nedim Ökmen, Kemal Zeytinoğlu yeni kabinede yer aldılar. Yeni programda ihtikâr ve pahalılıkla mücadele tedbirleri yer alıyor, envestismanlarda yüzde 25 indirme yapılacak.” Gelin haberin detayına bakalım:
“Kabinenin kurulduğu bu gece geç vakit yarı resmî bir şekilde açıklanmıştır. Bununla beraber kabine azalarının isimleri henüz resmen beyan edilmemektedir. Listenin resmen yarın neşri muhtemeldir, olmadığı takdirde pazartesi günü ilan edilecektir. Sızan haberlere göre Samed Ağaoğlu, Fuat Köprülü, Nedim Ökmen, Fahreddin Ulaş, Kemal Zeytinoğlu, yeni kabinede kati şekilde yer almaktadır… Samed Ağaoğlu Başvekil Yardımcılığına getirilmektedir. Muzaffer Kurbanoğlu’na de yeni kabinede vazife verilmiştir. Fuat Köprülü Hariciye Vekâletine, Fahreddin Ulaş Ticaret Vekâletine getirilmektedir. Diğer bazı haberlere göre Hadi Hüsman, Remzi Birand, Muammer Çavuşoğlu, Ethem Menderes ve Esat Budakoğlu, kabineye girmektedir. Yeni kabine programı da hemen hemen hazırlanmış gibidir. Başvekil Adnan Menderes yeni program üzerinde bugün sabahtan gece geç vakitlere kadar çalışmıştır. Programın mühim ve esaslı tedbirleri ihtiva edeceği belirtiliyor. Zaman zaman çekilen darlıkları önleyici tedbirlere ehemmiyet verilmesi, ihtikâr ve pahalılıkla mücadele bunları başında gelmektedir. Gene sızan haberlere göre başlanan işler aksatılmayacak fakat yeni envestismanlarda yüzde yirmi nispetinde bir indirim yapılacaktır. Rejimde alakalı tedbir ve faaliyetlerin de programda yer alacağı, Anayasa’da yapılacak tadiller için girişilecek hazırlıklara dair malûmatı ihtiva edeceği ayrıca belirtiliyor.”
“Bazı vekiller hakkında yeni takrirler verildi” başlığında ise şöyle deniliyordu: “Bazı mebuslar bugün DP grubuna verilmek üzere şu mealde bir önerge hazırlamaya karar vermişlerdir: ‘Bazı vekiller hakkında Meclis tahkikatı açılması için teşebbüse geçilmişken, bunlardan bir kısmının hariçte vazife almak için teşebbüse geçtikleri bildirilmektedir. Tahkikatın selametle yürümesi bakımından haklarında Meclis tahkikatı açılmasına karar verilecek kimselerin memleket içinde kalmalarının idari yollardan temini lazımdır. Bu hususun hükûmetçe dikkate alınmasını istiyoruz.’ Bu suretle haklarında tahkikat açılması istenilen vekillerin ve bu vekillere ilgili olarak mesuliyet altında bulunan Umum Müdür ve yüksek dereceli memurların harice seyahat etmeleri için yapacakları müracaatların bir müddet için is’af edilmemesi de hükûmetten istenilmiş olmaktadır. Bazı vekiller hakkında meclis tahkikatı açılmasının doğru olup olmayacağı yolundaki sualleri bugün Fatin Rüştü Zorlu ‘Meclis tahkikatının açılmasına taraftarım’ diye cevaplamış, Nedim Ökmen de aynı kanaatte olduğunu söylemiş; Samet Ağaoğlu, Hayrettin Erkmen ve Kemal Zeytinoğlu ise buna Meclis’in karar verebileceğini, şimdilik bir beyanda bulunmanın doğru olmadığını söylemişlerdir. Meclis tahkikatına bizzat Başvekil Adnan Menderes’in de taraftar olduğu ve bunu kendisiyle görüşen grup idarecilerine söylediği bildirilmektedir. Diğer taraftan, DP’den ihracı hâlinde Mükerrem Sarol’un dâhil olabileceği bir parti veya grup bulunmadığına işaret edilmektedir. 19’lardan görüştüğümüz bir zat, ‘Sarol’u grubumuza alır mısınız?’ sualine ‘Bizi parçalamak mu istiyorsun birader?.. Dur bakalım daha neşvûnemâ hâlindeyiz’ diye cevap vermiştir.”


