Özal: “Biz oldukça prensipler değişmez”

02 Ocak 1982

2 Ocak 1982 tarihli Tercüman yayını; askerî yönetim altındaki Türkiye’nin yeni yıla ekonomik disiplin ve istikrar söylemiyle girişini yansıtıyordu. Özal’ın kararlılık mesajları, vergi düzenlemeleri ve piyango haberleri, siyasal sessizlikle iç içe bir gündelik hayat tablosu çiziyordu.

2 Ocak 1982’de Tercüman’ın ilk sayfası, yeni yıla giren Türkiye’nin ekonomik kaygılarla şekillenmiş, siyaseti kontrollü bir gündeme sıkışmış ruh hâlini açık biçimde yansıtmaktaydı. Gazetenin ana manşetinde Turgut Özal’ın “Biz oldukça prensipler değişmez” sözleri öne çıkarılırken, 24 Ocak kararlarının ikinci yılına yaklaşılırken ekonomik istikrar söyleminin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulanıyordu. Başbakan Yardımcısı Turgut Özal’ın Tercüman’a verdiği demeçte “Ekonomik sistemde önemli bir değişiklik ihtiyacı yoktur. Batı’da enflasyon çıkarken bizde iniyor. Bu ümit verici bir gelişmedir. 1982’de enflasyon oranı yüzde 25’in altına düşebilir” demesi de ayrıca önem taşımaktaydı.

Ayrıca Vergi kanunlarında yapılan geniş değişiklikler, ihracat rakamları ve enflasyonla mücadele başlıkları, askerî yönetim döneminde ekonominin kamuoyuna nasıl bir “rasyonalite” ve “zorunluluk” diliyle sunulduğunu gösteriyordu. Maliye Bakanı Erdem de yeni düzenlemeler hakkında bilgi vermişti. Tercüman’ın haberinde bu bilgiler şöyle sıralanmıştı: “Ticari kazançlarda peşin vergi 50 bin liradan 30 bin liraya indirildi. Mevduat ve tahsilat faizlerinin miktarı ne olursa olsun beyana tabi olmayacak ve vergi nispeti yüzde 25’i aşmayacak. Gelirlerin ilk dilimi, 1983’te yüzde 35, 1985’te yüzde 25 üzerinden vergilendirilecek. Götürü usule tabi olanların hasılat hadleri üçte bir arttırıldı, iş yeri kira ve vergi değerleri 2 kat yükseltildi. Kurumların 1982 vergileri yüzde 40’a düşürüldü ve taksit sayısı 3’e çıkarıldı. Mali denge vergisi kademeli şekilde indirilecek, 1984’te tamamen kalkacak.”

Aynı sayfada Milli Piyango çekilişi, otomobil kazanan talihliler ve tombala oyunları gibi haberler, ağır gündemin yanında okura yılbaşı sonrası küçük umutlar ve kaçış alanları sunmaktaydı. Diğer haberler ise dönemin karanlık arka planı kendini daha sert biçimde hissettiriyordu. Yılbaşı gecesi bir ailenin tüpgaz faciasında hayatını kaybetmesi, trafik kazaları ve adli haberler de toplumsal kırılganlığın ve güvensizliğin gündelik hayata nasıl sirayet ettiğini ortaya koyuyordu.

Özal: “Memur ve emeklilerin durumuna ağlayacağım geliyor”

28 Aralık 1981
28 Aralık 1981’de Türkiye, darbenin gölgesinde suskun bir toplum, askıya alınmış bir siyaset ve ağır bir ekonomik tabloyla yaşıyordu. Özal’ın enflasyon, memur ve emekli vurguları manşetlerdeyken, içeride baskı, dışarıda diplomatik gerilimler gündemi belirliyordu.

28 Aralık 1981. 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi’nin sert gölgesi altında, siyasal hayatın askıya alındığı ve toplumun disiplin, korku ve suskunlukla şekillendiği bir dönemdi. Parlamento kapalı, siyasi partiler dağıtılmış, sendikalar ve dernekler büyük ölçüde işlevsizdi; binlerce insan gözaltı, tutuklama ve yargılamalarla karşı karşıyaydı. Günlük yaşamda sıkıyönetim, yasaklar ve sansür belirleyici olurken, ekonomi yüksek enflasyon, işsizlik ve kemer sıkma politikalarıyla sarsılıyor; devlet, “düzeni yeniden kurma” iddiasıyla toplumu yeniden biçimlendirmeye çalışıyordu. Bu tarih, Türkiye’nin yakın tarihinde hem travmatik hem de kalıcı izler bırakan bir kırılma döneminin içinden bir günün izlerini taşıyordu. Bu yüzden o dönem Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olan Turgut Özal’ın “Memur ve emeklilerin durumuna ağlayacağım geliyor” cümlesi o günler için oldukça manidardı. Tercüman’ın manşetine taşıdığı bu cümlenin ardında yatan gerçeklik ve vaatler ise şöyle aktarılıyordu:

“Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgut Özal, 1982’de enflasyonun yüzde 25’e düşmesi gerektiğini belirterek, ‘Düzgün kalkınma enflasyonsuz olur. Bence dar gelirlerin halledilecek en önemli meselesi enflasyondur’ dedi. Turgut Özal, 1982 yılı için tespit edilen yüzde 25’lik ücret artışının yıl başından itibaren uygulanacağını belirterek, en zor durumda olan kesimin memurlar ve emekliler olduğunu, bunun ise geçmişteki bozukluklardan kaynaklandığını söyledi.”

Middle East Rewiev ve Yankı Dergisi’nin Yılın Adamı seçtiği Turgut Özal’ın o güne yansıyan dikkat çekici ifadeleri şöyleydi:

“Dar gelirliler için en büyük düşman enflasyondur. Enflasyonu düşürmekle bu kitleye fayda sağladık. 1982’de enflasyon yüzde 25’e inecek.”

“En zor durumda olan memur ve emekliler. En çok onların durumundan üzüntüm var.”

“Türk-İş’in sesi, sanayicilerden fazla çıkıyor. Sanayiciler korka korka tenkit ediyor.”

“Net faiz geliri enflasyonun üzerindedir. Ancak bunun daha fazlası halka verilebilir. ABD’de enflasyon yüzde 8, faizler yüzde 18’dir. Önümüzdeki yıl kredi faizleri düşebilir.”

O gün ayrıca Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren de beraberindeki konsey üyeleri ile birlikte Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 62. yıl dönümünü kutlamış, Kırıkkale’ye gitmiş ve Atatürk heykelinin açılışını yapmıştı. Öte yandan İstiklal Şairi Mehmet Âkif, ölümünün 45. yıl dönümünde İstanbul ve Ankara’da törenlerle anılmış; Türkiye Yazarlar Birliği ve Edebiyat Vakfı bu törenlerin düzenlenmesinde büyük rol oynamıştı.

Ülke içinde gündem bu şekilde ilerlerken uluslararası düzlemde de gerginlikler yaşanmaktaydı. “Fransız komünistleri Türkiye aleyhine kampanya açtı” başlığı altında “Komünist Parti Lideri ve Komünist Ulaştırma Bakanı’nın Türkiye aleyhindeki sözlerinden sonra TV programlarında ve basında gerçek dışı iddiaların yer aldığı yayınlar hızlandı. Gözlemcilere göre Fransız Komünist Partisi, Polonya konusundaki suskunluğunun eleştirilmesi üzerine dikkatleri başka yöne çekmeye çalışıyor” haberi veriliyordu.

Kabine kuruldu

04 Aralık 1955
Aralık 1955’te 22. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti, nihayet kurulmuştu. O süreçte yaşanılanlar elbette ki siyasi krizlerin içinden oldukça karmaşık şekilde gerçekleşiyordu. Nihayet Tercüman’da kabinenin kurulduğuna dair haber 4 Aralık 1955’te manşetten ilan edildi. Gelin o güne dönelim.

Aralık 1955… 22. Türkiye Hükûmeti, kurulurken yine arka planda yine pek çok siyasi gerginlik bulunuyordu. Bir önceki hükûmetin başbakanı Adnan Menderes, “ispat hakkı” olarak adlandırılan basın özgürlüğü üzerine yaşanan siyasi kriz nedeniyle istifa etmişti. Fakat parlamentoda Demokrat Parti çoğunluğa sahipti. Kabine kurulana kadar gerçekleşen süreçlerin ardından Tercüman 4 Aralık 1955 günü şöyle bir manşet atmıştı: “Kabine kuruldu.” Sürece dair ise “Hükûmet listesi bugün veya yarın resmen neşredilecek” bilgisi verilmişti: “Samed Ağaoğlu, Fuad Köprülü, Fahreddin Ulaş, Nedim Ökmen, Kemal Zeytinoğlu yeni kabinede yer aldılar. Yeni programda ihtikâr ve pahalılıkla mücadele tedbirleri yer alıyor, envestismanlarda yüzde 25 indirme yapılacak.” Gelin haberin detayına bakalım:

“Kabinenin kurulduğu bu gece geç vakit yarı resmî bir şekilde açıklanmıştır. Bununla beraber kabine azalarının isimleri henüz resmen beyan edilmemektedir. Listenin resmen yarın neşri muhtemeldir, olmadığı takdirde pazartesi günü ilan edilecektir. Sızan haberlere göre Samed Ağaoğlu, Fuat Köprülü, Nedim Ökmen, Fahreddin Ulaş, Kemal Zeytinoğlu, yeni kabinede kati şekilde yer almaktadır… Samed Ağaoğlu Başvekil Yardımcılığına getirilmektedir. Muzaffer Kurbanoğlu’na de yeni kabinede vazife verilmiştir. Fuat Köprülü Hariciye Vekâletine, Fahreddin Ulaş Ticaret Vekâletine getirilmektedir. Diğer bazı haberlere göre Hadi Hüsman, Remzi Birand, Muammer Çavuşoğlu, Ethem Menderes ve Esat Budakoğlu, kabineye girmektedir. Yeni kabine programı da hemen hemen hazırlanmış gibidir. Başvekil Adnan Menderes yeni program üzerinde bugün sabahtan gece geç vakitlere kadar çalışmıştır. Programın mühim ve esaslı tedbirleri ihtiva edeceği belirtiliyor. Zaman zaman çekilen darlıkları önleyici tedbirlere ehemmiyet verilmesi, ihtikâr ve pahalılıkla mücadele bunları başında gelmektedir. Gene sızan haberlere göre başlanan işler aksatılmayacak fakat yeni envestismanlarda yüzde yirmi nispetinde bir indirim yapılacaktır. Rejimde alakalı tedbir ve faaliyetlerin de programda yer alacağı, Anayasa’da yapılacak tadiller için girişilecek hazırlıklara dair malûmatı ihtiva edeceği ayrıca belirtiliyor.”

“Bazı vekiller hakkında yeni takrirler verildi” başlığında ise şöyle deniliyordu: “Bazı mebuslar bugün DP grubuna verilmek üzere şu mealde bir önerge hazırlamaya karar vermişlerdir: ‘Bazı vekiller hakkında Meclis tahkikatı açılması için teşebbüse geçilmişken, bunlardan bir kısmının hariçte vazife almak için teşebbüse geçtikleri bildirilmektedir. Tahkikatın selametle yürümesi bakımından haklarında Meclis tahkikatı açılmasına karar verilecek kimselerin memleket içinde kalmalarının idari yollardan temini lazımdır. Bu hususun hükûmetçe dikkate alınmasını istiyoruz.’ Bu suretle haklarında tahkikat açılması istenilen vekillerin ve bu vekillere ilgili olarak mesuliyet altında bulunan Umum Müdür ve yüksek dereceli memurların harice seyahat etmeleri için yapacakları müracaatların bir müddet için is’af edilmemesi de hükûmetten istenilmiş olmaktadır. Bazı vekiller hakkında meclis tahkikatı açılmasının doğru olup olmayacağı yolundaki sualleri bugün Fatin Rüştü Zorlu ‘Meclis tahkikatının açılmasına taraftarım’ diye cevaplamış, Nedim Ökmen de aynı kanaatte olduğunu söylemiş; Samet Ağaoğlu, Hayrettin Erkmen ve Kemal Zeytinoğlu ise buna Meclis’in karar verebileceğini, şimdilik bir beyanda bulunmanın doğru olmadığını söylemişlerdir. Meclis tahkikatına bizzat Başvekil Adnan Menderes’in de taraftar olduğu ve bunu kendisiyle görüşen grup idarecilerine söylediği bildirilmektedir. Diğer taraftan, DP’den ihracı hâlinde Mükerrem Sarol’un dâhil olabileceği bir parti veya grup bulunmadığına işaret edilmektedir. 19’lardan görüştüğümüz bir zat, ‘Sarol’u grubumuza alır mısınız?’ sualine ‘Bizi parçalamak mu istiyorsun birader?.. Dur bakalım daha neşvûnemâ hâlindeyiz’ diye cevap vermiştir.”

Demirel: “Gelecek iktidara acıyorum”

25 Kasım 1987
1987 Türkiye genel seçimlerine sayılı günler kalmıştı. 25 Kasım günü siyasi liderler arasındaki gerilim kamuoyunda hissediliyor, mitinglerde propagandalar yapılıyordu. Gelin 25 Kasım 1987 gününe Tercüman’ın tanıklığıyla birlikte bakalım.

25 Kasım 1987 günü Tercüman’da manşet oldukça kalabalıktı. Göze çarpan ilk başlığa bakalım: “Ekim ayı ihracatı yine 1 milyar doları aştı…” , “Dış ticaret tıkırında…” Tercüman’ın haberine göre: “İhracatın ithalatı karşılama oranı geçen yıl yüzde 66 iken bu yılın ilk on ayında yüzde 73’ü buldu. Açık azalıyor: İhracattaki olumlu gelişmeler dış ticaret ve cari işlem açığını azaltıyor. Dış ticaret açığı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,8’e geriledi, cari işlem açığı ise 310 milyon dolara indi. Sanayi başı çekiyor: Sanayi ürünleri ihracatı geçen yıla göre yüzde 44,2 oranında artarak on ayda 6 milyar 366 milyon dolara tarım ürünleri geliyor.”

Bir ilginç başlık ise THKP-C’den Semra Özal’a gelen açık mektup ile ilgiliydi: “Turgut Özal’ı öldüreceğiz.” Haberin detayı şöyle: “Açıklama: Acilciler’in sözcüsü Bedrettin Mahir, Bayan Özal’a hitaben, ‘Örgütümüz, Büyük Balık Operasyonu ile cezayı verecektir. Size tavsiyemiz Başbakan’ın biraz kulağını çekin’ dedi. Bomba: ANAP merkezindeki bombanın zamanında patlamadığını söyleyen Mahir, olayda ölen Mustafa Yıldız’ın ailesine 500 bin lira vereceklerini bildirdi…”

1987 Genel Seçim yaklaşırken siyasi arena elbette kızışmıştı. Tercüman’ın manşetinde de yer aldığı üzere ülke; Süleyman Demirel, Turgut Özal, Erdal İnönü ve Necmettin Erbakan’ın düellosuna şahit olmaktaydı. DYP lideri Süleyman Demirel, Özal’a hitaben “Ben hükûmet olsam bu kadar ağır enflasyonun böyle tahribat yaptığı bir toplumda dolaşamam. Bunlar iktidar olur veya olmaz, hiç umurumda değil. Asıl bundan sonra iktidar olacağa acıyorum” diyor; koalisyon olması ihtimali için de “ANAP kesinlikle iktidar olamaz, SHP’nin çabaları iktidar için yetmez; RP, MÇP ve IDP barajı aşamazlar, Ecevit limittedir” söylemlerinde bulunuyordu. ANAP lideri Turgut Özal ise seçimden yine iktidar olarak çıkacağını belirtiyor, şunları söylüyordu: “Komünist veya aşırı dinci parti için referanduma gidilmesi gerekir”, “Türkiye ile Yunanistan arasında belirli bir yumuşama sağlanmıştır. Yakın zamanda Papandreu ile buluşabiliriz”, “Türkiye Ortak Pazar’a alınmazsa Avrupa’nın Japonya’sı olur. Bu yüzyılın sonunda Avrupa’yı yakalayacağız”, “Ben işçiye karşı değilim. Kendim de işçi oldum, bizzat çalıştım”, “Türkiye’de Kürt azınlık yoktur. Kürtler bu milletin entegre bir parçasıdır. Ayrılmaz ve ayrılmayacaktır.”

İktidar mı, koalisyon mu? SHP Genel Başkanı Erdal İnönü ise önceki gün Antalya’da konuşmuştu. Meydanda “ANAP gemisini batırıp, sosyal demokratları iktidara getireceklerini” anlatan İnönü, gazetecilerle yaptığı sohbette ise İsrail’de iki zıt partinin koalisyonunu örnek göstermiş ve “Üzerimize vazife düşerse bunu da yerine getiririz” diyerek koalisyona yeşil ışık yakmayı ihmal etmemişti. Necmettin Erbakan ise “ANAP fuhuşta çağ atladı” diyerek tepkisini göstermişti. Konya ilçelerinde konuşmalar yapan RP Genel Başkanı, 4 siyasi partinin ülkeyi Batı’nın enkaz çöplüğü yapacağını söylemişti. MÇP lideri Türkeş de başka yönden tepkisini göstererek Özal ekonomisini dört ayaklı canavara benzetmiş, “İnsanlarımıza mezhep ayrımı yapmadan gereken önemi veriyoruz” demişti.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...