İşçi bugün meydanda

22 Şubat 1986

1986 Türkiye’sinde liberal dönüşüm umut ve huzursuzluğu aynı anda büyütürken, enflasyon ve hayat pahalılığı geniş kesimleri zorluyordu. 22 Şubat 1986 günü ise İzmir’de on binler “Emek-Barış-Özgürlük” talebiyle meydandaydı. Gelin, Tercüman’ın tanıklığıyla o güne dönelim.

22 Şubat 1986 Türkiye’si, Turgut Özal liderliğinde liberal ekonomik dönüşümün hız kazandığı, ancak bu dönüşümün sosyal maliyetlerinin daha görünür hale geldiği bir döneme işaret ediyordu. 24 Ocak kararları sonrası dışa açılma politikaları sürerken petrol fiyatlarının düşmesi cari denge açısından umut verse de enflasyon ve hayat pahalılığı geniş kesimleri zorluyordu. Siyasi alanda 12 Eylül’ün gölgesi tam olarak silinmemiş, askerî müdahalenin etkileri anayasal ve kurumsal düzeyde hissedilmeye devam ediyordu. Muhalefet yeniden toparlanmaya çalışırken iktidar ile sendikalar ve işçi hareketleri arasında gerilim dikkat çekiyor; meydanlarda mitingler düzenleniyor, demokrasi ve hak talepleri daha yüksek sesle dile getiriliyordu. Toplumsal atmosfer ise bir yandan serbest piyasa vaatlerinin yarattığı beklenti, diğer yandan gelir dağılımı adaletsizliği ve geçim sıkıntısının beslediği huzursuzluk arasında salınan temkinli bir değişim ruhu taşıyordu.

Tercüman manşetini 22 Şubat 1986’da şöyle atmıştı: “İşçi bugün meydanda!” O gün, Türk-İş’in İzmir’deki mitingi sebebiyle binlerce işçi sokaklarda olacaktı. Bu, Türk-İş’in 1970’teki ilk mitinginden itibaren 34 yılda yapılan altıncı miting olacaktı. Türk-İş Genel Başkanı Şevket Yılmaz, “Bugünkü eylemden yüz akı ile çıkacağız” derken, “Türk Metal Genel Başkanı Mustafa Özbek, 100 binin üzerinde iştirak olacağını belirtmişti. Mitingin çağrısı “Haklarımızın yanı sıra demokrasiyi de isteyeceğiz ve alacağız” cümlesindeydi.

Tercüman haberine göre Türk-İş partilerden destek kesinlikle istemiyor, hatta Orhan Sorguç “Kimse göğsüne kendi rozetini takıp meydana gelmesin” diyordu. Mitingi siyasi gövde gösterilerine alet etmeyeceklerini açıklayan Türk-İş yetkilileri SHP İstanbul ve İzmir il başkanlarının demeçlerini eleştirmişti. 3. bölge temsilcisi “Bizim TBMM ve iktidar dışında kimseden bir istediğimiz yoktur” diyordu. Tüm bunlara rağmen iki muhalefet lideri İzmir’in yolunu çoktan tutmuştu. Gürkan “Türk-İş mitingine bir emekçi olarak katılacağım” derken, Söylemezoğlu “Mitingi bütün gönlümüzce tasvip ediyoruz” diye belirtiyordu.

Bugün için İzmir Cumhuriyet Alanı’nda ise çok geniş güvenlik tedbirleri alınmıştı. Tercüman’ın haberine göre: “Miting alanı 2 bin 600 sendikacının kontrolünde olacak. Polisler, miting alanı dışında kalarak görev yapacaklar. Saat 13.00’de Cumhuriyet Meydanı’nda başlayacak ‘Emek-Barış-Özgürlük’ mitingi, saat 17.00’de sona erecek.”

Aynı zamanda işçi hareketlerinin etkisiyle birlikte siyasi gerginlik de had safhadaydı. Tercüman’ın haberine göre Cumhurbaşkanı, devlete karşı işlenen suçlarda Atatürk’ün müsamahasızlığına örnek olarak Menemen Olaylarını göstermiş ve “Mahkeme sonunda 33 kişinin idamını hiç acımadan tatbik ettirmiştir” diyor; Turgut Özal, İngiliz vatandaşı Bridges Ozal’a yazdığı mektupta “Askerler bana çok oy verdi” diyerek dönemin darbe ve sıkıyönetim etkilerini kendi nazarında yumuşatıyor ve yönetimini ordu nispetinde meşruiyet kazandırıyordu. Bu mektupta ayrıca “Seçimlerden önce enflasyon tek rakama iner mi? Bir şey söyleyemem, inşallah olur”, “O zaman yönetimin tuttuğu başka bir parti vardı. Ama kışla ve askerî konutların olduğu yerden ben çok aldım” diyordu.

Günün haberi bir yana, darbenin ardından geçen altı yılda işçi olayları durdurulamıyor, emeğin karşılığı verilemiyor, yeni oluşan burjuva kesim nefes alırken halk ekonomik dar boğazdan geçemiyor, çizilen demokratik görüntü hâlâ askerî meşruiyetin onayını alma ihtiyacı duyuyordu.

“İdare tarzını millet seçer”

08 Ekim 1972
8 Ekim 1972 tarihli Tercüman manşetlerinde AP Genel Başkanı Süleyman Demirel, “Egemenliğin millette olduğu tartışma konusu değildir” diyerek Türkiye’nin yönetim biçiminin millet iradesiyle belirlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Demirel, hür demokratik düzenin temel şartının vatandaşın devlet faaliyetlerini sorgulayabilmesi olduğunu belirtirken, ekonomik kalkınmanın da kişi hürriyeti ve serbest teşebbüsle mümkün olabileceğini savunuyordu. Partisinin Manisa’daki kongresinde yaptığı konuşmada Türkiye’nin yönetim anlayışına, demokratik düzene ve ekonomik kalkınmaya ilişkin önemli mesajlar veriyor. Demirel, “İdare tarzını millet seçer” diyerek egemenliğin kaynağının doğrudan millet iradesi olduğunun altını çiziyor. Demirel’e göre egemenliğin millette olması tartışılacak ya da şüphe edilecek bir konu değildi. “Hâkimiyet hakkının yegâne meşru sahibi millettir ve bu hakka dayalı yetkilerinde menşei ancak millettir.” Devletin yönetilmesi ve hüküm verme yetkisinin kaynağının millet olduğunu belirten AP lideri, bu iradenin gerçek anlamda ortaya çıkabilmesi için farklı fikirlerin serbestçe dile getirilebilmesi ve tartışılabilmesi gerektiğini söylüyor. “Yapılmadığı yerde millî iradeden bahsetmek aldatmacadır” görüşünü dile getirirken, millet hâkimiyetinin gerçekleşmesi için gerekli ilk şartın hürriyet rejimi olduğunu ifade ediyor. “Egemenliğin millette olduğu kavramı tartışma konusu, şüphe konusu değildir.”

Vatandaşın sadece seçim dönemlerinde değil, devlet faaliyetlerinin tamamında söz ve denetim hakkına sahip olması gerektiğini belirten Demirel, vatandaşın devlet faaliyetlerinin hesabını sorma hakkı bulunduğunu da söylüyor. Ona göre yönetim vatandaşa yaklaştıkça demokratik rejim zayıflamayacak, tersine güçlenecekti. Konuşmasının ekonomi bölümünde de siyasi hürriyet ile ekonomik kalkınma arasında doğrudan bir bağ kurdu. AP'nin program ve tüzüğünde ekonomik düzenin temel esaslarının Anayasa ile uyumlu olduğunu belirten Demirel, kişinin dilediği alanda çalışma hürriyetinin ve serbest teşebbüsün korunmasını savunuyordu.

Demirel’e göre ferdin yaratma gücü ve teşebbüs kabiliyeti, ekonomik ve sosyal gelişmenin vazgeçilmez unsurlarıydı. “Hürriyet içinde kalkınma” anlayışını öne çıkaran AP lideri, teşebbüs özgürlüğünün engellenmesinin yalnızca ekonomiye değil, doğrudan doğruya hürriyetlere ve demokratik rejime zarar vereceğini ifade ediyordu. Ancak devletin ekonomik hayattan tamamen çekilmesi gerektiği görüşünde de değildi. Devletin ekonomik faaliyetlere yön vermesi, altyapı yatırımlarını gerçekleştirmesi ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde büyük ölçekli bazı faaliyetleri üstlenmesi gerektiğini belirtiyordu. Bunun yanında özel sektörün de ekonomik hayata katılımının desteklenmesi gerektiğini savunuyordu.

Demirel’in Manisa’daki konuşması, 1972 Türkiye’sinde siyasi tartışmaların merkezinde bulunan millet egemenliği, hürriyet, demokrasi ve ekonomik kalkınma başlıklarını bir araya getiriyor. AP liderinin ortaya koyduğu anlayışta yönetimin meşruiyet kaynağı millet, demokratik düzenin güvencesi hürriyet, ekonomik kalkınmanın dayanağı ise serbest teşebbüstü.

“İdare tarzını millet seçer” sözü de bu yaklaşımın özeti niteliğinde: Devletin nasıl yönetileceğine karar verecek makamın, doğrudan doğruya milletin iradesi olduğu mesajı verilmişti.

“Sorumsuz kişiler, girmemesi gereken yere politika soktu”

29 Eylül 1969
29 Eylül 1969 tarihli Tercüman manşetlerinde AP Genel Başkanı Süleyman Demirel, Daily News gazetesine verdiği beyanatta Türkiye’de siyasi hayat, ekonomik kalkınma ve bürokrasiye ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor.

1969 Eylül’ünde Demirel, bazı sorumsuz siyasilerin politika ile hükûmet ve parlamento arasındaki ilişkilere müdahale ettiğini savunurken, Türkiye’nin ekonomik potansiyeline dikkat çekiyor. Özellikle siyasi sorumluluk sınırlarının aşılmasına tepki göstererek, Türkiye’de siyasi hayatın sağlıklı biçimde işlemesi için herkesin kendi sorumluluk alanında kalması gerektiğini savunuyor. Bazı sorumsuz siyasilerin, siyasi platformlarda yapılması gereken tartışmaları farklı alanlara taşıdığını belirten Demirel, “Girmemesi gereken yerlere bazı sorumsuz siyasiler tarafından sokulduğuna temas ederek siyasi mücadelemizin meşru platformda, meşru usullerle yapılması gerektiğini” ifade ediyor.

Konuşmasının ekonomik bölümünde Türkiye’nin son yıllardaki gelir artışına dikkat çekiyor. 1950’den 1960 yılına kadar 10 yıllık milli gelir artışının, 1960’tan 1965’e kadar geçen beş yıllık dönemde iki katına çıktığını belirten Demirel, son dört yılda milli gelirde önemli bir yükseliş yaşandığını söylüyor. Bu dönemde milli gelirin 25 milyar lira arttığını ve 73 milyardan 98 milyar liraya ulaştığını da belirterek yapılan çalışmaların önemine vurgu yapıyor. “Bizim başardığımız en önemli hususlardan birisi de Türk vatandaşının ümit meşalesini yeniden yakmış olmak ve bir hizmet devrini açmış bulunmaktır”.

“50 milyonluk Türkiye” hedefinden söz eden AP Genel Başkanı, önümüzdeki yıllarda yapılacak çalışmalarla Türkiye’nin daha yüksek bir refah seviyesine ulaşabileceğinin müjdesini veriyor. “Memleketin bütün ihtiyaçlarını bir anda giderilmesini biz herkesten çok arzu ederiz. Ancak, hepsini birden çözmeye kalkarsak hiç birisini çözemeyiz”.

Gazetecinin dört yıllık iktidar döneminde yapılan en önemli işin ne olduğu yönündeki sorusuna ise, herhangi bir basın tehdidine girişmeden, hükûmet ve parlamentonun olağanüstü idare şekillerine başvurmadan, Türk demokrasisine yapılan hizmetin en önemli iş olduğunu belirterek seçimden seçime millete hesap vermesini gösteriyor. “Dört yılda eriştiğimiz seviye 10 yıl sonrası için vadettiklerimizin teminatıdır”.

1969 Türkiye’sinin siyasi atmosferinde Demirel’in açıklamalarının merkezinde siyasi sorumluluk, demokratik düzen ve ekonomik kalkınma bulunuyordu. AP lideri, bir yandan hükûmetin icraatlarını savunurken diğer yandan siyasi mücadelenin meşru zemin içerisinde yürütülmesi gerektiğini vurguluyordu.

“Söz hakkı olmayan köledir”

23 Eylül 1972
23 Eylül 1972’de Tercüman; Süleyman Demirel’in Bolu il kongresinde yaptığı konuşmaları manşetine alıyor. "Devletleştirme reform değildir, reformda iyileştirme mevcuttur" başlığındaki haberde Demirel, ekonomik sorunlarla boğuşan halka Türkiye’nin geleceği adına umut vadeden açıklamalar yapıyor.

"Devletleştirme, reform değildir. Reformda iyileştirme mevcuttur. Devletin her yaptığını reform saymayalım." Demirel, 1972 Eylül’ünde bu sözlerle devletleştirme ile reformu birbirine karıştırmamak gerektiğini savunmuştu. Zamanın Türkiye’si vatandaşlık ve demokratik hakların gündemde olduğu ve siyasi parti liderlerinin açıklamalarının halkı önemli ölçüde yönlendirdiği bir dönemden geçiyordu.

Haberin devamında Demirel, özel sektör, Türkiye'nin kalkınması ve rejim konularında şunları söylüyordu: "Biz hiçbir şeyi olmayan, kişilerden müteşekkil bir toplumu düşünemiyoruz. Herkesin bir şeyi olsun istiyoruz. Herkes söz sahibi olsun istiyoruz. Siyasi ve iktisadi kişiliği olmayı bu manada anlıyoruz. Siyasi ve iktisadi kişilik yoksa vatandaşlık yerini kölelik alır. Bu itibarla siyasi ve iktisadi kişiliği vatandaşlığın en önemli unsuru saymışız. Türkiye'de demokrasi ve kalkınma hamlelerinin hedefini bu hamlelerin başarıya ulaşması ve devamlılığında, Türk vatandaşının buna sahip çıkmasında bulunuyoruz. Rejimin Türk vatandaşına hak tanıdığı şeyleri korumasını, huzurun temel şartı sayıyoruz." Demirel, konuşmasında vatandaş ile Cumhuriyet arasındaki ilişkiye özellikle dikkat çekiyordu. “Vatandaş, cumhuriyetin kalbidir. Haklarına sahip çıkmazsa, cumhuriyete sahip çıkmamış olur." Ve ekliyor: "Söz hakkı olmayan köledir." Demirel'e göre söz ve düşünce özgürlüğünün varlığı kadar, bu özgürlüklerin güvence altında bulunması da demokratik hayatın temel şartlarından biriydi. Bu nedenle vatandaşın yalnızca kendisine tanınan hakları bilmesi değil, bu hakların kullanılmasını sağlayacak güvencelerin de bulunması gerektiğini savunuyordu. Siyasi ve iktisadi kişiliklere alan açıyordu. Vatandaşlığın bir köleliğe dönmesini reddediyordu.

Demirel, "anormal dönem" başlığı altında üniversite gençliğine de değiniyordu. “Bir anormal dönemdir. Türkiye’nin geçirdiği, üniversite gençliğinin tümünü suçlamayalım. Üniversite gençliği bizimdir. Kendi çocuklarımız. Yarın bu memleketin idaresi bu genç kuşaklara geçecektir. Türkiye üniversitelerini felce uğratan bu dönemler aşılacaktır”. 3-4 anarşistin halkı galeyana getirmeyeceğini söyleyerek Türk milletine devletin gücüne inanması gerektiğini söylüyordu.

Demirel, Türkiye’nin demokratik düzeninin güçlendirilmesi gerektiğini ifade ediyordu. Hakların yalnızca metinlerde tanınmasının yeterli olmadığını belirten AP Genel Başkanı, vatandaşın sahip olduğu hakların gerçek hayatta kullanılabilmesinin önemine işaret ediyordu. Önceki gece Aksaray'da bir konuşma yapmış ve “Rejimdeki sıkıntılar aşılacaktır. Bunu da kavga ederek, dövüşerek değil, ahenkle yapmalıyız” diyerek bazı özeleştirilerde bulunuyordu.

Gazete haberi Nevşehir il kongresine katıldıktan sonra Ankara'ya dönen Demirel'in yolunun Aksaraylılar tarafından kesildiğini ve kendisine sevgi gösterileri yapıldığını da es geçmiyor. Demirel, Türkiye için yeni bir devir ve ufuğun göründüğü müjdesini veriyordu. Cumhuriyetin 50 yılda yaptıklarını 5 yıl içinde yapmanın mümkün olduğunu, Türkiye’nin huzur, birlik ve dirliğe olan ihtiyacını vurguluyordu.

Demirel’in Bolu’daki konuşması, 1972 Türkiye’sinde siyasi haklar, vatandaşlık ve demokratik katılım tartışmalarının öne çıktığı bir dönemde AP’nin yaklaşımını ortaya koyuyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...