
Demirel: “Benim köküm Türk milletinin kalbindedir”
6 Ocak 1965 günü Tercüman’da böyle bir manşet atılmıştı. Önceki gün AP Genel Başkanı Demirel, kendisine dair çıkartılan dedikodulara cevaben basına açıklama yapmış, iddiaları yalanlamıştı. Tercüman’ın tanıklığıyla o güne dönüyoruz.
6 Ocak 1965 günü Tercüman’da şöyle bir manşet atılmıştı. “Demirel: ‘Benim köküm Türk milletinin kalbindedir.’” AP Genel Başkanı Süleyman Demirel, 5 Ocak 1965’te bir basın toplantısı yapmış, hakkında çıkarılan dedikodulara cevap vermişti. Dedikodular, genel başkanlık seçimini kazanmak için içeriden veya dışarıdan mali yardım aldığına yönelikti. Söylentiler, seçime hazırlanan Türkiye’nin siyasi gündemine oturmuş, tartışmaları da beraberinde getirmişti. Demirel, partinin ve kendisinin itibarı aleyhine olan iddialara dolayısıyla yanıt verme ihtiyacı duymuş; kamuoyuna kendini anlatmak için beyanat vermişti. Benzer durumlarda da yaşandığı gibi karşılık olarak meşruiyetini halktan aldığına yönelik cümleler kuruluyordu elbette.
Bu iddialara cevaben ise yaptığı basın açıklamasında hiç kimsenin adamı olmadığını, vatana hizmet için AP liderliğine getirildiğini, şahsına yapılan hücumlarla AP’nin yıpratılmak istendiğini ancak bu gayretlerin bir netice vermeyeceğini söylemişti. Demirel yaptığı açıklamayı şöyle devam ettirmişti: “Genel başkanlığı kazanmak için içeriden ve dışarıdan herhangi bir mali yardım görmedim. Hiçbir kartel veya hiçbir tröst ile ilgim yoktur. Bu gibi yayınlar AP’yi yıkmak içindir. Hakkımda haksız iddialarda bulunanlar, kendilerinin kimin adamı olduklarını açıklasınlar. Ben adaylığımı millete hizmet arzusuyla koydum. Türkiye’nin işlerini ve meselelerini ancak Türkiye’nin çocukları halleder. Türkiye, Kore ve Vietnam değildir. Şöyle, böyle olmasını isteyenler büyük bir hüsrana uğrayacaktır.”
Demirel açıklamalarında politikanın tezvir ve iftira olmadığını, hiç kimsenin tarizinden, hücumundan ve tezvirinden en ufacık bir füturu bulunmadığını vurgulamış; hedefin kendisinin değil, AP’nin olduğunu ifade etmişti: “Benim AP Genel Başkanlığına seçilmiş olmam böyle bir kampanyaya hedef olmama yetmiş ve artmıştır bile. Zira kimselere göre AP karışmalı, zayıflamalı ve parçalanmalıdır. Bu tezviratın hedefi esasen beni çok aşar.”
Tercüman’ın haberinde bu basın toplantısı önemli bir yer tutmuştu. Fakat ilk sayfasına taşıdığı diğer haberler de oldukça ilginçti. Irak petrollerinin yüzde beş hissesine sahip ve “Mister yüzde beş” diye tanınan Serkis Gülbenkyan, Türk vatandaşlığına kabul edilmişti, Sovyet Heyet Başkanı, B.M.M’deki konuşmasında “Kıbrıs’a ağır silah vermedik, vermeyiz” demesi Ankara’da tartışmalara yol açmıştı, bir mebusun öldürülmesi üzerine hovardalığı sebebiyle 40 kadın ifade vermiş, ölümü magazinsel bir olay hâline gelmişti. En ilginci -tabii 2025 yılından bakıldığında- kırsaldaki altyapı sorunlarına yönelik umutsuzluktu. “10 milyon köylü susuz, 20 milyonu da yolsuz” haberi altında şunlar yazıyordu: “Bayındırlık bütçesi için milletvekilleri ‘2500 yılında bile köylü yola kavuşamaz’ dedi.” İşaret edilen 2500 yılı, soruna yönelik umutsuzluğu yeteri kadar göz önüne seriyor gibi.
Melen: Temaslar müsbet
Hükûmetin temaslarının olumlu bir çerçevede ilerlemesi, siyasi aktörler arasında diyaloğun korunmasına yönelik çabaların da göstergesi olarak değerlendirilebilir. Melen, MGP Genel Başkanı Feyzioğlu, DP Genel Başkanı Bozbeyli ve CP Genel Başkanı Satır ile Anayasa değişiklikleri konusunu görüşmüştü. Millî Birlik Grubu Başkanı Fahri Özdilek ve Kontenjan Grubu Başkanı Fahri Korutürk ile de görüşecek olan Melen, bu görüşmelerin sonunda kamuoyuna geniş bilgi verecekti. Başbakan, temasların müspet gittiğini söylemişti.
Melen, önceki gün Demirel ve Ecevit’le yaptığı görüşmelerde, Partiler arası Anayasa Komisyonunun kabul ettiği değişikliklerin hükûmetçe tatmin edici bulunduğunu parti liderlerine bildirmiş, ancak Devlet Güvenlik Mahkemesi kuruluşunda ısrar etmişti. Normal rejime geçiş için bu mahkemelerin kurulmasının şart olduğunu belirtmişti. Mahkemenin kuruluşuna yalnızca CHP karşı çıktığından, dünkü görüşmede Ecevit, konunun yetkili kurullarda bir kere daha müzakere edilmesi için Melen ile görüş birliğine vardı.
Feyzioğlu, hükûmetin temel hedeflerinin her türlü yıkıcı faaliyete ve anarşiye karşı Cumhuriyeti emniyetle koruyacak tedbirleri almak, millî bünyeye ve millî ihtiyaçlara uygun reform kanunlarını çıkarmak, memleketi ve rejimi normal düzene kavuşturmak olduğunu söylemişti. Feyzioğlu, “Bu hedeflerde başından beri olduğu gibi, bugün de tam mutabakat hâlindeyiz” dedi. MGP Genel Başkanı, partisinin Devlet Güvenlik Mahkemesi kurulmasına taraftar olduğunu da belirtiyordu.
Bozbeyli, Başbakan’ın seçimden önce alınması gereken tedbirlere dair düşüncelerini ve tekliflerini söylediğini nakletti. Bu konuların Anayasa değişiklikleri, seçim kanunu ve reformlar olduğunu bildiren Bozbeyli, “Geniş ölçüde mutabakat içindeyiz. Güvenlik mahkemesi kurulmasını prensip olarak kabul ediyoruz” demişti.
Satır, normal döneme bir an önce geçilmesi için Başbakan’ın çalıştığını söylemişti. Partiler arası komisyonda ele alınan değişikliklerin ve seçim kanunu konusunun görüşüldüğünü bildiren Satır, “Biz CP olarak devlet güvenlik mahkemelerinin kurulmasına taraftarız” demişti. Satır, bu arada ön seçimin kaldırılması gerektiğini de ifade ediyordu.
Melen, kanunlarla yapılacak değişikliklerle istenen neticenin elde edilmesi mümkün olursa üniversite ve Danıştay ile ilgili Anayasa değişikliklerinden vazgeçileceğini bildiriyordu. Ecevit’in hukuk devletine yaraşır bir devlet güvenlik mahkemesi kurulmasını istediğini, kendisinin de aynı görüşte olduğunu ekliyordu. Hakkında gensoru açılması istenen Ticaret Bakanı Talu’nun bir hükûmet buhranına yol açmamak için sorumluluğu üzerine almak istediğini, ancak bunun mümkün olamayacağını söyleyen Melen, “Bu bir hükûmet tasarrufudur. Hükûmet tasarrufunun sorumluluğunu Talu’ya yüklemek tabii haksızlık olur” diyordu. Gazetecilerin “Bir hükûmet buhranı görülüyor mu?” sorusuna Melen, “Ben ileriye bakarım” karşılığını verdi. Melen, “Benim istifa etmemden kimler memnun olacaksa adreslerini versinler, evvela onlara haber vereceğim” diyerek net tavrını da ortaya koyuyordu.
1972 yılı, Türkiye’de siyasi dengelerin ve hükûmetin geleceğine ilişkin tartışmaların gündemde olduğu bir dönemdi. Bu ortamda Başbakan Melen’in temasları olumlu değerlendirmesi, siyasi ilişkilerin sürdürülmesi ve meselelerin görüşmeler yoluyla ele alınması bakımından önem taşıyordu.
“İdare tarzını millet seçer”
Demirel, hür demokratik düzenin temel şartının vatandaşın devlet faaliyetlerini sorgulayabilmesi olduğunu belirtirken, ekonomik kalkınmanın da kişi hürriyeti ve serbest teşebbüsle mümkün olabileceğini savunuyordu. Partisinin Manisa’daki kongresinde yaptığı konuşmada Türkiye’nin yönetim anlayışına, demokratik düzene ve ekonomik kalkınmaya ilişkin önemli mesajlar veriyor. Demirel, “İdare tarzını millet seçer” diyerek egemenliğin kaynağının doğrudan millet iradesi olduğunun altını çiziyor. Demirel’e göre egemenliğin millette olması tartışılacak ya da şüphe edilecek bir konu değildi. “Hâkimiyet hakkının yegâne meşru sahibi millettir ve bu hakka dayalı yetkilerinde menşei ancak millettir.” Devletin yönetilmesi ve hüküm verme yetkisinin kaynağının millet olduğunu belirten AP lideri, bu iradenin gerçek anlamda ortaya çıkabilmesi için farklı fikirlerin serbestçe dile getirilebilmesi ve tartışılabilmesi gerektiğini söylüyor. “Yapılmadığı yerde millî iradeden bahsetmek aldatmacadır” görüşünü dile getirirken, millet hâkimiyetinin gerçekleşmesi için gerekli ilk şartın hürriyet rejimi olduğunu ifade ediyor. “Egemenliğin millette olduğu kavramı tartışma konusu, şüphe konusu değildir.”
Vatandaşın sadece seçim dönemlerinde değil, devlet faaliyetlerinin tamamında söz ve denetim hakkına sahip olması gerektiğini belirten Demirel, vatandaşın devlet faaliyetlerinin hesabını sorma hakkı bulunduğunu da söylüyor. Ona göre yönetim vatandaşa yaklaştıkça demokratik rejim zayıflamayacak, tersine güçlenecekti. Konuşmasının ekonomi bölümünde de siyasi hürriyet ile ekonomik kalkınma arasında doğrudan bir bağ kurdu. AP'nin program ve tüzüğünde ekonomik düzenin temel esaslarının Anayasa ile uyumlu olduğunu belirten Demirel, kişinin dilediği alanda çalışma hürriyetinin ve serbest teşebbüsün korunmasını savunuyordu.
Demirel’e göre ferdin yaratma gücü ve teşebbüs kabiliyeti, ekonomik ve sosyal gelişmenin vazgeçilmez unsurlarıydı. “Hürriyet içinde kalkınma” anlayışını öne çıkaran AP lideri, teşebbüs özgürlüğünün engellenmesinin yalnızca ekonomiye değil, doğrudan doğruya hürriyetlere ve demokratik rejime zarar vereceğini ifade ediyordu. Ancak devletin ekonomik hayattan tamamen çekilmesi gerektiği görüşünde de değildi. Devletin ekonomik faaliyetlere yön vermesi, altyapı yatırımlarını gerçekleştirmesi ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde büyük ölçekli bazı faaliyetleri üstlenmesi gerektiğini belirtiyordu. Bunun yanında özel sektörün de ekonomik hayata katılımının desteklenmesi gerektiğini savunuyordu.
Demirel’in Manisa’daki konuşması, 1972 Türkiye’sinde siyasi tartışmaların merkezinde bulunan millet egemenliği, hürriyet, demokrasi ve ekonomik kalkınma başlıklarını bir araya getiriyor. AP liderinin ortaya koyduğu anlayışta yönetimin meşruiyet kaynağı millet, demokratik düzenin güvencesi hürriyet, ekonomik kalkınmanın dayanağı ise serbest teşebbüstü.
“İdare tarzını millet seçer” sözü de bu yaklaşımın özeti niteliğinde: Devletin nasıl yönetileceğine karar verecek makamın, doğrudan doğruya milletin iradesi olduğu mesajı verilmişti.
“Sorumsuz kişiler, girmemesi gereken yere politika soktu”
1969 Eylül’ünde Demirel, bazı sorumsuz siyasilerin politika ile hükûmet ve parlamento arasındaki ilişkilere müdahale ettiğini savunurken, Türkiye’nin ekonomik potansiyeline dikkat çekiyor. Özellikle siyasi sorumluluk sınırlarının aşılmasına tepki göstererek, Türkiye’de siyasi hayatın sağlıklı biçimde işlemesi için herkesin kendi sorumluluk alanında kalması gerektiğini savunuyor. Bazı sorumsuz siyasilerin, siyasi platformlarda yapılması gereken tartışmaları farklı alanlara taşıdığını belirten Demirel, “Girmemesi gereken yerlere bazı sorumsuz siyasiler tarafından sokulduğuna temas ederek siyasi mücadelemizin meşru platformda, meşru usullerle yapılması gerektiğini” ifade ediyor.
Konuşmasının ekonomik bölümünde Türkiye’nin son yıllardaki gelir artışına dikkat çekiyor. 1950’den 1960 yılına kadar 10 yıllık milli gelir artışının, 1960’tan 1965’e kadar geçen beş yıllık dönemde iki katına çıktığını belirten Demirel, son dört yılda milli gelirde önemli bir yükseliş yaşandığını söylüyor. Bu dönemde milli gelirin 25 milyar lira arttığını ve 73 milyardan 98 milyar liraya ulaştığını da belirterek yapılan çalışmaların önemine vurgu yapıyor. “Bizim başardığımız en önemli hususlardan birisi de Türk vatandaşının ümit meşalesini yeniden yakmış olmak ve bir hizmet devrini açmış bulunmaktır”.
“50 milyonluk Türkiye” hedefinden söz eden AP Genel Başkanı, önümüzdeki yıllarda yapılacak çalışmalarla Türkiye’nin daha yüksek bir refah seviyesine ulaşabileceğinin müjdesini veriyor. “Memleketin bütün ihtiyaçlarını bir anda giderilmesini biz herkesten çok arzu ederiz. Ancak, hepsini birden çözmeye kalkarsak hiç birisini çözemeyiz”.
Gazetecinin dört yıllık iktidar döneminde yapılan en önemli işin ne olduğu yönündeki sorusuna ise, herhangi bir basın tehdidine girişmeden, hükûmet ve parlamentonun olağanüstü idare şekillerine başvurmadan, Türk demokrasisine yapılan hizmetin en önemli iş olduğunu belirterek seçimden seçime millete hesap vermesini gösteriyor. “Dört yılda eriştiğimiz seviye 10 yıl sonrası için vadettiklerimizin teminatıdır”.
1969 Türkiye’sinin siyasi atmosferinde Demirel’in açıklamalarının merkezinde siyasi sorumluluk, demokratik düzen ve ekonomik kalkınma bulunuyordu. AP lideri, bir yandan hükûmetin icraatlarını savunurken diğer yandan siyasi mücadelenin meşru zemin içerisinde yürütülmesi gerektiğini vurguluyordu.


