Atam, tam 80 yaşındasın

10 Kasım 1981

10 Kasım 1961 tarihli Tercüman gazetesi, sayfalarını duygulu bir manşetle açtı: “Atam, tam 80 yaşındasın.” Atatürk’ün bedeni aramızda olmasa da fikirleri, cumhuriyetin her yeni sabahında yaşamaya devam ediyordu.

10 Kasım 1961 sabahı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde özel bir yere sahip olan bu günde, Tercüman gazetesi okurlarına bir dönüm noktasını hatırlatıyor. Atatürk’ün eşsiz liderliği ve cumhuriyetin temellerini attığı günler hâlâ canlı; halkın yüreğinde onun ideallerine bağlılık ve yenilenen vazife bilinci dalga dalga yayılıyor. O gün sayfalarında sadece bir anma değil, aynı zamanda bu mirasın bugün için taşıdığı anlam ve sorumluluk da yer alıyor. Manşet “Atam, tam 80 yaşındasın” cümlesiyle yapılıyor Tercüman gazetesinde. Asla ölmeyecek bir mirası hatırlatmak için…

Peki Ulu Önder’in anıldığı bu günde, 27 Mayıs 1960 Darbesi’nin etkileri hâlâ çok canlıyken kamusal alanda neler oluyordu?

Cemal Gürsel parti liderleriyle bugün yeniden görüşecekti. Tercüman şöyle anlatıyordu: “Partiler arasındaki fikir ayrılıkları yüzünden Başbakan’ın tayini ve hükûmetin teşkili bir türlü gerçekleşememektedir. Dünkü beyanlara rağmen Başbakan’ın fikri bugün de belli olmamıştır. (…) Cumhurbaşkanı Gürsel’in riyasetinde yapılacak toplantıda koalisyon teşkili hakkında son karar verilecektir. CKMP koalisyona girmeme kararını daha önce muhtelif vesilelerle açıkladığı için hükûmeti teşkil etme diğer üç parti arasında (AP, CHP, YTP) halledilecektir. CKMP müstakil kalma kararı yarın yapılacak toplantıda alınacak kararlara tesir edecektir. Değişmeli Başbakanlık sisteminin yarınki görüşmelerin ağırlık merkezini teşkil edeceği de şüphelidir.”

Siyasi düzlem belirsizliklerle devam etse de Atatürk bugün törenlerle anılıyordu: “Büyük Kurtarıcı Ulu Önder Atatürk’ün 23’ünçü yol dönümüdür. Bu münasebetle yurdun her köşesinde olduğu gibi, şehrimizde de muhtelif anma törenleri tertip edilmiştir. Saat 09.05 geçe Anıtkabir’de başlayacak olan törene Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi Başkanları, Başbakan Vekilli, Genelkurmay Başkanı, Kuvvetler Komutanları, Bakanlar Kurulu Üyeleri, Senato ve Milletvekili, Başkanvekilleri ile Meclis’te temsilcisi bulunan siyasi partilerin liderleri, genel sekreterleri, askerî erkânı, basın ve siyasi partiler ile kurumlar temsilcileri, öğrenci, temsilcileri iştirak edecektir. Aziz Atamızın 23’üncü ölüm yıl dönümünde kortejde bir değişiklik yapılmasına karar verilmiş ve 1938 senesinden bu yana ilk olarak Kuvvetler Komutanları’nın yeri Bakanlar Kurulu’ndan önceye alınmıştır. Saat 9’u beş geçe çalınacak (Tili) borusu ile Türkiye’nin her köşesinde olduğu gibi Anıtkabir’de de bayraklar yarıya indirilecek, vasıtalar ve fabrikalar iki dakika süre ile düdüklerini çalacaklar ve törenlere katılacaklar saygı duruşunda buluşacaklardır. Anıtkabir saat 13.00’ten itibaren halkın ziyaretine açılacaktır. Bu arada sabah Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi şehrimiz okullarında da bu yıl geçen senelerden daha muazzam törenler yapılacaktır. Saat 17.30’da Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde tertip edilen toplantıda ise muhtelif konservatuar talebeleri tarafından Atatürk Oratoryosu temsil edilecektir. İstanbul’da İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Ulu Önder Atatürk’ün ölüm yıl dönümü münasebetiyle Fen Fakültesi Konferans Salonu’nda büyük bir tören tertiplemiştir. 09.05’te saygı duruşunu müteakip Atatürk’ün gençliğe hitabesi, gençliğin Ata’ya cevabı tekrarlanacak ve rektörün konuşmasıyla programa devam edilecektir. Rektörden sonra bir öğretim üyesi ve İ.Ü.T.B Başkanı Ayhan Efeoğlu konuşacak, müteakiben de öğrenciler tarafından şiirler okunacaktır. Program üniversite bahçesindeki Atatürk heykeline ve Turan Emeksiz’in şehit düştüğü yerlere çelenkler konulduktan sonra son bulacaktır.”

Ayrıca Tercüman’da Haldun Taner’in “Atatürk Kandırılmaz” başlıklı başyazısı da ilk sayfada yayımlanmıştı. “Mephistofeles’in getirip önüne serdiği dünyanın gelmiş geçmiş bütün nimetlerine sırt çeviren, bütün nimetlerine sırt çeviren, hatta Gretchen’e, Helena’ya bile kapılmayan, bütün duygu ve sevk tuzaklarına kanmayan Faust, Şeytan’la girdiği bahsi sonunda ne uğruna kaybeder? Bataklıkları kurutup milyonlarca insana yaşama alanı sağlamak, özgür bir yurtta özgür insanlar içinde yaşamak özlemi uğruna. Yeryüzünde, yeraltında ‘Gitme, dur, sen çok güzelsin’ diyebileceği biricik an, bunu duyduğu an olduğu için… Atatürk’ün yaptığı da bundan başka bir şey değildi. Atatürk’ün dünyanın bu köşesindeki bataklıkları kökünden kuruttuğu söylenemez. Öyle olan, o göçüp gider gitmez o bataklıklar yeniden bu kadar yayılmaz, hayatımızı tehlikeye sokacak bir sıtma denizi hâlini alamazdı….” cümleleriyle devam eden, geçmişle bugünü kıyaslayan uzunca bir yazı okurlarına arz ediliyordu.

“İdare tarzını millet seçer”

08 Ekim 1972
8 Ekim 1972 tarihli Tercüman manşetlerinde AP Genel Başkanı Süleyman Demirel, “Egemenliğin millette olduğu tartışma konusu değildir” diyerek Türkiye’nin yönetim biçiminin millet iradesiyle belirlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Demirel, hür demokratik düzenin temel şartının vatandaşın devlet faaliyetlerini sorgulayabilmesi olduğunu belirtirken, ekonomik kalkınmanın da kişi hürriyeti ve serbest teşebbüsle mümkün olabileceğini savunuyordu. Partisinin Manisa’daki kongresinde yaptığı konuşmada Türkiye’nin yönetim anlayışına, demokratik düzene ve ekonomik kalkınmaya ilişkin önemli mesajlar veriyor. Demirel, “İdare tarzını millet seçer” diyerek egemenliğin kaynağının doğrudan millet iradesi olduğunun altını çiziyor. Demirel’e göre egemenliğin millette olması tartışılacak ya da şüphe edilecek bir konu değildi. “Hâkimiyet hakkının yegâne meşru sahibi millettir ve bu hakka dayalı yetkilerinde menşei ancak millettir.” Devletin yönetilmesi ve hüküm verme yetkisinin kaynağının millet olduğunu belirten AP lideri, bu iradenin gerçek anlamda ortaya çıkabilmesi için farklı fikirlerin serbestçe dile getirilebilmesi ve tartışılabilmesi gerektiğini söylüyor. “Yapılmadığı yerde millî iradeden bahsetmek aldatmacadır” görüşünü dile getirirken, millet hâkimiyetinin gerçekleşmesi için gerekli ilk şartın hürriyet rejimi olduğunu ifade ediyor. “Egemenliğin millette olduğu kavramı tartışma konusu, şüphe konusu değildir.”

Vatandaşın sadece seçim dönemlerinde değil, devlet faaliyetlerinin tamamında söz ve denetim hakkına sahip olması gerektiğini belirten Demirel, vatandaşın devlet faaliyetlerinin hesabını sorma hakkı bulunduğunu da söylüyor. Ona göre yönetim vatandaşa yaklaştıkça demokratik rejim zayıflamayacak, tersine güçlenecekti. Konuşmasının ekonomi bölümünde de siyasi hürriyet ile ekonomik kalkınma arasında doğrudan bir bağ kurdu. AP'nin program ve tüzüğünde ekonomik düzenin temel esaslarının Anayasa ile uyumlu olduğunu belirten Demirel, kişinin dilediği alanda çalışma hürriyetinin ve serbest teşebbüsün korunmasını savunuyordu.

Demirel’e göre ferdin yaratma gücü ve teşebbüs kabiliyeti, ekonomik ve sosyal gelişmenin vazgeçilmez unsurlarıydı. “Hürriyet içinde kalkınma” anlayışını öne çıkaran AP lideri, teşebbüs özgürlüğünün engellenmesinin yalnızca ekonomiye değil, doğrudan doğruya hürriyetlere ve demokratik rejime zarar vereceğini ifade ediyordu. Ancak devletin ekonomik hayattan tamamen çekilmesi gerektiği görüşünde de değildi. Devletin ekonomik faaliyetlere yön vermesi, altyapı yatırımlarını gerçekleştirmesi ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde büyük ölçekli bazı faaliyetleri üstlenmesi gerektiğini belirtiyordu. Bunun yanında özel sektörün de ekonomik hayata katılımının desteklenmesi gerektiğini savunuyordu.

Demirel’in Manisa’daki konuşması, 1972 Türkiye’sinde siyasi tartışmaların merkezinde bulunan millet egemenliği, hürriyet, demokrasi ve ekonomik kalkınma başlıklarını bir araya getiriyor. AP liderinin ortaya koyduğu anlayışta yönetimin meşruiyet kaynağı millet, demokratik düzenin güvencesi hürriyet, ekonomik kalkınmanın dayanağı ise serbest teşebbüstü.

“İdare tarzını millet seçer” sözü de bu yaklaşımın özeti niteliğinde: Devletin nasıl yönetileceğine karar verecek makamın, doğrudan doğruya milletin iradesi olduğu mesajı verilmişti.

“Sorumsuz kişiler, girmemesi gereken yere politika soktu”

29 Eylül 1969
29 Eylül 1969 tarihli Tercüman manşetlerinde AP Genel Başkanı Süleyman Demirel, Daily News gazetesine verdiği beyanatta Türkiye’de siyasi hayat, ekonomik kalkınma ve bürokrasiye ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor.

1969 Eylül’ünde Demirel, bazı sorumsuz siyasilerin politika ile hükûmet ve parlamento arasındaki ilişkilere müdahale ettiğini savunurken, Türkiye’nin ekonomik potansiyeline dikkat çekiyor. Özellikle siyasi sorumluluk sınırlarının aşılmasına tepki göstererek, Türkiye’de siyasi hayatın sağlıklı biçimde işlemesi için herkesin kendi sorumluluk alanında kalması gerektiğini savunuyor. Bazı sorumsuz siyasilerin, siyasi platformlarda yapılması gereken tartışmaları farklı alanlara taşıdığını belirten Demirel, “Girmemesi gereken yerlere bazı sorumsuz siyasiler tarafından sokulduğuna temas ederek siyasi mücadelemizin meşru platformda, meşru usullerle yapılması gerektiğini” ifade ediyor.

Konuşmasının ekonomik bölümünde Türkiye’nin son yıllardaki gelir artışına dikkat çekiyor. 1950’den 1960 yılına kadar 10 yıllık milli gelir artışının, 1960’tan 1965’e kadar geçen beş yıllık dönemde iki katına çıktığını belirten Demirel, son dört yılda milli gelirde önemli bir yükseliş yaşandığını söylüyor. Bu dönemde milli gelirin 25 milyar lira arttığını ve 73 milyardan 98 milyar liraya ulaştığını da belirterek yapılan çalışmaların önemine vurgu yapıyor. “Bizim başardığımız en önemli hususlardan birisi de Türk vatandaşının ümit meşalesini yeniden yakmış olmak ve bir hizmet devrini açmış bulunmaktır”.

“50 milyonluk Türkiye” hedefinden söz eden AP Genel Başkanı, önümüzdeki yıllarda yapılacak çalışmalarla Türkiye’nin daha yüksek bir refah seviyesine ulaşabileceğinin müjdesini veriyor. “Memleketin bütün ihtiyaçlarını bir anda giderilmesini biz herkesten çok arzu ederiz. Ancak, hepsini birden çözmeye kalkarsak hiç birisini çözemeyiz”.

Gazetecinin dört yıllık iktidar döneminde yapılan en önemli işin ne olduğu yönündeki sorusuna ise, herhangi bir basın tehdidine girişmeden, hükûmet ve parlamentonun olağanüstü idare şekillerine başvurmadan, Türk demokrasisine yapılan hizmetin en önemli iş olduğunu belirterek seçimden seçime millete hesap vermesini gösteriyor. “Dört yılda eriştiğimiz seviye 10 yıl sonrası için vadettiklerimizin teminatıdır”.

1969 Türkiye’sinin siyasi atmosferinde Demirel’in açıklamalarının merkezinde siyasi sorumluluk, demokratik düzen ve ekonomik kalkınma bulunuyordu. AP lideri, bir yandan hükûmetin icraatlarını savunurken diğer yandan siyasi mücadelenin meşru zemin içerisinde yürütülmesi gerektiğini vurguluyordu.

“Söz hakkı olmayan köledir”

23 Eylül 1972
23 Eylül 1972’de Tercüman; Süleyman Demirel’in Bolu il kongresinde yaptığı konuşmaları manşetine alıyor. "Devletleştirme reform değildir, reformda iyileştirme mevcuttur" başlığındaki haberde Demirel, ekonomik sorunlarla boğuşan halka Türkiye’nin geleceği adına umut vadeden açıklamalar yapıyor.

"Devletleştirme, reform değildir. Reformda iyileştirme mevcuttur. Devletin her yaptığını reform saymayalım." Demirel, 1972 Eylül’ünde bu sözlerle devletleştirme ile reformu birbirine karıştırmamak gerektiğini savunmuştu. Zamanın Türkiye’si vatandaşlık ve demokratik hakların gündemde olduğu ve siyasi parti liderlerinin açıklamalarının halkı önemli ölçüde yönlendirdiği bir dönemden geçiyordu.

Haberin devamında Demirel, özel sektör, Türkiye'nin kalkınması ve rejim konularında şunları söylüyordu: "Biz hiçbir şeyi olmayan, kişilerden müteşekkil bir toplumu düşünemiyoruz. Herkesin bir şeyi olsun istiyoruz. Herkes söz sahibi olsun istiyoruz. Siyasi ve iktisadi kişiliği olmayı bu manada anlıyoruz. Siyasi ve iktisadi kişilik yoksa vatandaşlık yerini kölelik alır. Bu itibarla siyasi ve iktisadi kişiliği vatandaşlığın en önemli unsuru saymışız. Türkiye'de demokrasi ve kalkınma hamlelerinin hedefini bu hamlelerin başarıya ulaşması ve devamlılığında, Türk vatandaşının buna sahip çıkmasında bulunuyoruz. Rejimin Türk vatandaşına hak tanıdığı şeyleri korumasını, huzurun temel şartı sayıyoruz." Demirel, konuşmasında vatandaş ile Cumhuriyet arasındaki ilişkiye özellikle dikkat çekiyordu. “Vatandaş, cumhuriyetin kalbidir. Haklarına sahip çıkmazsa, cumhuriyete sahip çıkmamış olur." Ve ekliyor: "Söz hakkı olmayan köledir." Demirel'e göre söz ve düşünce özgürlüğünün varlığı kadar, bu özgürlüklerin güvence altında bulunması da demokratik hayatın temel şartlarından biriydi. Bu nedenle vatandaşın yalnızca kendisine tanınan hakları bilmesi değil, bu hakların kullanılmasını sağlayacak güvencelerin de bulunması gerektiğini savunuyordu. Siyasi ve iktisadi kişiliklere alan açıyordu. Vatandaşlığın bir köleliğe dönmesini reddediyordu.

Demirel, "anormal dönem" başlığı altında üniversite gençliğine de değiniyordu. “Bir anormal dönemdir. Türkiye’nin geçirdiği, üniversite gençliğinin tümünü suçlamayalım. Üniversite gençliği bizimdir. Kendi çocuklarımız. Yarın bu memleketin idaresi bu genç kuşaklara geçecektir. Türkiye üniversitelerini felce uğratan bu dönemler aşılacaktır”. 3-4 anarşistin halkı galeyana getirmeyeceğini söyleyerek Türk milletine devletin gücüne inanması gerektiğini söylüyordu.

Demirel, Türkiye’nin demokratik düzeninin güçlendirilmesi gerektiğini ifade ediyordu. Hakların yalnızca metinlerde tanınmasının yeterli olmadığını belirten AP Genel Başkanı, vatandaşın sahip olduğu hakların gerçek hayatta kullanılabilmesinin önemine işaret ediyordu. Önceki gece Aksaray'da bir konuşma yapmış ve “Rejimdeki sıkıntılar aşılacaktır. Bunu da kavga ederek, dövüşerek değil, ahenkle yapmalıyız” diyerek bazı özeleştirilerde bulunuyordu.

Gazete haberi Nevşehir il kongresine katıldıktan sonra Ankara'ya dönen Demirel'in yolunun Aksaraylılar tarafından kesildiğini ve kendisine sevgi gösterileri yapıldığını da es geçmiyor. Demirel, Türkiye için yeni bir devir ve ufuğun göründüğü müjdesini veriyordu. Cumhuriyetin 50 yılda yaptıklarını 5 yıl içinde yapmanın mümkün olduğunu, Türkiye’nin huzur, birlik ve dirliğe olan ihtiyacını vurguluyordu.

Demirel’in Bolu’daki konuşması, 1972 Türkiye’sinde siyasi haklar, vatandaşlık ve demokratik katılım tartışmalarının öne çıktığı bir dönemde AP’nin yaklaşımını ortaya koyuyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...