Evrensel dem: Kültürler bir fincan çayda buluşuyor
Haberin Eklenme Tarihi: 21.05.2025 15:33:00 - Güncelleme Tarihi: 21.05.2025 16:28:00Buhar yükselir; yanında sadece sıcaklığı değil, kadim geleneklerin, uzak diyarların ve paylaşılan bir insanlık deneyiminin fısıltılarını taşır. Çay… Salt bir içecekten çok daha fazlası; bir ritüel, bir teselli kaynağı, bir sosyal katalizör ve Kakuzo Okakura’nın Çay Kitabı’nda veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, “yaşam sanatının inancı.” İşte çayın bu derin özü, İstanbul’un tarihî Beta Yeni Hanı’nı küresel bir çay kültürü kavşağına dönüştüren “II. Beta Uluslararası Çay ve Kültürü Günü Resepsiyonu”nda coşkulu bir heyecan ve derin bir saygıyla kutlandı. Dünya 21 Mayıs Dünya Çay Günü’nü kutlarken, Türkiye’nin önde gelen ve yenilikçi çay markalarından Beta Tea, bu buluşmayı ikinci kez ustalıkla düzenleyerek köklü bir gelenek hâline getirdi.
Bu yılki görkemli etkinliğin seçilmiş mottosu olan “çayın evrensel dilini yaşatmak”, tarihî hanın her köşesinde yankılandı; bu hem çay severlerin hem de filozofların paylaştığı bir duyguydu. Gerçekten de Lin Yutang’ın derin düşüncelerle ifade ettiği gibi, “Çayın doğasında bizi hayatın sessiz tefekkürüne götüren bir şey vardır.” Ancak bu etkinlik, tefekkür ve kutlamanın canlı bir senfonisiydi; çayın birleştirici ve ilham verici gücünün bir kanıtıydı. Ev sahibi rolündeki Beta Tea, yalnızca küresel çay geleneklerinin çeşitli dokusunu sergilemeyi değil, aynı zamanda dünya genelinde çay kültürünü aktif olarak yaymayı ve zenginleştirmeyi amaçladı.
Zamansız bir geleneğe tarihî bir ev sahipliği
İstanbul’un tarihî yarımadası Eminönü’nde yer alan Beta Yeni Han, gün boyunca ağırladığı demler gibi, kendisi de tarihle iç içe geçmiş atmosferik bir zemin sundu. Hanın kadim taşları, çay kültürünün geçmişiyle bugününün zahmetsizce iç içe geçtiği bu yerde, çeşitli toplulukların enerjisini emer gibiydi. Türkiye’nin çay sahnesindeki öncü ruhuyla tanınan Beta Tea, Arjantin’in güçlü mate geleneklerinden Çin’in narin yeşil çaylarına, Sri Lanka’nın mis kokulu malikanelerinden Kenya ve Uganda’nın canlı çay tarlalarına kadar dünyanın dört bir yanından gelen konukları ve saygın elçilik temsilcilerini burada ağırladı. Havada, herkesin beklediği kültürel yoğunlaşmaya dair sessiz bir heyecan, paylaşılan bir beklenti vardı.
“II. Beta Uluslararası Çay ve Kültürü Günü Resepsiyonu” bir etkinlikten daha fazlasıydı; Beta Tea’nin kendisi de bir gelenek olma taahhüdünün bir ilanıydı. Bu kutlamayı geçtiğimiz yıl başlatan marka, dünyanın çaylarının ve dolayısıyla dünya kültürlerinin buluşup kaynaşabileceği küresel bir platform yaratma konusundaki kararlılığını pekiştirdi. Bu, çayın sınırları aşan gücünün canlı bir teyidiydi; belki de Arthur Wing Pinero’nun basit ama derin ifadesiyle en iyi şekilde yakalanan bir duygu: “Çayın olduğu yerde umut vardır.” Bu buluşma, şüphesiz kültürel anlayış ve ortak takdir için bir umut ışığıydı.
Ulusların buluşması: Evrensel dilin pratikteki hali
Konuk listesi, etkinliğin uluslararası ölçeğinin ve öneminin bir kanıtıydı. Sri Lanka Büyükelçisi S. Hasanthi Urugodawatte Dissanayake, Hindistan Başkonsolosu Mijito Vinito, Vietnam Ticaret Müşaviri Ngyuen Viet Hang ve Kenya Fahri Konsolosu Abdullah Yeşil gibi saygın isimler etkinliği onurlandırdı. Arjantinli Çay Uzmanı Natalie Hassanie gibi uzmanlar ve ev sahibi kuruluştan Beta Gıda İstanbul Şube Müdürü Hatice Uğur ile Türkiye Çay Demleme ve Sunum Şampiyonu Gülhanım Delihasan gibi kilit isimler de onlara katıldı. Çok sayıda diğer protokol üyesini de içeren bu çeşitli topluluk, etkinliğin küresel çay topluluğundaki kilit oyuncuları bir araya getirme başarısının altını çizdi.
Çin, Arjantin, Sri Lanka, Fas, Uganda, Kenya, Vietnam ve Hindistan gibi zengin çay miraslarıyla tanınan ülkelerin özel stantları vardı ve Beta Yeni Han’ı aromaların, tatların ve hikâyelerin canlı bir pazarına dönüştürdüler. Farklı çayların kökenlerinin ardındaki hikâyeler paylaşılırken ve çeşitli gelenekler ile ritüeller gurur ve tutkuyla sergilenirken, “çayın evrensel dili” gerçekten burada konuşuldu. Her stant, bu kadim içecekleri yetiştiren ve onlara değer veren insanlar tarafından yönlendirilen duyusal bir yolculuk sunan başka bir diyara açılan bir kapıydı. Katılımcılar, özellikle büyükelçilikleri aracılığıyla büyüleyici gösteriler ve seremoniler sundular; konuklara benzersiz kültürel değerlerine ve asırlık geleneklerine otantik bir bakış sundular. Bu, Catherine Douzel’in güzel bir şekilde ifade ettiği gibi, “Her bir fincan çay, hayali bir yolculuğu temsil eder” sözünü doğrularcasına, çayın kültürel dokusunun yaşayan, nefes alan bir sergisiydi.
Seremoniler, gösteriler ve duyumların senfonisi
Gün, basit bir tatmanın çok ötesinde, çay dünyasına titizlikle düzenlenmiş bir yolculuktu. Beta Yeni Han’ın tarihi atmosferi, göz kamaştırıcı kültürel performanslar ve ilgi çekici etkinliklerle canlandı. Katılımcılar, etkileyici Sri Lanka geleneksel gaz lambası yakma merasimi ile başlayan ve ardından festivale benzersiz bir ritim ve zarafet katan büyüleyici Pooja ve Gagaja dans gösterileriyle ağırlandı. Güney Amerika’dan gelen bir Arjantinli çay uzmanı, bu sevilen infüzyonun karmaşık ritüellerini ve topluluk ruhunu sergileyen dinamik bir Mate şovuyla izleyicileri büyüledi.
Ev sahibi ülke Türkiye de kendi zengin geleneklerini içten geleneksel tulum ve enerjik horon gösterileriyle sunarak, çay yetiştiren Karadeniz bölgesinin canlı kültürünü yansıttı. Dinginlikten coşkuya uzanan bu çeşitli kültürel ifadeler, çayın çok yönlü doğasının altını çizdi. Çay şüphesiz yalnızlıkta meditatif bir yoldaş olabilen veya toplumsal bir kutlamanın canlı kalbi olabilen bir içecek. William Ewart Gladstone'un bir zamanlar belirttiği gibi: “Üşüyorsanız çay sizi ısıtır; çok sıcaksanız sizi serinletir; moraliniz bozuksa sizi neşelendirir; Heyecanlıysanız sizi sakinleştirir.” Etkinlik, tüm bu yönleri bünyesinde barındırıyor gibiydi.
Öne çıkan anlardan biri, Türkiye'nin Çay Demleme ve Sunum Şampiyonu Gülhanım Delihasan tarafından zarafetle sunulan Türk çay kültürü seremonisiydi. Uzmanlığı, ülke günlük yaşamının dokusuna derinden işlemiş olan Türk çayını hazırlama ve sunma inceliklerini aydınlattı. Kutlama ruhuna katkıda bulunmak ve Beta Tea'nin yaklaşan 50. yılına özel olarak, şirketin zengin portföyünde bir yolculuk ve çay dünyasındaki kalıcı mirasına bir saygı duruşu niteliğinde 50 farklı çay çeşidinin özel bir tadımı sunuldu.
Adanmışlığın sesleri: Çay kültürünün meşalesini taşımak
Beta Gıda İstanbul Şube Müdürü Hatice Uğur, açılış konuşmasında yıllık kutlamanın ardındaki derin misyonu etkileyici bir şekilde dile getirdi: “Geçtiğimiz yıl, Dünya Çay Günü kapsamında ilk kez düzenlediğimiz Beta Uluslararası Çay ve Kültürü Günü Resepsiyonu’nu, ikinci kez gerçekleştirerek bugün bir gelenek hâline getirdik,” diyerek bu etkinliği yinelenen bir gelenek hâline getirme yönündeki bilinçli çabayı vurguladı. Ayrıca Azerbaycan ve Türkiye’nin ortak başvurusu üzerine yakın zamanda UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne dâhil edilen Türk çay kültürünün önemine de değindi. "Azerbaycan ve Türkiye’nin UNESCO’ya başvurusu üzerine Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne dâhil edilen Türk çayının eşsiz kültürünün hem taşıyıcısı hem de geliştiricisi olmayı kendine misyon edinmiş bir çay markası olarak, festivalimizin bu yılki mottosunu: ‘Çayın Evrensel Dilini Yaşatmak’ olarak belirledik" dedi.
Uğur, Beta Tea'nin felsefesini daha da derinleştirerek devam etti: “Çünkü Beta Tea olarak, biz yalnızca çay üretmiyor aynı zamanda onun etrafında şekillenen kültürü de yaşatmak için çalışıyoruz.” Bu adanmışlık, etkinlik boyunca elle tutulur bir şekilde hissediliyordu. “Bu hedefle çayın dünyasında dünyanın çaylarını buluştururken, Çin’den Arjantin’e, Sri Lanka’dan Kenya’ya, Vietnam’dan Uganda’ya uzanan büyükelçilik katılımlarıyla oluşan bu kültürel mozaikte, çayın evrensel dilini konuşuyor, kültürel köklerini tanıyor ve birlikte yaşatıyoruz” sözleri, ticaretin çok ötesine geçen, küresel bir mirasın korunması ve tanıtılmasına dokunan bir bağlılığın altını çiziyordu. Bu duygu, Okakura Kakuzo'nun belirttiği gibi, “Çay bir ilaç olarak başladı ve bir içeceğe dönüştü” ve kültürel bir temel taşı hâline geldi düşüncesiyle örtüşüyordu.
Bir içecekten daha fazlası: Çayın kalıcı ruhu
“II. Beta Uluslararası Çay ve Kültürü Günü Resepsiyonu”, çayın sıcak sudaki kuru yapraklardan sonsuz derecede daha fazlası olduğunu canlı bir şekilde hatırlattı. Bağlantı için bir kanal, kültürel alışveriş için bir araç ve kıtalar arasında yankı bulan bir misafirperverlik sembolüdür. Türk çay kültürünün UNESCO tarafından tanınması, bu daha derin değerin önemli bir kabulüdür; basit bir bitkiyi somut olmayan mirasın bir unsuru hâline getiren ritüellere, sosyal uygulamalara ve ustalığa bir övgüdür.
Beta Tea gibi vizyoner markalar tarafından titizlikle düzenlenen bu tür etkinlikler, bu mirasın beslenmesinde hayati bir rol oynamaktadır. Arthur Gray’in “huzur, rahatlık ve incelik ruhu” olarak tanımladığı “çayın ruhunun” en dolu, en çeşitli ifadesiyle deneyimlenebileceği bir alan sunarlar. Bir Çin çay seremonisinin resmî zarafetinden Arjantin Mate’sinin güçlü paylaşımına, Hint çayının baharatlı cazibesinden Japon geleneklerinin hassas kesinliğine kadar her uygulama, halkının ve bu kadim içecekle ilişkisinin bir hikayesini anlatır.
Katılımcılar kaynaşırken, fincanları ve sohbetleri paylaşırken, “çayın evrensel dili” çeviriye ihtiyaç duymadı. Fincanın sıcaklığında hissedildi, değiş tokuş edilen gülümsemelerde görüldü ve her yeni tadım deneyimine eşlik eden takdir dolu mırıltılarda duyuldu. Ünlü Tang Hanedanı şairi Lu Yu, başyapıtı “Çay Klasiği”nde çayın “ruhu yatıştırdığını ve zihni uyumlu hâle getirdiğini, bitkinliği giderdiğini ve yorgunluğu aldığını, düşünceyi uyandırdığını ve uykuyu önlediğini, bedeni hafiflettiğini veya tazelediğini ve algı yeteneklerini berraklaştırdığını” yazmıştı. Beta Yeni Han’ın hareketli ama uyumlu atmosferinde, tüm bu nitelikler sadece bireyler için değil, toplantının kolektif ruhu için de tezahür ediyor gibiydi.
Gelenek ve yenilikle demlenmiş bir gelecek
Geleneksel müziğin yankıları solarken ve enfes çayın son damlaları tadılırken, II. Beta Uluslararası Çay ve Kültürü Günü Resepsiyonu’na katılan herkes üzerinde silinmez bir iz bıraktı. Bu, dünyanın biraz daha küçüldüğü, biraz daha ısındığı ve mütevazı çay yaprağı sayesinde çok daha fazla birbirine bağlandığı bir gündü. Beta Tea’nin bu evrensel dili ve onu çevreleyen kültürleri “yaşatma” konusundaki adanmışlığı sadece kurumsal bir misyon değil; giderek bu tür birleştirici güçlere daha fazla ihtiyaç duyan bir dünyaya bir armağandır.
Bu ikinci etkinliğin başarısı, bu gelişmekte olan gelenek için daha da parlak bir gelecek vaat ediyor. Beta Tea yarım asırlık kilometre taşına yaklaşırken, kaliteye, yeniliğe ve kültürel yönetime olan bağlılığı her zamankinden daha belirgin. Belki de Jonathan Stroud’un “Çay yapmak, dünyanın üzerinize yıkılmasını engelleyen bir ritüeldir” sözleri genişletilebilir: Birlikte dünya çay gününü kutlamak, köprüler kuran, anlayışı besleyen ve hepimizi birbirine bağlayan basit, güzel şeyleri hatırlatan bir ritüeldir.
Bu tür etkinliklerin mirası sadece yaratılan anılarda veya deneyimlenen tatlarda değil, dünyanın en eski ve en sevilen içeceklerinden biri için teşvik ettikleri sürekli diyalog ve takdirde yatıyor. Gelecek nesillerin de basit bir fincan çayın içinde saklı olan zengin hikâye, gelenek ve insan bağlantıları dokusunu keşfedebilmelerini sağlıyor. Ve bunun için hepimiz Sydney Smith’in duygusunu yineleyebiliriz: “Tanrı’ya şükürler olsun çay için! Dünya çaysız ne yapardı!” Özellikle de bizi böylesine görkemli bir şekilde bir araya getirdiğinde…”