Brezilya: 80’lik Lula’dan ne umuyor?

Haberin Eklenme Tarihi: 31.12.2025 13:08:00 - Güncelleme Tarihi: 31.12.2025 13:10:00

Platon’un mağarasından çıkıp gerçekliğin parlak ışığına bakan mahkûmlar gibi, Brezilya da 21. yüzyılın karanlık tünellerinden geçerek demokrasinin sert ama özgürleştirici aydınlığına ulaşmaya çalışıyor. Ancak bu çıkış, rehberinin sırtında gerçekleşiyor; 80 yaşındaki, ameliyat izleri taşıyan, yorgun ama karizması parlak bir rehberin: Luiz Inácio Lula da Silva’nın. Peki, Latin Amerika’nın bu dev ülkesi, geleceğini neden giderek kırılganlaşan bir kahramanın ellerine emanet ediyor? Lula’dan beklenen, sadece bir yönetim değil, adeta bir “varoluşsal güvence”; geçmişin hayaletleriyle yüzleşmiş, bugünün fırtınalarını atlatmış ve geleceğin belirsizliğine karşı canlı bir kalkan.

Brezilya, Lula’da öncelikle bir “istikrar ve süreklilik” umuyor. Thomas Hobbes’un “Leviathan”ında tarif ettiği, kaostan koruyacak güçlü bir otorite figürüne duyulan kadim bir içgüdü bu. Ülke, Bolsonaro döneminin kutuplaştırıcı, kurumları aşındıran, uluslararası izolasyona sürükleyen kaotik yönetiminden yeni çıktı. Ardından, 8 Ocak 2023’teki kongre baskını gibi demokratik kırılma anları yaşadı. Lula, bu travma sonrası stres bozukluğu geçiren toplumsal beden için terapötik bir figür. Onun varlığı, “normalleşmenin” ta kendisi. Sanki ülke, “Lula varsa, demokrasi ve öngörülebilirlik de var” diye düşünüyor. Bu, yaşlı bir lidere biçilen çağdaş bir “şaman” rolü: Geçmişin iyi zamanlarının ruhlarını çağırmak, kötü ruhları kovmak.

Felsefi olarak, bu durum Søren Kierkegaard’ın “kaygı” (angst) kavramıyla da açıklanabilir. Özgürlük, korkutucudur; özellikle de demokratik seçimler gibi belirsizliğe açık bir özgürlük. Brezilya, Bolsonaro sonrası özgürlüğünün ve demokrasisinin ne kadar kırılgan olduğunu gördü. Bu kaygıyı hafifletmenin yolu, tanıdık, denenmiş, sembolik değeri yüksek bir figüre sığınmak. Lula, bu kaygıyı yönetilebilir kılan bir “emniyet supabı”. Onun adaylığı, seçmen için karmaşık siyasi analizler yapma, yeni isimleri tanıma ve değerlendirme yükünden kurtaran bir kısayol. Bu, ülkenin siyasi olgunluğuna dair bir soru işareti olsa da anlaşılır bir psikolojik tepki.

Tarihsel adaletin ve mücadelenin tamamlanması

İkinci beklenti, “tarihsel adaletin ve mücadelenin tamamlanması”. Lula’nın kişisel hikâyesi, yoksulluktan sendikacılığa, hapse mahkûm edilmiş bir siyasi tutukludan yeniden cumhurbaşkanlığına, Brezilya’nın kendi çalkantılı demokrasi mücadelesinin mikrokozmozu. Ona bir dönem daha vermek, yalnızca bir yönetimi değil, bu hikâyeyi hak ettiği şekilde, güçlü bir finalle taçlandırmayı ummak anlamına geliyor. Aristoteles’in “Poetika”sında bahsettiği katarsis gibi: Brezilya toplumu, Lula’ya yapılan haksızlıklar (yolsuzluk davalarındaki usulsüzlükler, hapis cezası) ve ülkenin yaşadığı gerilimler üzerinden bir arınma yaşamak istiyor. Onun başarılı ve barışçıl bir dönemle sahneden ayrılması, kolektif bir travmanın son noktası olacak.

Ancak burada büyük bir paradoks yatıyor: Lula’yı bu kadar gerekli kılan şartlar, aynı zamanda onun en büyük zafiyetinin de kaynağı: zaman ve ölümlülük. Joe Biden örneği, dünyaya yaşlılığın getirdiği fiziksel ve bilişsel kırılganlığın siyasette yarattığı riskleri acımasızca gösterdi. Lula, Biden’dan bile daha yaşlı bir döneme aday olacak. Platon, “Devlet”te yöneticilerin filozof-kral olmasını, yani bilgeliğe sahip olmasını öğütler. Ancak bilgelik, deneyimle gelse de fiziksel ve zihinsel sağlamlık olmadan uygulanamaz bir erdem. Brezilya, Lula’nın siyasi bilgeliğini istiyor ama bunun beden tarafından taşınmasındaki riski görmezden geliyor. Bu, Machiavelli’nin “Virtù” (erdem, beceri) kavramının, “Fortuna” (talih, kader) karşısındaki sınavıdır. Lula’nın virtù’sü tartışılmaz, ancak Fortuna, bu durumda biyolojik talih, onun lehine dönebilir mi?

Lula 3.0

Üçüncü beklenti, “köprü kurma”. Lula, Brezilya’nın derin yarıklarını zengin-fakir, sol-sağ, laik, dindar, geçici de olsa kapatabilecek tek figür gibi görünüyor. Onun popülizmi, Bolsonaro’nun kışkırtıcı ve dışlayıcı popülizminin aksine, kapsayıcı ve uzlaşmacı bir tonda. Bu, Georg Wilhelm Friedrich Hegel’in diyalektiğindeki “sentez” aşamasına benzetilebilir: Bolsonaro’nun sağ popülizmi (tez) ile Lula’nın ilk dönemlerindeki sol reformizminin (antitez) çarpışmasından, şu anki daha pragmatist, merkeze yakın “Lula 3.0” sentezi doğdu. Brezilya, bu sentezin istikrarını, yeni ve henüz olgunlaşmamış bir alternatife tercih ediyor. Solun içinde Haddad gibi isimlerin popülarite kazanamaması, sağda ise Tarcísio de Freitas gibi daha ılımlı bir muhafazakarın henüz Bolsonarocu tabanı ikna edememesi, Lula’yı “az zarar” değil, “tek geçerli” seçenek hâline getiriyor.

Sonuç olarak, Brezilya 80’lik Lula’dan aslında “zaman kazanmayı” umuyor. Onunla, zorlu bir uluslararası konjonktürde (Trump’ın potansiyel yeniden seçilmesi, küresel ekonomik belirsizlik) ve derin iç siyasi arayışlar sürecinde nefes almak istiyor. Lula, yeni bir lider kuşağının filizlenmesi için bir “paratoner” ve bir “koruyucu zarf” işlevi görüyor. Ancak bu strateji, Herakleitos’un “değişim” felsefesiyle çelişiyor. “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” der Herakleitos. Brezilya, aynı nehre, Lula’ya, dördüncü kez girmeye çalışıyor. Nehir artık aynı nehir değil (Lula yaşlandı, dünya değişti), Brezilya da aynı Brezilya değil.

Brezilya’nın Lula’ya yüklediği umut, aslında kendi gelecek korkusunun ve liderlik krizinin bir yansıması. Ülke, bir baba figürünün koruyuculuğunda, yetişkin olmanın, yani karmaşık, riskli ve nitelikli siyasi tercihler yapmanın sorumluluğundan kaçıyor gibi görünüyor. Lula’nın adaylığı, hem bir lütuf hem de bir lanet: Demokrasiyi stabilize ederken, onun yenilenme kapasitesini köreltme riski taşıyor. Brezilya’nın gerçek sınavı, Lula’nın bu son döneminde, onun mirasını taşıyabilecek, kutuplaşmayı aşabilecek ve yaş meselesini aşan vizyoner yeni liderleri yetiştirip sahneye çıkarabilmek olacak. Aksi takdirde, Platon’un mağarasındaki gibi, sadece duvardaki tanıdık gölgelere bakmaya devam edecekler.