İstanbul, kapıdaki “Büyük Deprem”e hazır mı?

Haberin Eklenme Tarihi: 24.04.2025 14:38:00 - Güncelleme Tarihi: 24.04.2025 14:43:00

Tarih boyunca büyük depremlerle sarsılan ve dünyanın en aktif fay hatlarından biri olan Kuzey Anadolu Fayı (KAF) üzerinde yer alan megakent İstanbul, bilim insanlarının “eli kulağında” dediği yeni bir büyük deprem tehdidiyle karşı karşıya. Marmara Denizi’ndeki “sismik boşluk” olarak adlandırılan bölgede biriken muazzam enerji, geçmişteki yıkıcı depremlerin acı tecrübeleri ve 2023 Kahramanmaraş depremlerinin yarattığı travma ile birleşince, İstanbul için alarm zilleri daha da yüksek sesle çalıyor. Peki, tarihsel felaketlerden yeterince ders alındı mı ve bilimsel verilerin işaret ettiği kaçınılmaz sona karşı şehir ne kadar hazırlıklı?  

Marmara'nın altındaki saatli bomba: KAF ve sismik boşluk

Yaklaşık 1200-1500 km uzunluğundaki Kuzey Anadolu Fayı, Anadolu ve Avrasya levhalarını ayıran devasa bir kırık hattı. Kaliforniya’daki San Andreas Fayı ile benzerlikler taşıyan bu sistemin İstanbul’un yaklaşık 20 km güneyinden geçen Marmara Denizi segmenti, bölgenin en kritik noktası. KAF’ın bu bölümü, özellikle İstanbul’un güneyindeki Adalar segmenti veya Ana Marmara Fayı olarak bilinen kısım, bilim insanları tarafından “Marmara Sismik Boşluğu” olarak tanımlanıyor. Buradaki tehlike, bu fay segmentinin en son 1766 yılındaki büyük depremde kırılmış olması. O tarihten bu yana geçen yaklaşık 260 yıllık sürede, levhaların yılda ortalama 2-2.5 cm'lik hareketiyle fay üzerinde yaklaşık 5 metrelik bir kayma potansiyeli, yani muazzam bir gerilim birikti. Bu birikmiş enerji, Richter ölçeğine göre 7.0 ile 7.4 veya daha büyük bir depremi tetikleme potansiyeline sahip. Son araştırmalar, fayın bazı kısımlarının gerilimi küçük depremlerle yavaşça boşalttığını (“sürünen”), ancak İstanbul'a en yakın segmentin “kilitli” olduğunu, yani enerjiyi biriktirdiğini gösteriyor. Bu durum, bir sonraki kırılmanın büyük olasılıkla bu kilitli bölgede başlayacağını ve enerjinin İstanbul’a doğru yöneleceğini düşündürüyor.  

Geçmişten gelen acı yankılar: İstanbul’un yıkıcı deprem tarihi

İstanbul’un deprem hafızası, şehrin dokusunu ve kaderini defalarca yeniden yazan büyük felaketlerle dolu.

  • 1509 - “Kıyamet-i Suğra” (Küçük Kıyamet): 10 Eylül 1509’da meydana gelen ve büyüklüğü 7.2 ile 8.0 arasında tahmin edilen bu deprem, İstanbul tarihinin en büyük felaketlerinden biriydi. Marmara Denizi, Adalar civarında meydana geldiği düşünülen depremde 109 cami tamamen yıkıldı, ayakta kalanların minareleri hasar gördü, 1070’ten fazla ev çöktü. Şehir surları, kuleler, Fatih ve yeni yapılan II. Bayezid Camileri, Topkapı Sarayı, hisarlar, su kemerleri ağır hasar aldı. Ayasofya’nın bir minaresi yıkıldı. Can kaybı tahminleri 1.000 ile 13.000 arasında değişiyor. 6 metreyi aşan tsunami dalgaları surları aşarak özellikle Galata’da su baskınlarına yol açtı. 45 gün süren artçılar halkı evlerinden uzak tuttu. Deprem sonrası başlatılan ve sadece 2 ay süren yeniden yapılanma seferberliği için on binlerce işçi getirildi ve hane başına ek vergi toplandı. Bu deprem sonrası çıkarılan fermanla dolgu zeminlere inşaat yasağı getirildi ve başkentteki tüm yeni yapıların ahşap olması emredildi; bu, Türkiye’de yapı malzemesine kural getiren ilk yasal düzenleme olarak tarihe geçti. Ahşap yapı tercihi, yangın riskine rağmen, yüzyıllarca İstanbul mimarisini şekillendirdi.  
  • 1766 - İkiz Felaket Yılı: 1766, Marmara’yı vuran iki büyük depremle anılıyor. 22 Mayıs’ta gün doğumundan sonra meydana gelen 7.1-7.4 büyüklüğündeki deprem, Marmara Denizi’nin doğusunu etkiledi ve KAF’ın bu segmentindeki bilinen son büyük kırılma oldu. İstanbul’da Fatih Camii ve külliyesi yıkıldı, Sultanahmet, Eyüp Sultan, Mihrimah Sultan camilerinin minareleri veya kubbeleri çöktü, Süleymaniye ve Kariye camileri hasar gördü. Topkapı Sarayı, surlar, Kapalıçarşı ve su sistemi zarar gördü. Toplamda 4.000-5.000 can kaybının 880’i İstanbul’daydı. Depremin Kurban Bayramı’na denk gelmesinin can kaybını azalttığı düşünülüyor. Boğaziçi’nde tsunami gözlendi. 5 Ağustos’ta ise Çanakkale Boğazı’nı vuran 7.4 büyüklüğündeki deprem, bölgede 5.000’den fazla can kaybına yol açtı. Mayıs depremi sonrası yeniden yapılanma yaklaşık 5 yıl sürdü ve yangın riskine rağmen halkın tercihiyle yıkılan kagir binaların çoğu ahşap olarak yeniden inşa edildi.  
  • 1894: "Hareket-i Arz" (Büyük İstanbul Depremi): 10 Temmuz 1894 öğlen saatlerinde meydana gelen 7.0 büyüklüğündeki depremin merkezi Marmara Denizi’ndeydi (Çınarcık Havzası/İzmit Körfezi). Özellikle tarihî yarımadada (Fatih, Eminönü, Kumkapı vb.) ve Adalar’da ağır hasara yol açtı. Kapalıçarşı büyük zarar gördü, duvarları ve kubbesi çöktü, çok sayıda insan öldü. Yüzlerce ev, çarşı ve han yıkıldı, cami minareleri çöktü, surlarda yıkımlar ve çatlaklar oluştu. Toplam can kaybı 474 ile 1.349 arasında tahmin ediliyor. 1,5 metrelik bir tsunami rapor edildi. Bu deprem, D. Eginitis gibi uzmanların bilimsel raporlar hazırlamasını tetikledi; raporlarda hasarın zemine göre değiştiği ve ahşap yapıların avantaj sağladığı belirtildi. Dönemin gazeteleri olayı genişçe işleyerek deprem eğitimi çağrısı yaptı. Yeniden yapılanma süreci yaklaşık 10 yıl sürdü ve sıklıkla ahşap malzeme kullanıldı.  
  • 1999 - Gölcük/İzmit Depremi (modern uyarı): 17 Ağustos 1999’da meydana gelen 7.4-7.6 büyüklüğündeki deprem, merkez üssü Gölcük/İzmit olmasına rağmen İstanbul’u da derinden sarstı. Kocaeli, Yalova, Sakarya gibi illerde büyük yıkıma neden oldu; resmî rakamlara göre 17.480 kişi öldü (bazı tahminler 45.000’e yakın), 66.000'den fazla konut yıkıldı. Episantıra yaklaşık 70 km uzakta olmasına rağmen İstanbul’da, özellikle zayıf zeminli Avcılar’da ağır hasar oluştu; 270 kişi öldü, 1823 bina yıkıldı veya ağır hasar gördü. Şehir genelinde 41.000 bina hasar aldı, 18.162'si oturulamaz hâle geldi. İstanbul’da toplam can kaybı 981 olarak kayıtlara geçti. Ekonomik kayıp 12-20 milyar dolar arasında tahmin edildi. Deprem, mevcut yapı yönetmeliklerinin ve denetiminin yetersizliğini, ilk müdahaledeki başarısızlıkları acı bir şekilde ortaya koydu. Bu felaket, Zorunlu Deprem Sigortası'nın (DASK/TCIP) kurulmasına, yapı yönetmeliklerinin revize edilmesine ve kentsel dönüşüm projelerine hız verilmesine yol açtı.  

Bilim ne diyor? Beklenen depremin olasılığı ve senaryoları

Bilim dünyası, Marmara’daki sismik boşluğun büyük bir deprem üretme potansiyeli konusunda hemfikir.

  • Olasılık: 1999 depremi sonrası yapılan çalışmalar, stres transferini de hesaba katarak, 2030’a kadar İstanbul’da şiddetli sarsıntı olasılığını %62 ± 15 olarak hesaplamıştı. 2004’te yapılan başka bir çalışma, 2034’e kadar M ≥ 7 büyüklüğünde bir deprem olasılığını %41 ± 14 olarak tahmin etti ve bu olasılığın zamanla arttığını belirtti. Genel kanı, yaklaşık 250 yıllık tekrarlanma periyodu göz önüne alındığında (1509 ve 1766 depremlerine dayanarak), M7+ büyüklüğündeki depremin “gecikmiş” olduğu ve gerçekleşme olasılığının yüksek olduğu yönünde.  
  • Büyüklük: Beklenen depremin büyüklüğünün genellikle M7.0 veya daha fazla olacağı öngörülüyor. Senaryo çalışmaları sıklıkla Mw=7.5 büyüklüğünü temel alıyor.  
  • Senaryo (Mw=7.5): İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Kandilli Rasathanesi (KOERI) iş birliğiyle hazırlanan güncel kayıp tahminleri projesi, Mw=7.5 büyüklüğündeki bir deprem senaryosunda ortaya çıkabilecek ürkütücü tabloyu gözler önüne seriyor:
  • Bina hasarı: İstanbul’daki binaların ortalama %17’sinin (yaklaşık 194.000 bina) orta ve üzeri seviyede (genellikle yıkım ve yeniden inşa gerektiren) hasar görmesi bekleniyor (%13 orta, %3 ağır, %1 çok ağır). Bu oranlar, bazı uzmanların mevcut yapı stokunun %70’inin güvensiz olduğu veya %20-40’ının oturulamaz hâle gelebileceği yönündeki daha karamsar tahminleriyle karşılaştırıldığında bile endişe verici.  
  • Can kaybı ve yaralanma: Gece senaryosunda ortalama 14.150 can kaybı, 8.100 ağır yaralı; gündüz senaryosunda 12.400 can kaybı, 7.450 ağır yaralı bekleniyor. Ancak diğer tahminler çok daha yüksek rakamları (30.000-40.000 ölüm, hatta 100.000’den fazla) işaret ediyor.  
  • Mali kayıplar: Sadece yapısal hasarın maliyetinin 68 milyar TL, yapısal olmayan hasarlarla birlikte toplam mali kaybın 120 milyar TL mertebesinde olması bekleniyor. Diğer tahminler, özellikle 2023 depremleri sonrası yapılanlar, on milyarlarca dolarlık yeniden inşa maliyetlerinden bahsediyor.  
  • Altyapı etkileri: Doğalgaz hatlarında yüzlerce onarım ihtiyacı, istasyonların %40’ında hasar, on binlerce servis kutusunun devre dışı kalması bekleniyor. İçme suyu şebekesinde 463, atık su şebekesinde 1045 noktada onarım ihtiyacı öngörülüyor. Elektrik nakil hatlarının %5’inde, trafo merkezlerinin %31’inde hasar bekleniyor. Ulaşım ağlarında ciddi aksamalar ve kapanmalar yaşanması muhtemel.  
  • İnsani ihtiyaçlar: Yaklaşık 640.000 hanenin, yani yaklaşık 2 milyon kişinin acil barınma ihtiyacı içinde olması bekleniyor.  

Bu senaryo, 1999 depreminin İstanbul’daki etkileriyle karşılaştırıldığında, beklenen depremin çok daha yıkıcı olacağını gösteriyor. Sebebi ise basit: 1999 depremi İstanbul’a 70 km uzakta meydana gelirken, beklenen Marmara depremi sadece 20 km güneyde, yani çok daha yakın bir mesafede kırılacak. Bu yakınlık, 1999’dan bu yana artan nüfus ve yapı stokuyla birleşince, potansiyel felaketin boyutunu katbekat artırıyor.  

Yıkımın ötesi: Sosyo-ekonomik zincirleme etkiler

Büyük bir depremin sonuçları sadece fiziksel yıkımla sınırlı kalmayacak, İstanbul’un ve Türkiye'nin sosyal ve ekonomik dokusunu derinden sarsacaktır.

  • Göç dalgası: Tarihsel depremler gibi, beklenen büyük deprem de hem korku hem de ev ve iş kaybı nedeniyle büyük bir göç dalgasını tetikleyebilir. 2023 depremleri sonrası yerinden edilen milyonlarca insan, potansiyel göçün boyutuna işaret ediyor. Bu durum hem gidilen yerlerde sosyal sorunlara hem de İstanbul'da nüfus azalmasına yol açabilir.  
  • Ekonomik çöküş riski: Deprem, Türkiye’nin sanayi ve finans merkezini vuracağından GSYİH üzerinde büyük bir negatif etki yaratacak, iş yerleri kapanacak, işsizlik artacaktır. Yeniden yapılanma maliyetleri devasa boyutlarda olacak (on milyarlarca dolar) ve kamu maliyesi üzerinde büyük bir baskı oluşturacaktır. Turizm gelirleri keskin bir şekilde düşebilir. Uzun vadeli ekonomik durgunluk riski bulunmaktadır.  
  • Sosyal kırılganlık ve güvenlik: Yaygın panik, korku ve psikolojik travmalar beklenmelidir. Destek sistemlerinin yetersiz kalması durumunda sosyal huzursuzluk, yağma ve güvenlik sorunları ortaya çıkabilir. Yanlış bilgilendirme kaosu artırabilir. Başlangıçtaki dayanışma ruhu zamanla zayıflayabilir. Depremin ulusal güvenlik açısından da ciddi sonuçları olabileceği belirtiliyor.  

Hazırlık çalışmaları ve "hazırlık açığı"

İstanbul’un deprem riskine karşı çeşitli hazırlık ve zarar azaltma çalışmaları yürütülüyor:

  • Yönetmelikler ve kentsel dönüşüm: Modern deprem yönetmelikleri (en son 2018) mevcut olsa da uygulama ve denetimdeki eksiklikler büyük bir sorun. Yapı stokunun önemli bir kısmının eski veya yönetmeliğe uygun olmadığı tahmin ediliyor. Riskli binaların yenilenmesi için kentsel dönüşüm projeleri yürütülüyor. Ancak ölçek, maliyet, finansman ve sosyal etkiler gibi zorluklar süreci yavaşlatıyor.  
  • Altyapı ve sigorta: Kritik altyapı (köprüler, hastaneler, okullar, Marmaray vb.) güçlendiriliyor. Zorunlu Deprem Sigortası (DASK) mevcut ancak sigortalılık oranları (%63 civarı) ve limitleri yetersiz kalabiliyor.  
  • Planlama ve bilinç: Acil durum planları ve toplanma alanları belirlenmiş durumda. Kamuoyunda deprem bilinci artsa da bunun yeterli bireysel hazırlığa dönüşmediği gözlemleniyor.  

Ancak tüm bu çabalara rağmen, rapor, bilinen bilimsel risk ve geçmiş derslerle mevcut hazırlık seviyesi arasında endişe verici bir “hazırlık açığı” olduğunu vurguluyor. Özellikle mevcut yapı stokunun kırılganlığı, 1999 ve 2023’te görülen ölümcül inşaat ve denetim hatalarının tekrar etme olasılığı, mevcut risk azaltma çabalarının yetersiz kaldığını gösteriyor. Bilimsel senaryoların öngördüğü yıkım potansiyeli ile sahadaki gerçek hazırlık arasında büyük bir uçurum bulunuyor.  

Sonuç: Zaman daralıyor, kararlılık şart

Bilimsel veriler ve tarihsel kayıtlar, büyük bir depremin İstanbul ve Marmara Bölgesi için kaçınılmaz olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu acı gerçeği kabul edip, gelecekteki yıkımı en aza indirmek için sürekli, hızlandırılmış ve etkin zarar azaltma önlemlerine acilen ihtiyaç var. Bu, sadece mevcut yapı stokunun hızla güçlendirilmesini ve yenilenmesini değil; aynı zamanda altyapının depreme dayanıklı hâle getirilmesini, etkin kentsel planlama stratejilerini, kamuoyu bilincinin somut hazırlığa dönüştürülmesini ve güçlü bir acil durum müdahale kapasitesinin oluşturulmasını gerektiriyor. İstanbul’un sismik kaderini değiştirmek için sürdürülebilir siyasi irade, toplumsal kararlılık ve yeterli kaynak tahsisi hayati önem taşıyor. Geçmişin dersleri ve bilimin uyarıları ışığında atılacak kararlı adımlar; sadece İstanbul'un değil, tüm Türkiye'nin geleceğini şekillendirecektir. Zaman daralırken, beklemek bir seçenek değil.