13 Şubat 2026

Radyonun yüzyılı: 1927’den 2027’ye

13 Şubat’ın ilan sahibini beklemek yerine, frekansımızı 6 Mayıs 1927’ye çevirelim. Eşref Şefik’in Sirkeci’deki ilk anonsuyla başlayan radyo serüveni 2027’de 100 yaşında. “Radyonun Yüzyılı”nı kendi tarihimize sahip çıkarak kutlayalım.

Her yıl 13 Şubat’ta mikrofonlar “Dünya Radyo Günü” için açılıyor; etkinlikler düzenleniyor, mesajlar paylaşılıyor, radyonun birleştirici gücü vurgulanıyor. Ancak bu özel günün ilan sahibi sahnede değil. 2011’de Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü tarafından ilan edilen ve 1946’da kurulan Birleşmiş Milletler Radyosu’nun yıl dönümüne dayanan 13 Şubat, Türkiye’de çeşitli kurumların çabasıyla anılırken; ilan eden kurumun tek bir etkinliğe dahi ev sahipliği yapmaması dikkat çekiyor.

Tam da bu nedenle radyonun hafızasını ve emeğini dışarıdan gelen bir takvimle değil, kendi tarihimizle anmanın zamanı gelmedi mi? 1927’de Sirkeci’de yankılanan ilk “Alo! Alo!”dan bugüne uzanan bu güçlü serüven, başkasının ilan ettiği bir günden çok daha fazlasını hak ediyor. Belki de frekansımızı 13 Şubat’tan 6 Mayıs’a çevirmenin ve yaklaşan yüzüncü yılı gerçek bir kültürel seferberliğe dönüştürmenin vakti gelmiştir.

İlan sahibi ortada yok!

Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 2011 yılında 13 Şubat’ı “Dünya Radyo Günü” ilan etti. Bu tarih, aynı zamanda 1946’da kurulan Birleşmiş Milletler Radyosunun yıldönümünü de işaret ediyordu. UNESCO tarafından ilan edilen Dünya Radyo Günü ülkemizde de son yıllarda çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Bu etkinliklere belediyeler ve çeşitli kuruluşlar ev sahipliği yaparken, ortada olmayan ve ilan ettiği gün ile ilgili Türkiye’de tek etkinliğe dahi ev sahipliği yapmayan kuruluş ise UNESCO!

Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 2011 yılında 13 Şubat’ı “Dünya Radyo Günü” ilan etti. Bu tarih, aynı zamanda 1946’da kurulan Birleşmiş Milletler Radyosunun yıldönümünü de işaret ediyordu. UNESCO tarafından ilan edilen Dünya Radyo Günü ülkemizde de son yıllarda çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Bu etkinliklere belediyeler ve çeşitli kuruluşlar ev sahipliği yaparken, ortada olmayan ve ilan ettiği gün ile ilgili Türkiye’de tek etkinliğe dahi ev sahipliği yapmayan kuruluş ise UNESCO!

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nun bu ilanı, küresel ölçekte radyonun önemine dikkat çekmeyi amaçlıyor olabilir. Ancak ilan edilen günün yerel düzeyde nasıl sahiplenileceği sorusu çoğu zaman yanıtsız kalıyor. 13 Şubat, uluslararası bir takvim günü olarak anlam taşısa da her ülkenin kendi yayıncılık tarihi ve hafızasıyla kurduğu bağ çok daha somut ve güçlüdür. Türkiye’de düzenlenen etkinliklerin neredeyse tamamının yerel inisiyatiflerle hayata geçirilmesi, aslında radyoya verilen değerin dışsal bir yönlendirmeden değil, içsel bir kültürel bilinçten kaynaklandığını gösteriyor.

Dolayısıyla mesele; yalnızca bir günün kutlanıp kutlanmaması değil, ilan edilen sembolik tarihle, bu toprakların gerçek yayıncılık tarihi arasındaki mesafenin ne kadar farkında olduğumuz. Eğer bir gün sahiplenilecekse bu sahiplenmenin kurumsal sorumlulukla ve somut katkıyla desteklenmesi beklenir. Aksi hâlde 13 Şubat, takvim yapraklarında kalan bir başlıktan öteye geçemez.

Başlasın radyonun yüzyılı

Ülkemizde radyo yayıncılığı, 6 Mayıs 1927 yılında Sirkeci’de bulunan Büyük Postanede Eşref Şefik’in “Alo! Alo! Muhterem Samiin!” anonsu ile başladı. Önümüzdeki yıl Türkiye’de radyo yayıncılığı 100 yaşına giriyor. TV yayıncılığının 1968’de başladığını ve radyonun bir çınar olduğunu hatırlatarak çağrıda bulunayım! UNESCO’nun ilan ettiği ama ev sahipliği yapmadığı günü biz de önemsemeyelim. 13 Şubat’a sahip çıkmaktan vazgeçip frekansımızı 6 Mayıs’a ayarlayalım. 1927’de başlayan yayıncılığı 2027’de ‘’Radyonun Yüzyılı’’ etkinlikleri ile taçlandıralım.

Yüzüncü yıl, yalnızca nostaljik bir hatırlama değil; aynı zamanda geleceği tasarlama fırsatıdır. Dijital yayıncılıktan podcast üretimine, yerel radyolardan tematik kanallara kadar genişleyen bu ekosistem, ikinci yüzyılına hazırlanırken kurumsal bir vizyonu da hak ediyor. 2027, geçmişe saygının yanı sıra genç seslere alan açan, arşivleri görünür kılan, ustaları onurlandıran ve radyonun teknolojik dönüşümünü kayıt altına alan bir milat olabilir. Eğer frekansımızı gerçekten 6 Mayıs’a ayarlarsak, “Radyonun Yüzyılı” sadece bir slogan değil; Türkiye’nin iletişim tarihine bırakılmış kalıcı bir imza olur.

100’e 1 kala öneriler

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de radyo yayıncılığının 100. yıl etkinliklerini himaye etse...

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Sayın Burhanettin Duran, TRT Akademi başta olmak üzere, üniversiteler ve ilgili kamu kurumlarının radyo yayıncılığının geleceği açısından yetenekler keşfetmesine vesile olsa…

TRT Genel Müdürü Sayın Mehmet Zahid Sobacı, 100. yıla miras kalacak hem kamu hem de özel radyoların olduğu bir belgesel hazırlanmasını sağlasa…

Adem Metan, 10 yıl aradan sonra Sihirli Mikrofon 100. Yıl Özel Töreni’ni yapsa…

Bir de radyo yayıncıları temsil adına teşkilatlansa…

İşte o zaman sıradaki şarkılar Türkiye’de radyo yayıncılığının 100. yılına armağan olur.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...