Gol mü, “Aut” mu?
Dünya Kupası heyecanı sürerken, “Aut” futbolun tribünlerde büyüyen karanlık yüzüne odaklanıyor. Holiganlık, şiddet ve aidiyet duygusunu In-yer-face estetiğiyle sahneye taşıyan oyun, futbolun milyonları peşinden sürükleyen tutkusunu ve bedellerini çarpıcı bir dille sorguluyor.
Hazır 2026 Dünya Kupası oynanırken ve çeşitli ülkelerden milyarlarca insan futbolla yatıp futbolla kalkarken ya da bizim gibi saat uyuşmazlığından dolayı futbola kalkarken, belki de maçları izlemek için sabahlarken sizlere Aut oyunundan bahsetmek istiyorum.
Dünya Kupası’nın yarattığı atmosferde akıllara tekrardan gelen Aut, futbolun karanlık taraflarını sahneye taşıyor. Holiganlık, şiddet ve aidiyet duygusunu In-yer-face estetiğiyle işleyen oyun, seyirciyi sürekli oyunun içinde tutuyor.
Hiç düşündünüz mü, tüm dünya genelinde futbol neden bu kadar çok seviliyor? Çünkü bu spor birçok varoluş öyküsünü içinde barındırıyor. Siz fanatik olmasanız bile mutlaka çevrenizde tuttuğu takıma sonuna kadar bağlı bir tanıdığınız vardır. Tutkuyla bağlanılan renkler, omuz omuza söylenilen marşlar, deplasman yolculukları, ezeli rakipler, sevinç çığlıkları, gözyaşları ve daha birçok an hepsi bu hikâyenin bir parçası. Alper Kul ve Özgür Özgülgün’ün yazdığı In-yer-face türündeki Aut oyunu da Türkiye’deki taraftar hikâyelerini merkeze alıyor. Tribünün kötü çocukları; Zehir, Ateş, Öcü, Fidel ve Boza’nın kendilerini olayların içinde bulmasıyla günümüzde sokaklarda ya da medyada sık sık tanık olduğumuz holiganlık gerçeğini yüzümüze vuruyor.
Bu da mı gol değil?
Aut’un dâhil olduğu In-yer-face akımı 1990’lı yılların ortasında İngiltere’de ortaya çıktı. Şiddet öğesini merkezine oturtan akım; toplumsal tabuları yıkarak seyircilere etik kavramını sorgulatır. “Seyirciyi ensesinin kökünden tutup mesajı alıncaya kadar silkeleyen oyunların tümü. Bir sansasyon tiyatrosudur: Hem oyuncuları hem de seyircileri geleneksel tepkilerin dışına iter, sinir uçlarına dokunur, alarma geçirir. Genellikle şok taktiklerine başvurur ya da şoke edicidir; çünkü söyleminde veya yapısında yeni ya da seyircinin alışık olduğundan çok daha cesur veya deneyseldir. Ahlaki normları sorgulayarak, sahnede nelerin gösterilip nelerin gösterilmeyeceğine dair hâkim kanıları aşağılar; ayrıca çok daha ilkel duyguları da tıngırdatarak tabuları devirir, yasak olandan söz eder, rahatsızlık yaratır. En önemlisi, gerçekten kim olduğumuz hakkında bize daha çok şey anlatır. Sırtımızı geriye yaslayıp gördüklerimizi tarafsız bir şekilde değerlendirmemize izin veren tiyatro türlerinin aksine, suratına tiyatronun en iyi örnekleri derimizin altına nüfuz ederek bizi duygusal yolculuğa çıkarır. Bir diğer değişle, suratına tiyatro deneyseldir, kuramsal değil”[1]. Aut oyunu tam da bu şekilde bütün çıplaklığıyla “holigan” gerçeğini gözler önüne seriyor.
Futbol, Dünya Kupası’nda o milyar dolarlık kameralarla renkli stadyum ışıklarının altında bize gösterilenden çok daha fazlası. Aut da futbolun karanlık bir yönüne ışık tutuyor. Bu kez sahnede milyonluk futbolcular yok; onların yerine bilet parasını denkleştirmeye çalışan vefalı taraftarlar var. Aut futbolun acımasız yönlerini belki de ona en uygun akım olan suratına tiyatroyla iliklerinize kadar hissettiriyor. Hem takım için hem de onun peşinden koşan insanların hayattaki çabaları için “Bu da mı gol değil?” diyorsunuz.
Gladyatör arenalarından modern stadyumlara
Peki insanların bu denli bağlandığı futbol kadim bir spor mu? Devletlerin kitleleri uyutmak için kullandığı bir araç mı? Gettolardan gelenlerin görünür olma biçimi mi? Hangisi olursa olsun tek bir gerçek var futbolu ve anlattığı öyküleri seviyoruz. Çağımızda dünya çapında kocaman bir endüstri hâline gelerek şova dönüşen futbol artık bir spordan çok daha fazlası konumuna geldi. Marka iş birlikleri, yayın hakları, menajerlik ve sözleşmeler gibi çeşitli şeylerle büyük sermayelerin döndüğü bir ortamdır. Oysa işleyiş her zaman böyle değildi. Özellikle birinci ve ikinci dünya savaşlarından sonra popülerliğini arttıran futbol o dönemler sadece ülkelerin birbiriyle savaş dışı mücadele etmelerinin yeni yolu hâline gelmiş bir spor müsabakasıydı. Futbolun bu denli sevilip tutulmasının temel nedenlerden biri de zaten bu mücadele ruhudur.
Eskiden gladyatörlerin arenalarda özgürlük, şan ve şerefleri için dövüşmeleri gibi günümüzde futbolcular da stadyumlarda ülkeleri ve takımları adına aynı duygularla savaşıyor. Aslında bu sporun değişimi çok yakın tarihte gerçekleşti. Futbol sahnesinin en bilinen isimlerinden biri olan Pele’nin o dönemde yeni yeni ortaya çıkan televizyonun da etkisiyle bir ikona dönüşmesinden sonra futbol dünyası karışmaya başladı. Pele kendi kurmuş olduğu markası, katıldığı TV şovları, yer aldığı film, dizi ve reklamlarda bir sporcudan çok gittiği her yerde magazincilerin peşinde olduğu bir stara dönüştü. Dolayısıyla futbol da bir spordan çok, kazanç sağlanan bir alana evrildi. Bütün bunların neticesinde dünyanın hemen her yerinde futbol camiasında büyük meblağlar, mafya-devlet-spor ilişkisi, kara para aklama, adam kaçırma, yaralama ve öldürme olayları dönüyor.
Günümüzde kulüpler ekonomik güçleri ve kitleleri yönlendirmeleriyle tıpkı global ölçekli şirketler gibi ulus-devletlere kafa tutacak seviyelere geldi. Böylece birer mabet hâline getirilen stadyumlarda asker gibi takımının renklerine bürünmüş holiganlar, takımları için her şeyi yapabilecek konumda diyebiliriz. Bu damarı iyi yakalayan Aut oyunu futbol dünyasının en iç katmanlarında dönen şiddeti mercek altına alarak büyük bir ustalıkla işliyor.
Yeşil sahaların asi çocukları
Her ne kadar uluslararası arenada çok başarımız bulunmasa da “Futbol ülkesiyiz” söylemini sık sık duyarız. Dürüst olmak gerekirse gerçekten de öyle. Çünkü özellikle derbi zamanı günler öncesinden karşılaşmanın muhabbeti başlar. Eşle, dostla izleme planları yapılır. Derbi günü heyecanla okulda, işte, berber koltuğunda hemen her yerde akşamki maç konuşulur. Öyle ki maç saati İstanbul trafiği bile bir nebze rahatlar. Maç sonu oldu mu tuttuğu takım yenilince yatağa üzgün girenlerle dışarı kutlamaya çıkanlar olsa da öyle hemen her şey bitmez. Tartışmalı pozisyonların değerlendirilmesi sosyal medya üzerinden sabaha kadar yapılır. Arkadaşlar aranarak gerekli espriler yapılır. Bu muhabbet böyle birkaç gün sürer gider. Futbol bize öyle işlemiştir ki bir kişiyle tanışırken sorulan soruların başında hangi takımlı olduğu sorusu gelir ülkemizde. Hâl böyleyken de Aut mutlaka okunması, izlenmesi gereken bir oyun diyebiliriz. Ayrıca futbolla ilgisi olsun ya da olmasın her tiyatro sevdalısının da mutlaka bakması gereken bir oyun. Bunun nedeni şüphesiz şiddet, uyuşturucu, argo ve küfür kullanımı gibi In-yer-face türünün başat öğelerini ustalıkla yerine getiriyor olmasıdır diyebiliriz.
Sahnede nelerin gösterilip nelerin gösterilmeyeceğine dair hâkim kanıları yıkan, şoke edici In-yer-face geçte olsa Avrupa’dan ülkemize ithal edildi. Bu bağlamda Türk tiyatro izleyicisi için Aut iyi bir örnek teşkil ediyor. Öyle ki türün ortaya çıktığı İngiltere’de de futbol ülkemizde olduğu gibi çok önemlidir. Batılı bir türe özenilirken Türk izleyici kitlesi iyi analiz edilerek Aut’la bu özenme durumu kırıldı. Güncel bir tür olmayan In-yer-face’in içine güncel ve bizden temaları oturtarak yerellik yakalandı. Biraz keyif, biraz hayret ama en çok şoke olacaksınız. “Kötülükten görülen iyilikleri” düşündüren uzun süre hafızalardan silinmeyecek cinsten bir oyun. Özellikle sonda Ateş’in yaşadığı çözülmeyle işlediği cinayet ve sonrasında yaşananlar gerçek bir soğuk duş etkisi yaratıyor. Tiyatro bağlamında belki her vurdukları gol olmuyor ama meraklısına oyunda auta çıkan şutlardan çok gol olan şutların olduğunu belirtmekte fayda var.
Dünya Kupası'na dair her şey, şimdi Tercüman 2026 FIFA Dünya Kupası Rehberi'nde... Ulaşmak için linke tıklayabilirsiniz: https://tmd.yt/tercmn
Kaynakça
Akmen, Üstün “Kötülükten İyilik Görenlerin Öyküsü: Aut”, Tiyatro Dünyası, https://www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=2060, Son Erişim: 15.06.2026.
Biletinial, “Aut”, biletinial.com, 2022, https://biletinial.com/tiyatro/aut-tsa, Son Erişim: 15.06.2026.
SIERZ, Aleks, Çev: Selin Girit; Suratına Tiyatro Britanya’da In-Yer-Face Tiyatrosu, Mitos Boyut Yayınları, İstanbul, 2009.
Notlar
[1] Aleks Sierz, Suratına Tiyatro Britanya’da In-Yer-Face Tiyatrosu, Mitos Boyut Yayınları, İstanbul, 2009, ss 18-19.

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.
