34 ölü, yüzlerce yaralı
1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı’nda yaşanan ve tarihe “Kanlı 1 Mayıs” olarak geçen facianın ertesi günü gazeteler olayları manşetlerine taşıdı. Miting sırasında açılan ateş ve çıkan panikte onlarca kişi yaşamını yitirirken, yüzlerce kişi yaralandı. O gün, Türkiye hafızasında derin iz bıraktı. 1970’li yılların sert siyasal kutuplaşması, sokak çatışmaları, ekonomik kriz ve artan toplumsal gerilim içinde Türkiye, 1 Mayıs 1977’ye gergin bir atmosferde girdi. İşçi hareketlerinin yükseldiği, sendikaların kitlesel güç kazandığı bu dönemde İstanbul’un kalbi Taksim Meydanı, yüzbinlerce emekçinin buluşma noktası oldu. Ancak bayram havasında başlayan gün, kısa süre içinde silah sesleri, panik ve izdihamla ülke tarihinin en karanlık toplumsal kırılmalarından birine dönüştü. 1 Mayıs 1977, aradan geçen yıllara rağmen hâlâ cevap bekleyen soruların ve toplumsal hafızanın simgesi olarak anılıyor. “1 Mayıs'ı Türkiye'de de ‘İşçi Bayramı’ olarak ilan eden DİSK 'in organize ettiği, 18 solcu kuruluşun katıldığı ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin desteklediği miting, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in konuşması sırasında kana bulanmıştır. Feci olayda ilk tespitlere göre ikisi polis 34 kişi ölmüştür. Şimdiye kadar Türkiye'de görülmemiş şekilde ve iç savaş manzarasındaki olaylar, Mao’cu bir grubun Taksim Meydanı'na girmesinden sonra başlamış ve slogan savaşı bir anda meydan savaşına dönmüştür. Bütün ülkede heyecan ve üzüntü yaratan olaylar, polis ve jandarma birliklerinin üstün çabasına rağmen güçlükle bastırılabilmiş. Karşılıklı ateş ve bombalı saldırılar saatlerce sürmüştür. Olaylardan sonra mitingi düzenleyen DİSK'in Genel Başkanı Kemal Türkler’in ve diğer DİSK yöneticilerinin de bulunduğu 350 kişi gözaltına alınmıştır. Taksim’i kana bulayan olaylar, Türkler’in konuşmasının sonuna doğru başlamış ve ‘Kürtlere özgürlük’ sloganlarıyla bağıran Mao’cuların ateşine mitinge katılan DİSK’ci işçiler de cevap verince, ortalık ana baba gününe dönmüştür. Taksim Meydanı'ndaki olaylar sırasında arkadaşlarının ölmesi üzerine toplum polisleri Gayrettepe'de protestoda bulunmuşlar ve 'polise yetki' diye bağırmışlardır. Binanın önünde toplanan polisler, 'Bizi İntercontinendal Oteli'nin önüne diktiler. Burada ateş yedik. Karşı koyma yetkisi de vermediler. Sorumluları Emniyet Müdürü ve öteki yetkililerdir. Böyle nasıl görev yaparız' demişlerdir. Taksim'de meydana gelen olaylardan sonra Emniyet Müdürlüğü'nde kısa bir açıklama yaparak Vali Namık Kemal Şentürk, olayın çok üzücü olduğunu söyleyerek 'Şimdilik 200 kişi gözaltına alınmıştır' demiştir. Yakalanan şahısların üzerinde patlayıcı madde ve kesikler ele geçirildiğini bildiren Vali Namık Kemal Şentürk, soruşturma ve kimlik tespiti için tüm savcıların göreve çağrıldıklarını söylemiştir.” Kanlı 1 Mayıs’ın ardından ortaya çıkan tablo, yalnızca bir meydanda yaşanan facianın değil, 1970’lerin Türkiye’sini kuşatan derin kutuplaşmanın da yansımasıydı. Faili ve sorumluları yıllar boyunca tartışılan olay, devletin güvenlik zaafı, sokaktaki siyasal şiddet ve toplumdaki güvensizlik duygusunu daha da büyüttü. Taksim Meydanı’nda yaşananlar, Türkiye’nin yakın tarihinde hem emek mücadelesinin hem de karanlıkta kalan hesaplaşmaların en acı sembollerinden biri olarak silinmez bir iz bıraktı.
1 Mayıs 1977’nin hemen ardından açılan soruşturmalar, gözaltılar ve “ordu devreye girebilir” mesajı, devletin olaya güvenlik eksenli yaklaşımını ortaya koydu. DİSK yöneticileri ile Ahmet İsvan’ın hedefe konması, dönemin siyasal geriliminde hesaplaşmanın yargı ve idare üzerinden yürütüldüğünü gösterdi. Olayların hemen sonrasında başlatılan bu süreç, yalnızca faillerin bulunmasına değil, muhalif toplumsal aktörlerin denetim altına alınmasına da dönüştü. Soruşturmaların seyri, Türkiye’de güvenlik krizlerinin çoğu zaman siyasal alanı yeniden şekillendirmek için kullanıldığı yönündeki tartışmaları güçlendirdi. 1 Mayıs 1977 sonrasında atılan adımlar, ilerleyen yıllarda sertleşecek devlet refleksinin erken işaretlerinden biri olarak hafızaya kazındı. Gelin birlikte Tercüman o dönem bu konuyu nasıl ele almış hep birlikte görelim. “DİSK yöneticileri ve İSVAN hakkında soruşturma açıldı. Hükümet bu gibi olaylarda ordudan yardım isteyecek. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Taksim' de düzenlediği, 35 kişinin ölümü, yüzlerce kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan "1 Mayıs" Mitinginde çıkan olaylarla ilgili olarak İçişleri Bakanı Sabahattin Özbek ve Adalet Bakanı Zeyyad Baykara dün vilayette ilgililerle bir toplantı yapmışlardır. Adalet ve İçişleri Bakanları toplantıdan sonra Emniyet Genel Müdürü Dirimtekin vasıtasıyla yaptıkları ortak açıklamada 400 kişinin gözaltına alındığını, Miting Tertip Komitesi hakkında soruşturmanın sürdürüldüğü açıklanmıştır.” Darbenin getirdiği siyasi gerilim tüm ülkede kendini gösterirken kapatılan okullar, kayıp ve ölen insanlar ülkenin gündemindeydi. Tercüman’ın 3 Mayıs 1977’de yaptığı haberde bunu kanıtlar nitelikte. Haberin devamıysa şu şekilde devam ediyor: “Taksim'deki olaylar üzenine öğrenciler arasındaki çatışmaları önlemek amacıyla Galatasaray Mühendislik Yüksek Okulu 13 Mayıs'a Kadıköy Mühendislik Yüksek Okulu 9 Mayıs'a kadar, Boğaziçi Üniversitesi ise 3 gün tatil edilmişlerdir. Olayları protesto etmek için Maliye Muhasebe Yüksek Okulu öğrencileri bir gün boykot yapmışlardır. İstanbul Teknik Üniversitesi de 4 Mayıs tarihine kadar kapatılmış, arkadaşları ölen Göztepe Şah Rıza Pehlevi Lisesi öğrencileri için dün sabah derslere girmemişlerdir. Toplum Suçlan Savcısı Şerafettin Yazıcı, yapılan ilk tespitlere göre, ölenlerin bir kısmının ezilerek, bir kısmının tabanca kurşunu ile öldüğünü, bir kısmının ise kafasına sopa ile vurulduğunu bildirmiştir. Savcı Yazıcı, ölüler ve ağır yaralılar arasında kimlikleri tespit edilemeyenlerin fotoğraflarının çekildiğini, bu resimlerin daha sonra yakınları kayıp olanlara gösterileceğini açıklamıştır. Emniyet Müdürlüğü yetkilileri ise, olaylardan sonra 30 ailenin müracaat ederek yakınlarının kayıp olduğunu bildirdiklerini söylemişlerdir. Kızıl ihtilâl provası ile birlikte 34 kişinin ölümüne ve yüzlerce kişinin yaralanmasına sahne olan Taksim Meydanı dün temizlenmiştir. Temizlik isçileri militanların kullandıkları sopa, flama ve kollukları toplarken ‘Burada bir savaş olmuş adeta’ şeklinde konuşmuşlardır. Kızıl militanların tabancalarından çıkan mermilerle kalbura dönen Inter Continental Oteli ile civarındaki Osmanlı Bankası ve Opera Pastanesi yetkilileri ‘İşte özgürlük ve barış isteyenler diktaya sebep olacak davranışta bulunuyorlar. Canımızı zor kurtardık. Suçluların cezalandırılmasını, devletin gücünü ortaya koymasını istiyoruz’ demişlerdir.” Aradan geçen yıllara rağmen 1 Mayıs 1977’nin ardından yaşananlar, yalnızca meydandaki facianın değil, sonrasında büyüyen toplumsal sarsıntının da göstergesi oldu. Kapatılan okullar, kayıp başvuruları, gözaltılar ve süren soruşturmalar, olayın Türkiye genelinde derin bir etki yarattığını ortaya koydu. 3 Mayıs 1977 tarihli bu haber, Kanlı 1 Mayıs’ın ardından ülkenin nasıl bir belirsizlik, korku ve gerginlik atmosferine sürüklendiğini belgeleyen önemli kayıtlar arasında yer alıyor.
3 Mayıs 1977’de yayımlanan bu haber, meydandaki kanlı olayları “ihtilal provası” olarak tanımlayarak dönemin sert, siyasal kutuplaşmasını yansıtıyordu. İşçilerin zorla alana götürüldüğü, olayların bilinçli çıkarıldığı iddiaları öne sürülürken, facia üzerinden büyüyen toplumsal gerilim Türkiye’nin zihnine nakşoldu. 1970’li yılların sonlarına yaklaşan Türkiye’de ekonomik kriz, koalisyon çekişmeleri, artan sokak şiddeti ve ideolojik kamplaşma ülkenin gündelik yaşamını belirliyordu. Sağ-sol çatışmaları üniversitelerden mahallelere, sendikal mücadelelerden siyasi mitinglere kadar geniş bir alana yayılmıştı. Böyle bir atmosferde 1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı’nda yaşanan kanlı facia, yalnızca bir mitingin dağılması değil, dönemin birikmiş gerilimlerinin patlama noktası oldu. Olayların ardından gazetelerde yayımlanan yorumlar ve sert manşetler ise toplumdaki kutuplaşmanın basına da nasıl yansıdığını gösteriyor, yaşanan trajedinin siyasal hesaplaşmalar içinde ele alındığını ortaya koyuyordu. “Proletarya ihtilali provası düzenleyicilerinin işçinin, vatandaşın polisin kanı ile noktaladıkları gün 1 Mayıs 1977... İşçinin, vatandaşın vatandaşa, gençliğin gençliğe kırdırıldığı, öldürtüldüğü Bayram (!) Kızıllar, vatan hainleri Türk tarihine kanlı bir gün daha getirdiler... Tarih, bundan böyle 1 Mayıs 1977'den ‘Kızılların ihtilal provası yaptıkları gün olarak bahsedecek... İşçilerin zorla miting alanlarına sürüklendiğini, kandırılarak götürüldüğünü, sonra da ‘komünizm’ uğruna nasıl öldürtüldüğünü anlatacak. Moskova ve Pekin'e bağlı uşakların olayları önleyebilecekleri fakat önlemek istemediklerini söyleyecek. DİSK 1 Mayıs'ta miting yapılacağını ilan edince temsilciler fabrikamıza geldi. Aramızdan 150 kişiye yakın işçi seçtiler. Bize mitinge katılmamızı aksi halde işten çıkartılacağımızı söylediler... Sabahleyin de ad okuyarak yoklama yaptılar. Hatta yoklama sırasında bir arkadaşımız gelmemişti. Yöneticiler bu arkadaşa küfür ettiler ve ‘Biz ona gösteririz’ dediler. Ben ve benim gibi binlerce isçi tehdit altında, işten çıkarılma korkusu altında mitinge katıldık. Vatandaşlar mitingin zamanında sona erdirilmesi halinde böyle kanlı olayların olmayacağını söylediler ve ‘DİSK yöneticileri de en az ateş eden Mao'cu militanlar kadar suçludur. Gövde gösterisi uğruna 34 kişinin ölmesine yüzlerce kişinin yaralanmasına sebep oldular ve adeta Mao'cu militanları bu saldırıya davet ettiler’ dediler... Proletarya ihtilali provası düzenleyicilerinin sebep oldukları kanlı 1 Mayıs'ın bilançosu tespitlere göre şöyle: Şimdilik 34 ölü... Çoğu ağır yüzlerce yaralı... Bir yerde, bir ölünün üzerinde iki tabanca bu-undu... 5 militan silahla yakalandı... Ve 400 kişi gözaltına alındı... Bu ne biçim bayram kardeşim böyle?” 1 Mayıs 1977’nin yalnızca meydandaki can kayıplarıyla değil, sonrasında büyüyen toplumsal ve siyasal fay hatlarıyla da hatırlandığını gösteriyor. O dönem, olayların ardından ortaya atılan iddialar, suçlamalar ve karşılıklı sert söylemler, Türkiye’de gerçeğe ulaşmanın ne kadar zorlaştığını ortaya koyuyor. Aradan geçen onca yıla rağmen Kanlı 1 Mayıs hâlâ tam anlamıyla aydınlatılamamış bir kırılma noktası olarak hafızalarda dururken, dönemin bu tür haberleri de toplumun nasıl derin bir gerginlik içinde yaşadığını belgeleyen tarihî kayıtlar arasında yer alıyor.