Kıbrıs’ta şiddetli çatışmalar

06 Mart 1964

Aralık 1963’te Kıbrıs’ta patlak veren ve tarihe “Kanlı Noel” olarak geçen olaylar, 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin fiilen çöküşünü başlatmıştı. Cumhurbaşkanı Makarios III’un anayasal düzenlemeleri değiştirme girişimi, Türk toplumunda güvenlik kaygılarını artırmış; 21 Aralık’ta Lefkoşa’da başlayan silahlı çatışmalar kısa sürede adanın farklı bölgelerine yayılmıştı. Türk mahalleleri kuşatma altına alınırken yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş, binlerce Kıbrıslı Türk göç etmek zorunda kalmıştı. Çatışmalar, EOKA unsurlarının ve yerel milislerin aktif rol aldığı etnik bir kırılmaya dönüş; iki toplum arasındaki ortaklık devleti yerini fiilî ayrışmaya bırakmıştı. Bu gelişmelerin gölgesinde Mart 1964 Türkiyesi hem iç politikada hem dış politikada son derece gergin bir atmosfer içindeydi. Ankara, garantörlük hakkına dayanarak müdahale seçeneğini masada tutarken, Başbakan İsmet İnönü hükûmeti diplomatik baskı ile askerî hazırlık arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyordu. Türkiye’de kamuoyu Kıbrıs’taki Türklere yönelik saldırılar karşısında sert bir tutum talep ederken, mesele kısa sürede NATO müttefiklerini ve özellikle ABD’yi de içine çeken bir uluslararası krize dönüştü. Mart 1964’e gelindiğinde ada hâlâ fiilî çatışma ve kuşatma koşulları altındaydı. Uzun süren bu çatışmayı gelin, Tercüman gazetesinin tanıklığıyla birlikte inceleyim. İlk bölümle başlıyoruz. 6 Mart 1964. “Kıbrıs Türk Cemaati binasında bomba patladı”… Tercüman, manşetini bu cümleyle attı o gün. “Güvenlik Konseyi, Kıbrıs’a barış kuvvetleri gönderilmesini kabul ettikten bir gün sonra tedhiş yeniden başladı” diyordu. Detaylar şöyle: “Güvenlik Konseyi’nde Kıbrıs’a bir barış kuvveti gönderilmesi ile ilgili tasarının kabulünden bir gün sonra Ada’da KOKA tedhişi yeniden başlamıştır. Dün saat 12.33’te Türk cemaat meclisinin bulunduğu binanın zemin katındaki dükkânlardan birinde patlatılan bir saatli bomba, 5 Türk’ün yaralanmasına sebep olmuştur. Yaralılardan ikisinin durumu ağırdır. Olaydan sonra İngiliz birlikleri derhâl binanın etrafını kuşatmış ve içeride başka bomba olup olmadığı anlaşılıncaya kadar binaya kimse yaklaştırılmamıştır. Dr. Fazıl Küçük, bombaların Rumlar tarafından yerleştirildiğine şüphesi olmadığını söylemiştir. Rauf Denktaş’ın bürosu da bombanın patladığı kemerin tam üstünde bulunmaktadır. Yaralılar Türk Kızılay hastanesine kaldırılmışlardır. İnfilak olayı, Türk ve Rum camiaları arasındaki gerginliği arttırmıştır. Mütareke kuvvetlerine bağlı bomba uzmanları olay mahallinde tetkikler yapmaktadır. Bombanın bir kahvehanenin tuvaletine yerleştirildiği sanılmaktadır.” Çatışmalardan yara alan elbette halktı. Poli kasabasının mevcut durumu Tercüman şöyle aktarıyordu: “Kıbrıs’ta cereyan eden en şiddetli çarpışmalardan birine sahne olan Poli kasabasında 700 Kıbrıslı Türk hâlâ muhasara altında yaşamaktadır. Bir ayı aşan bir süre önce canlarını tehlikede hisseden Poli ve civar köylerdeki Türk aileleri burada bir araya toplanmış ve bir Türk okuluna sığınmışlardı. Köy ihtiyarları, anneler, babalar, genç çocuklar ve küçük yavrular, evlerine dönmek ümitlerini hemen hemen kaybetmiş bir hâlde iki katlı binayı doldurmaktadırlar.” Halkın çektiği ıstırabın en acı yansıması elbette çocuklara oluyordu. Tercüman, Kıbrıs’ta vücudu kurşunlarla delik deşik olan küçük bir çocuğun annesi ve babasına dönme arzu ediyordu ve böyle yüzlerce çocuk ailesinden kanlı anılarla ayrılmak zorunda kalmıştı. “Atatürk Çocuk Yuvası, yıllarca kimsesiz, ana şefkatinden uzak yavrulara sıcak ve müşfik bağrını açar durur. Ama bu yuva şimdiye dek böylesine bir yavruyu kucaklamamış ve böylesine bağrı kan ağlamamıştı.”

07 Mart 1964

Ertesi gün, yani 7 Mart 1964 sabahı yine acı haberlerle doluydu: “Kıbrıs’ta Türkler dün de öldürüldü”, “Rumlar, buldozer ve zırhlı arabalarla Türk köylerine saldırıp ateş açtılar” haberleri yüreği burkan cümlelerle doluydu. Tercüman detayları şöyle anlatıyor: “Dün Kıbrıs’ın birçok yerinde Ada’nın kızgın Rumlarıyla Türkler arasında yeniden çatışmalar olmuştur. İngiliz Emniyet Kuvvetleri birbirinden ayrı hadiselerde iki Kıbrıslı Türk’ün öldürüldüğünü bir Türk kızının yaralandıklarını söylemişlerdir. Türklerden birinin can verdiği Krishoku köyünde silahlar akşam üstüne doğru patlamıştır. İngiliz subayları bu çarpışmalarda Kıbrıslı Rumların zırhlı bir buldozerle kendi yaptıkları zırhlı bir taşıt kullandıklarını söylemişlerdir. Bu köy Batı Kıbrıs’ta Poli kasabasının bulunduğu bilinmektedir. Kirenya’nın 11 km batısında 72 yaşındaki bir Kıbrıslı Türk ölü bulunmuştur. Lefkoşe’nin güneydoğusuna düşen Ayla köyünde tarlalarda çalışan bir Türk’ün ateşe maruz kalması üzerine Rumlarla Türkler arasında bir çarpışma olmuştur.” Tüm bu olanlarla birlikte “İngilizler de Türklere ateş etti. Makarios Atina’ya gidiyor” haberi de gündemdeydi: “Makarios, Kıbrıs’a gönderilecek Birleşmiş Milletler kuvvetinden bahisle, ‘barışın kurulması Kıbrıs halkına -yani Rumlar ve Türklere- bağlıdır’ demiş ve gerginliği gidermeye ilk adım olarak Rumlar elinde bulunan bütün Türk rehinelerin bugün sabah Lefkoşe merkez karakolunda Kızılhaç temsilcilerine teslim edilmelerini emretmiştir. Makarios bu emre uymayanların şiddetle cezalandırılacaklarını ihbar etmiş, ayrıca bu kararın şartlı olmadığını bildirmiş, ‘ancak karlı tarafın da aynı şekilde mukabelede bulunacağını ümit ederiz’ demiştir.”

08 Mart 1964

8 Mart 1964’te ise ortalık biraz yumuşar gibiydi. Tercüman manşeti Fazıl Küçük’ün sözleriyle atmıştı: “Küçük ‘Rumlar silahtan tecrit edilmelidir’ dedi”… Tercüman’ın haberine göre Kıbrıslı Rumlar rehin aldıkları 49 Türk’ü serbest bırakmıştı, haberin detayı şöyle: “Kıbrıslı Rıumların rehine tuttukları 207 Türk’ten 49’u dün serbest bırakılmıştır. Kızılhaç teşkilatının buradaki temsilcisine teslim edilen rehinelerden biri yaralanmıştır.” Dr. Fehmi Küçük ise rehinelerin serbest bırakılmasının tam bir hâl çaresi olmadığını, Türklerden önce Makarios’un gayrimeşru kuvvetlerinin silahtan tecrit edilmesi gerektiğini söylemiş ve ‘Ancak bu şekilde Türkiye’nin müdahalesine lüzum kalmayacaktır’ demiştir.” Birleşmiş Milletler tarafı da şaşırtmıyordu. Kıbrıs’ta görevlendirilen BM Genel Sekreteri U Thant’ın barış kuvveti oluşturmada yaşadığı zorluklar şöyle aktarılıyordu Tercüman tarafından: “U Thant barış kuvvetinin teşkili için yaptığı çalışmalar sırasında güçlüklerle karşılaştığı bildirilmektedir. Birleşmiş Milletleri Genel Sekreteri beynelmilel kuvvete asker istemek için başvurduğu memleketler bariz bir gönülsüzlük ifade etmektedir. Nitekim Brezilya Kıbrıs’a gönderilecek barış kuvvetine asker vermeyi reddetmiştir. İrlanda’nın bu iş için pek isteksiz davrandığı bildirilmektedir. Norveç ise para yardımında bulunacağını açıklamıştır. Belirtildiğine göre asker istenen memleketlerin çoğu mali külfetten kaçınmaktadırlar. Bu durum birçoklarının Kıbrıs’ı bitmez tükenmez bir mesele olarak görmelerinden ileri gelmektedir. Adada süresiz olarak askerlerini bağlamak zorunda kalacaklarından çekinmektedirler.

09 Mart 1964

9 Mart 1964 günü, önceki günün rehine serbesiyeti haberinin bıraktığı umudu yerle bir etmişti. O gün Tercüman devam eden çatışmaların neticelerini manşetine taşımıştı: “Rumlar Türk Türk esirlerine ‘Son saatiniz geldi’ deyip mezarlarını kazdırmışlar”, “Kıbrıs’ta şiddetli çarpışmalar oldu, 8 ölü ve 34 yaralı var”, “Rum tedhişçileri bir camiye girip minarelerden bazukalar ile Türk evlerine ateş açtılar”… Bu üzücü hadisleri Tercüman şöyle aktarıyordu: “Barışın Kıbrıs sınırları içine girmesini istemeyen tedhişçi Rumlar dün de zırhlı taşıtlarla, buldozerlerle, makinalı tüfeklerle Türklere ve İngilizlere saldırmışlar ve ateş açmışlardı. Kıbrıs’ın hemen her bölgesinde silahlar patlamıştır. Baf’ta, Girne’de, Lefkoşe ve Limacol’da kan dökülmüştür. Yalnız Xtimia kasabasında 8 kişi ölmüş, 25 kişi yaralanmıştır. İngilizler dünkü çarpışmaların Ada’da bir aydan beri kaydedilen çarpışmaların en büyüğü olduğunu açıklamışlardır. Bu arada Rumların kurşunu ile bir İngiliz askeri yaralanmıştır. İngiliz birlikleri Baf’ta mevzi almışlardır. Rumlar, zırhlı taşıtlarla şehre giren İngiliz askerlerine ateş açmıştır. Öte yandan Kıbrıs Birleşmiş Milletler gözlemcisi ve barış kuvvetinin müstakbel komutanı General Gyani dün yanında Papaz Makarios ve Rum İçişleri Bakanı Yorgacis olduğu hâlde bir İngiliz helikopteri ile Baf’a gitmiştir. Dünkü çarpışmalarda 2 Türk’ün öldüğü söylenmekteyse de zayiatın daha da artmasında endişe edilmektedir.” Serbest bırakılan Türk rehinelerinin anlattıkları ise acılarla doluydu. Tercüman’ın haberine göre rehineler aileleriyle birlikte yakalanıyor, kendi mezarları zorla kazdırılıyordu.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...