Yeni yılınız hayırlı ve uğurlu olsun
1 Ocak 1981, Türkiye’de 12 Eylül 1980 askerî darbesinin belirlediği bir siyasal ve toplumsal iklim içinde karşılandı; ülke Millî Güvenlik Konseyi yönetimi altındaydı, parlamento ve siyasi partiler kapalıydı, sıkıyönetim sürüyor, basın ve toplum ağır bir denetim altında tutuluyordu. Ekonomide 24 Ocak kararlarının uzantısı olan IMF destekli kemer sıkma politikaları uygulanıyor, yüksek enflasyon ve ücret baskısı halkın alım gücünü zayıflatırken, önceki yılların mal yoklukları kısmen geride kalıyordu. Sokaklardaki görece sükûnet, şiddetin bitişinden çok baskının hâkimiyetini yansıtıyor; 1981’e girilirken toplum, belirsizlik ve yoksullaşma duygusu içinde “düzen ve istikrar” söylemiyle şekillenen yeni bir dönemin ne getireceğini sessizce bekliyordu. Tercüman yılın ilk gününü Orgeneral Kenan Evren’in cümleleriyle duyurmuştu: “Anarşi ve terör bozguna uğratılıp susturuldu”, “Geride bıraktığımız acı yılların demokratik düzeni işlemez duruma getiren ve çalışma imkânlarını kısıtlayan şartları tamamen ortadan kalktı”, “Devlet Başkanı yeni yıl mesajında ‘Sinsi ve kirli emeller karşısında Türk ulusunun birlik ve beraberlik ihtiyacı hiçbir zaman azalmayacaktır. Gelişmeye atılacak her adım, onları korkuya ve bozguna uğratacaktır’ dedi”, “Evren ‘Tüketimi asgariye indirmenin zorunlu olduğunu ve israfı önlemenin vazgeçilmez bir zaruret hâlini aldığını’ belirtti.” Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in yeni yıl mesajı şöyleydi: “Sevgili yurttaşlarım, bugün acıları mutluluklarından daha fazla olan 1980 yılını geride bırakarak bizlere yeni ümitler getiren 1981 yılına giriyoruz. Tüm ulusumuza kutlu olsun. İnsanlık, dünya nüfusunun hızla arttığı, buna mukabil kaynaklarının azalmaya başladığı bir dönemi yaşamakta ve geleceğini tehdit eden ekonomik bunalımlarla bundan doğan sorunları zekasının yaratıcılığı ile yenmeye çalışmaktadır. Tanrı’nın insana bahşettiği bu eşsiz gücün ürünleri olan bilim ve tekniğin, beklenen başarıyı sağlayacağına, yeni kaynaklar ve imkânlar bularak mevcut sorunlara çözümler getireceğine büyük inanç duymaktayım…” Darbenin gölgesinde yeni yıl kutlamaları da Tercüman tarafından haber ediliyordu: “Yeni yıla bütün İstanbullular eğlenerek girdiler. Çeşitli semtlerdeki eğlence yerlerini dolduran halk, yeni yılın gelişini coşkun bir şekilde kutlarken, bazı İstanbullular da evlerinde TV seyrederek ve çeşitli oyunlar oynayarak eğlendiler. Yılbaşı gecesi halkın rahatı için polis ve jandarma geniş güvenlik tedbirleri alırken, belediye zabıta ekipleri de eğlence yerlerini dolaşarak kontroller yaptılar. Gazinolarda sokağa çıkma yasağının başladığı saate kadar otellerin lobilerinde ise sabaha kadar hiç boş yer kalmadı.”
1 Ocak 1982, Türkiye’de askerî yönetimin kurumsallaştığı ve “kontrollü normalleşme”nin resmî çerçevesinin çizildiği bir atmosferde karşılandı; Millî Güvenlik Konseyi iktidarı sürüyor, siyasi faaliyetler hâlâ yasaklı, sıkıyönetim büyük ölçüde devam ediyordu. Yılın en belirleyici gündemi, hazırlanmakta olan 1982 Anayasası’ydı; devlet otoritesini güçlendiren, toplumu disipline etmeyi hedefleyen bu yeni metin, kamuoyuna istikrar ve güvenlik vaadiyle sunuluyordu. Ekonomide 24 Ocak kararları doğrultusunda serbestleşme ve ihracat odaklı model ilerlerken yüksek enflasyon, işsizlik ve gelir adaletsizliği geniş kesimler üzerinde baskı yaratmaya devam ediyordu. Şiddetin yerini suskunluğun aldığı bu dönemde 1982’ye giren Türkiye, siyasetin askıya alındığı, toplumun denetim altında tutulduğu ve geleceğin anayasal bir referanduma doğru şekillendiği bir eşikteydi. Tercüman “Yeni yılınız kutlu olsun” temennisini ilk sayfada belirtirken; siyasi atmosferin çalkantılı hâli daha ilk günden manşetlere yansımıştı. Başbakan Bülent Ulusu, “Yeni yıl meselelerin çözümleneceği yıl olacak” sözleriyle umut ve vaadini kamuoyuna ilan ediyor; TBMM Danışma Meclisi üyesi Sadi Irmak yeni yıl mesajında “Danışma Meclisi, yüklediği görevi başarma çalışmalarında dünyanın geçirdiği deneylerden yararlanacaktır” diyor, Türk-İş Genel Başkanı Denizciler “1982 yılı başında toplumun sabit gelirli kesimleri ekonomik sıkıntılar içindedir” cümlesiyle halkın mevcut durumuna işaret ediyordu. Ama yeni yıldan daha heyecanlı duyurulan şey ise Orgeneral Kenan Evren’in açıklamasının Avrupa başkentlerinde nasıl karşılandığı olmuştu. Tercüman “Yunan radyo, TV ve basını Evren’in mesajını yorumsuz olarak duyurdu”, “Hollanda radyo ve TV’si Evren’in konuşmasına geniş yer verdi. Televizyon, Evren’in açıklamalarını görüntülü ve kendi sesinden yayınladı” cümleleri ile Devlet Başkanı Kenan Evren’in yeni yıl dolayısıyla yayınladığı mesajın yankılarını duyurmuştu.
1 Ocak 1983, Türkiye’de askerî yönetimin son yılına girildiğinin hissedildiği, ancak siyasal hayatın hâlâ sıkı denetim altında tutulduğu bir atmosferde karşılandı; Millî Güvenlik Konseyi iktidarı sürüyor, 1982 Anayasası referandumla kabul edilmiş olmasına rağmen partiler ve siyasetçiler üzerindeki yasaklar büyük ölçüde devam ediyordu. Yılın temel gündemi, askerî yönetimin çizdiği sınırlar içinde planlanan “kontrollü sivil geçiş” ve yapılması öngörülen seçimlerdi. Ekonomide ihracata dayalı büyüme söylemi öne çıkarken yüksek enflasyon, hayat pahalılığı ve ücretlerin baskılanması toplumun gündelik hayatını zorlamayı sürdürüyordu. 1983’e giren Türkiye, bir yandan normalleşme beklentisini canlı tutan, diğer yandan otoriter düzenin gölgesini henüz üzerinden atamamış, temkinli ve bekleyiş içindeki bir ülke görünümündeydi. Tercüman, Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in yeni yıl mesajıyla 1983’e başlıyordu: “1983, mutluluk yılı olacak”, “Çağdaş Türklük şuuru ve iftiharlarını muhafaza ettiğimiz sürece bölünüp yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmayız”, “Yeni yılı kamu ve özel sektöre bağlı kurum ve kuruluşlar ile bütün vatandaşlarımız için bir tasarruf yılı olarak belirlemek istiyorum. Devletin yeniden teşkilatlandırılması da bu yıl içinde tamamlanacaktır”… Mesajda dikkat çeken ibarelerdi. Tercüman’ın mesaja dair yayınladığı haber şöyleydi: “Cumhurbaşkanı Kenan Evren yayınladığı yeni yıl mesajında mücbir bir sebep olmadıkça, 1983 yılında siyasi partilerin oluşması ve sonbaharında da milletvekili genel seçimlerinin yapılmasının hedef alındığını beidirerek ‘Buna göre diyebiliriz ki 1983 yılı, milletçe siyasi sorumluluğun bu veçhesi ile bölüşülmeye başlandığı ve Anayasamızın getirdiği yeni dönemin başlangıcı olacaktır’ dedi. Cumhurbaşkanı Evren mesajında 1982 yılının bir değerlendirmesini yaparak önlenen iç barışın tamamen saplandığını belirtti. Evren ‘Anayasa için yapılan halk oylaması sonuçları bir kere daha göstermiştir ki hiçbir düşünce ve mülahaza Türk varlığının, devleti ve ülkesiyle bölünmezliğinin, Türklüğün tarihî ve manevi değerlerinin, Atatürk ilke, inkılap ve medeniyetçiliğin önünde ve üstünde yer alamayacaktır’ şeklinde konuştu.” Öte yandan yeni yıla yeni maaş umutları ile girilirken; Millî Piyango’ya umut bağlayan insanlar önceki gecenin heyecanını yaşamışlardı. Kutlamalar, sanatçıların katılımıyla yine İstanbul gecelerini süslemişti.
1 Ocak 1984, Türkiye’de askerî dönemden çıkışın ardından “sivil siyasetin yeniden başladığı”, ancak darbenin kurumsal ve zihinsel izlerinin hâlâ hissedildiği bir atmosferde karşılandı; Kasım 1983 seçimleriyle iktidara gelen Turgut Özal liderliğindeki ANAP hükûmeti, ekonomide serbest piyasa reformlarını hızlandırmayı hedefliyordu. Siyasal yasaklar büyük ölçüde sürüyor, demokrasi sınırlı bir çerçevede işlemeye devam ediyordu. Ekonomide ihracata dayalı büyüme, özelleştirme ve serbestleşme söylemleri öne çıkarken; yüksek enflasyon, zamlar ve hayat pahalılığı geniş toplum kesimlerinin günlük yaşamını zorlamayı sürdürüyordu. 1984’e giren Türkiye, bir yandan “kalkınma” ve “dışa açılma” umutlarıyla yeni bir döneme adım atıyor, diğer yandan sosyal adalet ve siyasal özgürlükler bakımından temkinli, kırılgan bir denge üzerinde ilerliyordu. Tercüman bu yıl için de “Yeni yılın Türkiye ve insanlık âlemine hayırlı ve uğurlu olmasını dileriz” başlığıyla iyi dileklerini iletiyordu. Cumhurbaşkanı Kenan Evren “Yeni yıla güçlü ve güven içinde giriyoruz” diyor, mesajında çözüm bekleyen meselelerin birlik ve beraberliğimizi koruduğumuz ideolojik kamplara bölünmediğimiz, Atatürk’ün yanında yürüdüğümüz ve parlamenter sistemi yaşattığımız sürece çözümleneceğini kaydediyordu. Fakat herkesin gözü kulağı alınacak ekonomik kararlardaydı. Başbakanlığa gelen heyetlerle görüşen Başbakan Turgut Özal, ekonomide başlatttığı “Yıldırım Harekâtı” sürdürürken, vatandaşlarla görüşmeyi de ihmal etmiyor; Yıldırım Harekât’a bağlı olarak ay sonuna kadar yeni önemli ekonomik kararların gelmekte olduğunun haberini veriyordu. Ayrıca yaşanan meselelerin üzerine cesaretle gittiklerini ve ciddi bir icraat arifesinde olduklarını söylüyordu.