27 Şubat 2026

Pakistan-Afganistan: “Açık savaş”

Pakistan’ın Şubat 2026’da Kabil ve Kandahar’ı vurması, İslamabad–Taliban hattında “açık savaş” dönemini başlattı. Pakistan Talibanı gerilimi, Durand Hattı mirası ve bölgesel güçlerin hamleleri, Güney Asya’yı yeni ve tehlikeli bir istikrarsızlık eşiğine sürüklüyor.

Güney Asya'nın jeopolitik fay hatları, 2026 yılının Şubat ayında yaşanan dramatik askerî tırmanışla birlikte modern tarihin en istikrarsız dönemlerinden birine girdi. Pakistan'ın Afganistan'ın başkenti Kabil de dahil olmak üzere Kandahar ve Paktia gibi stratejik merkezleri eş zamanlı olarak bombalaması, İslamabad-Kabil ilişkilerinde on yıllardır süregelen soğuk barış ve stratejik sabır evrelerinin yerini, Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Muhammad Asif'in ifadesiyle resmi bir “açık savaş” durumuna bıraktığını tescil ediyor. 26 Şubat 2026 gecesi başlayan ve Pakistan tarafından “Ghazab Lil Haq” (Haklı Gazap) olarak adlandırılan operasyonlar, sınır ötesi terörle mücadeleden topyekûn bir devletlerarası çatışmaya geçişi simgeliyor. Pakistan Hava Kuvvetleri'ne ait jetlerin Kabil semalarında görülmesi ve Kandahar'daki Taliban ruhani liderliğinin ikamet ettiği bölgelerin yakınındaki askerî tesisleri hedef alması, çatışmanın psikolojik ve stratejik sınırlarını yeniden çizdi.

Çatışmanın ilk 48 saatinde her iki tarafın sunduğu veriler, bölgedeki bilgi savaşının şiddetini ortaya koyuyor. Pakistan makamları, operasyonun “nedensiz Afgan saldırılarına” ve İslamabad'daki bir camiye düzenlenen ve 40 kişinin ölümüne yol açan bombalı saldırı gibi terör eylemlerine bir yanıt olduğunu savunurken, Taliban yönetimi Pakistan ordusunun sınır ihlallerini meşru müdafaa gerekçesiyle karşıladığını iddia ediyor. Pakistan hükûmet sözcüsü Mosharraf Zaidi, saldırılarda özellikle Taliban'ın 313. Tugay karargâhı gibi elit askerî birimlerinin hedef alındığını ve operasyonun “etkili ve belirleyici” olduğunu vurguladı. Öte yandan, Taliban sözcüsü Zabihullah Mücahid, Pakistan ordusunun iddialarını “korkakça” olarak nitelendirdi ve Pakistan askerlerinin bir kısmının sağ olarak ele geçirildiğini iddia etti. Bu iddialar İslamabad tarafından kesin bir dille reddedildi.

“Pakistan Talibanı” ve ideolojik güvenlik sorunu

Pakistan ve Afganistan arasındaki gerilimin merkezinde, “Tehreek-e-Taliban Pakistan" (TTP) veya Pakistan Talibanı olarak bilinen grubun Afganistan topraklarındaki varlığı yer alıyor. Pakistan güvenlik bürokrasisi, 2021 yılında Taliban'ın Kabil'de iktidara gelmesinden bu yana Pakistan Talibanı saldırılarında %79'luk bir artış yaşandığını ve 2025 yılının son on yılın en kanlı yılı haline geldiğini rapor ediyor.

Analizler, Pakistan Talibanı ile Afgan Talibanı arasındaki ilişkinin sadece lojistik bir destekten ibaret olmadığını, derin ideolojik, etnik ve tarihi bağlara dayandığını gösteriyor. Her iki grup da Peştun etnik kimliğini taşıyor ve Deobandi (Diyubendi) İslam yorumunu benimsiyorlar.

Pakistan Talibanı, Afgan Talibanı'nı “emîre'l-mü'min” olarak gördüğü Haybatullah Akhundzada'ya biat etmiş bir yapı olarak tanımlarken, Afgan Talibanı da Pakistan Talibanı üyelerini yirmi yıllık NATO işgali sırasında kendilerine sığınak ve savaşçı sağlayan “muhacirler” ve “mücahit kardeşler” olarak görüyorlar. Pakistan, Pakistan Talibanı liderliğinin (özellikle Noor Wali Mehsud) Kabil, Khost ve Kunar gibi vilayetlerde serbestçe hareket ettiğini, eğitim kampları kurduğunu ve saldırılarını buradan koordine ettiğini savunuyor. Afgan Talibanı, Pakistan Talibanı’na karşı operasyon düzenlemesi durumunda, kendi içindeki radikal unsurların IŞİD-Horasan gibi daha uç örgütlere kaymasından endişe ediyor. Bu nedenle Kabil, Pakistan'ın güvenlik sorunlarını kendi iç meselesi olarak nitelendirerek topu taca atmayı tercih ediyor.

Tarihî ve jeopolitik arka plan: Durand Hattı

Bugün yaşanan “açık savaş” durumunu anlamak için, 12 Kasım 1893 tarihinde İngiliz diplomat Sir Henry Mortimer Durand ile Afgan Emîri Abdurrahman Han arasında imzalanan sınır anlaşmasına bakmak zorunlu. Bu anlaşmayla çizilen 2.640 kilometrelik sınır, sadece bir harita çizgisi değil, Güney Asya'nın en derin jeopolitik yarasını temsil ediyor. Durand Hattı, İngiliz Hindistanı'nı Çarlık Rusyası'nın güneye ilerleyişinden korumak amacıyla bir tampon bölge oluşturma stratejisinin ürünüydü. Ancak bu hat, Peştun aşiret bölgelerini tam ortasından ikiye bölerek aileleri, köyleri ve otlakları birbirinden ayırdı. Afganistan'daki hiçbir hükûmet, Durand Hattı'nı resmi uluslararası sınır olarak kabul etmedi. 1947 yılında Pakistan kurulduğunda, Afganistan bu sınırın meşruiyetini reddeden tek ülke oldu ve Pakistan'ın BM üyeliğine karşı oy kullandı. Sınırın her iki tarafındaki Peştunları birleştirmeyi amaçlayan “Pashtunistan” fikri, Pakistan için kuruluşundan itibaren varoluşsal bir tehdit algısı oluşturdu.  Coğrafi yapının zorluğu ve aşiret bağları, sınırı kontrol edilemez kıldı; bu durum hem militan hareketlerin geçişini kolaylaştırdı hem de Pakistan'ın sınırı tel örgülerle kapatma çabalarını bir gerilim kaynağına dönüştürdü.

Pakistan'ın 1980'lerden bu yana uyguladığı Afganistan politikası, nükleer rakibi Hindistan tarafından “çevrelenmekten” kurtulmak için batı sınırında dost ve müzahir bir yönetim kurma amacına dayanıyordu. Ancak 2021'de Taliban'ın Kabil'e dönüşüyle birlikte bu doktrin büyük bir hüsrana uğradı.

Pakistan güvenlik elitleri, Taliban'ın zaferini başlangıçta Hindistan'a karşı bir zafer olarak görse de 2026 yılındaki manzara tam tersini işaret ediyor. Pakistan, desteklediği Taliban'ın iktidara geldiğinde İslamabad'ın güvenlik önceliklerine (özellikle Pakistan Talibanı konusunda) boyun eğeceğini varsaymıştı. Oysa egemenlik kazanan Taliban, Pakistan'ın direktiflerini reddederek kendi bağımsız gündemini izlemeye başladı. Taliban hükûmetinin, Pakistan'ın en büyük korkusu olan Hindistan ile diplomatik ve ekonomik ilişkilerini geliştirmesi, Pakistan'ın “stratejik derinlik” hesabının nasıl ters teptiğini gösteriyor. Khawaja Asif'in Taliban'ı “Hindistan'ın bir kolonisi” olmakla suçlaması aslında bu hayal kırıklığının bir yansıması. Pakistan'ın radikal grupları bir dış politika aracı olarak kullanma stratejisi, bugün Pakistan Talibanı örneğinde olduğu gibi Pakistan devletinin kendisine karşı dönen bir “geri tepme” mekanizmasına dönüştü.

Ekim 2025’ten Şubat 2026’ya…

Şubat 2026'daki büyük tırmanış, aslında 2025 yılının son çeyreğinde yaşanan bir dizi olayın doruk noktası.

Ekim 2025'te, Pakistan Talibanı’nın Pakistan'ın Khyber Pakhtunkhwa eyaletindeki askerî konvoylara düzenlediği ve 11 askerin ölümüyle sonuçlanan saldırılar üzerine Pakistan, Kabil'deki Pakistan Talibanı lideri Noor Wali Mehsud'u hedef alan bir hava operasyonu düzenledi. Bu operasyon, o zamana kadar yaşanan en şiddetli sınır çatışmalarını (70+ ölü) tetikleyecekti ve iki ülke arasındaki ilişkileri kopma noktasına getirdi. Katar ve Türkiye'nin arabuluculuğuyla 19 Ekim 2025'te sağlanan geçici ateşkes, sahada hiçbir zaman tam olarak uygulanmadı. Müzakereler sırasında Pakistan'ın Pakistan Talibanı kamplarının kapatılması talebine karşılık Taliban'ın “Pakistan'ın kendi iç barışını sağlaması gerektiğini” söylemesi, diplomatik kanalları tıkadı.

2026 yılının başında, İslamabad'da bir Şii camisine düzenlenen ve 40 kişinin ölümüne yol açan saldırının (IŞİD-K tarafından üstlenilse de Pakistan tarafından Afganistan bağlantılı olduğu iddia edilen) ardından Pakistan “stratejik sabır” politikasını tamamen terk etti. 26 Şubat gecesi Kabil ve Kandahar'a yapılan saldırılar, terör kamplarıyla sınırlı kalmadı ve doğrudan Taliban hükûmetinin askerî altyapısını hedef alarak mesajı netleştirdi: Savaş artık sınırdan şehirlere taşındı.

Uluslararası arabuluculuk ve bölgesel aktörlerin pozisyonu

Çatışmanın küresel güvenliği tehdit eden boyutu, birçok bölgesel gücü devreye girmeye zorluyor. Rusya, 2025 yılında Taliban hükûmetini resmen tanıyan tek ülke olarak bölgedeki nüfuzunu artırdı. Moskova'nın Ocak 2026'da Taliban savunma bakanlığı ile yürüttüğü askerî iş birliği görüşmeleri, Rusya'nın Batı'nın boşluğunu doldurma arzusunu gösteriyor. Rusya Büyükelçisi Albert Khorev, her iki tarafın talep etmesi halinde Moskova'nın arabuluculuk yapabileceğini açıklamış, ancak bu teklif şu ana kadar somut bir sonuca ulaşmamıştı. Rusya için öncelik, çatışmanın Orta Asya'daki müttefiklerine (Tacikistan ve Özbekistan) sıçramasını önlemek ve IŞİD-K tehdidini bastırmak.

Çin için Pakistan ve Afganistan arasındaki istikrar, “Kuşak ve Yol Girişimi”nin (BRI) bir parçası olan Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) için hayati öneme sahip. Çinli işçilere ve mühendislere yönelik Pakistan içindeki saldırıların bir kısmının Afganistan merkezli gruplar (Pakistan Talibanı ve Beluç ayrılıkçılar) tarafından gerçekleştirilmesi, Pekin'in Kabil üzerindeki baskısını artırıyor. Çin, doğrudan bir askerî müdahale yerine “mekik diplomasisi” yürüterek tarafları masaya çağırıyor ve Afganistan'daki maden yatırımları üzerinden Taliban'ı dizginlemeye çalışıyor.

2025 Ekim krizinde olduğu gibi, Şubat 2026 tırmanışında da Riyad, Doha ve Ankara'nın devrede olduğu görülüyor. 17 Şubat 2026'da, Suudi Arabistan'ın girişimiyle Taliban'ın elindeki üç Pakistanlı askerin serbest bırakılması, bir “Ramazan öncesi barış umudu” olarak görülse de, bu durum kalıcı olmadı. Katar, Doha Anlaşması'ndan gelen tecrübesiyle diplomatik trafiğin merkezi olmaya devam ediyor ancak Taliban'ın sahadaki uzlaşmaz tavrı Katar'ın manevra alanını kısıtlıyor.

“Açık savaş” ilanı, sadece füzelerle değil, ekonomik ve sosyal baskı araçlarıyla da yürütülüyor. Pakistan'ın Torkham ve Chaman gibi kritik sınır kapılarını süresiz olarak kapatması, her iki ülkenin ekonomisine darbe vuruyor. Yüzlerce tırın sınırda birikmesi, gıda ve ilaç gibi temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarının Afganistan'da fırlamasına neden oldu.  Sınır hattında yaşayan ve günlük ticaretle geçinen milyonlarca insan, askerî operasyonlar ve kapalı sınırlar nedeniyle yoksulluğun eşiğine geldi.

Pakistan hükûmetinin 2023 sonunda başlattığı ve 2025-2026 yıllarında şiddetlendirdiği “belgesiz Afganları sınır dışı etme” kampanyası, Kabil üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılıyor. 2025 yılında 2.9 milyon kişinin Afganistan'a geri döndüğü, 2026'nın ilk aylarında ise bu sayının hızla arttığı bildiriliyor. Pakistan içindeki Afgan karşıtı söylemlerin artması ve Pencap gibi eyaletlerde 90 Afgan vatandaşının “terör şüphelisi” olarak gözaltına alınması, insani krizi derinleştiriyor.

Pakistan ve Afganistan arasındaki askerî denge, bir yanda konvansiyonel üstünlük, diğer yanda ise asimetrik savaş tecrübesi arasındaki çatışmayı temsil ediyor. Pakistan'ın askerî gücü kâğıt üzerinde ezici görünse de, Taliban'ın yirmi yıl boyunca ABD liderliğindeki NATO güçlerine karşı yürüttüğü yıpratma savaşı, Pakistan ordusu için ciddi bir risk barındırıyor. Bakhtar Haber Ajansı'nın bildirdiği “intihar bombacıları taburu”, Pakistan'ın şehir merkezlerinde düzenlenebilecek asimetrik saldırıların habercisi.

Güney Asya'nın bu yeni "açık savaş" evresi, birkaç muhtemel senaryoyu beraberinde getiriyor.

Sınırlandırılmış yıpratma savaşı

Çatışmaların büyük çaplı bir kara istilasına dönüşmeden, karşılıklı hava saldırıları ve sınır tacizleriyle devam etmesi. Bu senaryoda her iki taraf da “statüko”yu korumaya çalışırken, ekonomik yıkım ve toplumsal huzursuzluk Pakistan içindeki etnik gerilimleri (özellikle Peştun ve Beluç bölgelerinde) tetikleyebilir.

Rejim istikrarsızlığı ve “vekil” değişimi

Pakistan'ın, Kabil'deki mevcut Taliban liderliğini (Akhundzada kanadı) zayıflatmak için daha ılımlı veya kendi kontrolündeki fraksiyonları (örneğin Hakkani grubunun bir kısmını veya eski rejim unsurlarını) desteklemesi. Ancak bu Afganistan'da yeni bir iç savaşı tetikleme riski taşır.

Bölgesel büyük pazarlık

Çin, Rusya ve Suudi Arabistan'ın birleşik baskısıyla, Pakistan Talibanı’nın silahsızlandırılması ve Afganistan'ın içlerine taşınması karşılığında Pakistan'ın sınırları açması ve Taliban hükûmetine ekonomik yardım sağlaması. Bu senaryo en rasyonel olanı olsa da sahadaki ideolojik katılık (Pakistan Talibanı-Afganistan Taliban bağı) bu çözümü zorlaştırıyor.

2026 yılı Şubat ayında Pakistan'ın Afganistan şehirlerini bombalamasıyla başlayan süreç, Güney Asya'da kırk yıldır biriken istikrarsızlığın bir patlama noktası. Pakistan Savunma Bakanı'nın “açık savaş” ilanı, askerî tehditin ötesinde on yıllardır süren “stratejik derinlik” ve “vekil güçler üzerinden dış politika” modelinin bir nevi cenaze ilanı.

Gerçek bir çözüm, Durand Hattı gibi sömürge mirası sorunların karşılıklı tanınması, Peştun milliyetçiliğinin şiddetten arındırılmış bir siyasi zemine taşınması ve terörle mücadelede “iyi terörist-kötü terörist” ayrımının tamamen terk edilmesine bağlı gözüküyor. Mevcut konjonktürde, nükleer silahlara sahip bir Pakistan ile yirmi yıllık gerilla savaşından zaferle çıkmış bir Taliban arasındaki bu “açık savaş”, iki komşuyu karşı karşıya getirmekle kalmayarak tüm bölgeyi içine çekecek bir kara deliğe dönüştürme potansiyeli taşıyor.  Uluslararası toplumun ve bölgesel aktörlerin bu tırmanışı durdurmak için diplomasiye son bir şans vermesi, küresel güvenlik için kaçınılmaz bir zorunluluk.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...