14 Nisan 2026

Almanya’nın İran savaşı konusundaki müphem tutumu

Donald J. Trump’ın İran politikası sahada ve diplomaside sonuç vermedi; ateşkesle askıya alınan savaş, ağır kayıplar ve belirsizlik yarattı. Almanya başta olmak üzere Avrupa’da hukuk ve strateji tartışmaları büyürken, kriz küresel ekonomi ve enerji hatlarını tehdit ediyor.

ABD Başkanı Donald J. Trump, hem yurt içinde hem de uluslararası alanda zemin kaybediyor. Trump’ın İran’a yönelik askerî harekâtı şu ana kadar başarısız oldu. Aksini iddia etse de ABD ve İsrail, İran’da rejim değişikliği yapmayı başaramadı. İran ordusunu kalıcı olarak zayıflatmayı da başaramadılar; birçok liderinin öldürülmesine rağmen ayakta kalan Molla rejimi zafer ilan ediyor. İran, halkının ve Lübnan halkının çektiği acılar ortada olsa bile taviz vermeye yanaşmayan, her zamanki dik başlı tutumunu sürdürüyor.

Can kaybı 3.000’in çok üzerinde ancak Ocak 2026’da 30.000’den fazla İranlının bizzat Molla rejimi tarafından öldürüldüğü gerçeği de unutulmamalıdır. Trump, başlangıçta rejim değişikliği sözünü bu durumu gözeterek vermişti. İran halkı ise aldatıldı; savaşın Trump yönetimi tarafından kötü planlandığı açıkça görülüyor. Trump, İran’a bir ültimatom vermiş ve bütün bir medeniyeti yok etmekle tehdit etmişti. ABD’nin cevabı 8 Nisan 2026’da bekleniyordu.

Mevcut durum: Askıya alınmış bir savaş

7 Nisan 2026 akşamı ABD ve İran, 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail tarafından başlatılan savaşı sona erdirmek üzere 2 haftalık geçici bir ateşkes üzerinde anlaştılar. Lübnan cephesinde ise İsrail’in acımasız savaşı devam ediyor. Pakistan’ın öncülüğünde yürütülen müzakereler kapsamında, 12 Nisan 2026’da İslamabad barış görüşmeleri tıkanınca ABD, İran’a baskı yapmak amacıyla Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alma kararı aldı.

Buna rağmen Almanya Federal Dışişleri Bakanı Johann Wadepuhl, bu yarım yamalak ateşkes planını iyi bir haber olarak karşıladı. Uluslararası gözlemciler ise Batılı ülkeleri, İran Savaşı’nı sona erdirme konusundaki gelişigüzel çabaları nedeniyle eleştirdi. Alman medyası, özellikle Şansölye Friedrich Merz hükûmetinin bu süreçteki kararsız rolüne sert tepki gösterdi.

Yeni Körfez Savaşı’na yönelik resmî itirazlar

24 Mart 2026 tarihinde Almanya Federal Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın vahim bir hata olduğunu iddia etti. Saldırıların uluslararası hukuka göre yasa dışı olduğunu da sözlerine ekledi. Steinmeier, uluslararası hukuk ihlallerinin Alman dış politikası tarafından açıkça isimlendirilmesi gerektiğini savundu. Devlet başkanı, Almanya’yı Trump yönetiminden mesafe koymaya çağırdı.

Ayrıca Steinmeier, süper güç olmayan ülkeler için uluslararası hukukun önemini vurgulayarak, hayatta kalmanın buna bağlı olduğunu belirtti. Eski Dışişleri Bakanı, kaba kuvvete güvenmesi hâlinde kural temelli Avrupa Birliği’nin (AB) çökeceği uyarısında bulundu.

Alman hükûmet koalisyonu içindeki anlaşmazlık

Alman Sosyal Demokratlar, ABD ve İsrail’in eylemlerini kınarken, Alman muhafazakârlar daha yavaş ve temkinli davrandılar. Federal Meclis’teki Alman muhafazakârların dış politika sözcüsü Jürgen Hardt, Sosyal Demokratların açıklamalarını eleştirel bir dille yankıladı. Hardt, İran Savaşı’nın uluslararası hukuk açısından durumunu değerlendirmenin muhafazakâr ve Sosyal Demokrat hükûmetin sorumluluğunda olduğunu ileri sürdü. Ayrıca konuya ilişkin incelemenin o ana kadar sonuçlanmadığını savundu.

Hükûmetin tereddütlü tutumu

Muhafazakâr Friedrich Merz, ABD ve İran arasındaki saldırıların uluslararası hukuk açısından sorunlar teşkil ettiğini ve bir ikilem yarattığını kabul etti. Almanya askerî müdahil olmayı reddetti; Merz ve yine bir muhafazakâr olan Wadepuhl, Trump yönetiminin Hürmüz Boğazı’nın kontrolüne yardım talebini geri çevirdi. Bu durum, ABD’nin İran’ın boğazdaki ablukasını kırmada başarısız olmasıyla son iki haftanın en hassas noktası hâline geldi.

İran, dünya ticaretini ve küresel ekonomiyi sekteye uğratmayı başardı. Çatışma sonrası dönemde Hürmüz Boğazı’nın kontrolünde rol almak artık Almanya için seçenek dışı değil. Merz, Almanya’nın bu konuda uluslararası bir misyona katılmasını istiyor. Ateşkes anlaşmasının bir şartı olmasına rağmen, bu kritik nakliye yolu henüz yeniden açılmış değil.

Uluslararası hukuka ilişkin akademik tartışmalar

Steinmeier’in değerlendirmesi destek de gördü. Muhalefetteki Yeşiller, yeni Körfez Savaşı’nın uluslararası hukuka aykırı olduğunu varsayıyor. Alman ekonomi gazetesi Handelsblatt için değerlendirmede bulunan uluslararası hukuk uzmanı Jörn Axel Kämmerer, ABD ve İsrail’in saldırıları konusunda meslektaşlarının çoğunluk görüşünü yansıtıyor. Kämmerer, İran’dan İsrail’e yönelik yakın bir askerî tehdit görmediğini, bu nedenle BM meşru müdafaa hakkının geçerli olmadığını belirtiyor.

Almanya’nın İsrail hassasiyeti

Öte yandan Almanya, geleneksel olarak İsrail’i eleştirmekte zorlanıyor. Tarihsel sorumluluğu nedeniyle Almanya’da antisemitizm korkusu yaşanıyor ve İsrail devleti ile sürekli dayanışma çağrıları yapılıyor. Bu durum, İsrail’in işlediği savaş suçları ve soykırım söz konusu olduğunda Almanya’nın AB’nin geri kalanına katılmasını zorlaştırıyor. 2025 yılındaki İran’a yönelik On İki Gün Savaşı sırasında Merz, İsrail’in Almanya ve Batı adına "kirli işleri" yaptığını itiraf etmişti.

Bu durum, Alman hükûmetinin Orta Doğu’daki askerî gelişmelere karşı tutumundaki müphemiyeti ve güçlü ortaklara olan bağımlılığını göstermektedir. Avrupalı ortakların çoğu İsrail’in savaş suçlarını kınamakta ve ilişkilerini gözden geçirmeye hazır bulunmaktadır.

Görünüm

Almanya, ABD ve İran arasındaki askerî operasyona katılmaya niyetli değil. Bu nedenle Trump yönetimi, Almanya’ya pozisyonunu değiştirmesi için baskı yapıyor. Dahası, Alman ekonomisi mevcut darboğazdan kurtulmak için petrol kaynaklarına ve diğer ham maddelere muhtaç durumda. ABD, Hürmüz Boğazı’ndan geçen kargo gemilerinden ücret talep ederek veya bölgedeki tehlikeli operasyonlara katkı isteyerek Almanya’daki enflasyonu daha da körükleyebilir.

Almanya’nın Hürmüz Boğazı’ndaki bir misyona katılması muhtemel görünüyor. Neticede Almanya, hâlâ çözülmekten çok uzak olan İran Savaşı krizinin içine hapsolmuş durumda. Etik ve uluslararası hukuk açısından yeni Körfez Savaşı’nı haklı çıkarmak neredeyse imkânsız ve küresel destek oldukça düşük. Sürece çok fazla dâhil olmak, Merz hükûmetinin onay oranlarını daha da aşağı çekebilir. Avrupa, özellikle de AB; birleşmeli ve pahalı fosil yakıtlara olan bağımlılığıyla mücadele etmek için tedarik zincirlerini çeşitlendirerek daha güvenilir ortaklar bulmalıdır. Artık büyük ölçekli bir dönüşümü başlatmanın tam vaktidir.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...