Okullarda şiddet alarmı: Psikologlar saldırıları değerlendirdi
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırıları, eğitimde güvenlik ve şiddet tartışmalarını gündeme taşıdı. Peki bu travmalar çocukların dünyaya bakışını nasıl etkiliyor? Şiddetin arkasında hangi dinamikler var? Psikologlar saldırıların psikolojik arka planını ve baş etme yollarını değerlendirdi.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta peş peşe yaşanan okul saldırıları, Türkiye’de okul güvenliği ve gençler arasındaki şiddet olaylarını yeniden gündeme taşıdı. Kısa sürede ülke gündemine oturan olaylar, yalnızca fiziki güvenlik önlemlerini değil, gençlerin psikolojik durumu ve dijital ortamların etkisini de yeniden gündeme getirdi.
İlk saldırı, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde meydana geldi. 14 Nisan’da okulun eski öğrencisi olan 19 yaşındaki saldırgan, pompalı tüfekle okula girerek ateş açtı, 16 kişiyi yaraladı. Saldırgan olayın ardından yaşamına son verirken, olayla bağlantılı 16 kişi gözaltına alındı. Ayrıca 4 okul yöneticisi görevden uzaklaştırıldı, olayla ilgili kapsamlı bir soruşturma başlatıldı.
Bu olaydan bir gün sonra Kahramanmaraş’ta, Haydarbey Mahallesi’ndeki Ayser Çalık Ortaokulu’nda benzer bir saldırı yaşandı. 8’inci sınıf öğrencisi tarafından gerçekleştirilen saldırıda bir öğretmen ile 9 öğrenci hayatını kaybetti. Saldırgan da olay yerinde yaşamını yitirirken, babası gözaltına alınıp tutuklandı. Soruşturmanın çok yönlü sürdüğü bildirildi.
Saldırıların ardından güvenlik güçleri yalnızca olayların yaşandığı illerde değil, ülke genelinde harekete geçti. Özellikle Telegram başta olmak üzere sosyal medya platformlarında yapılan “saldırı tehdidi” içerikleri incelemeye alındı. Adalet Bakanlığı, 55 başsavcılık tarafından 130 hesap hakkında soruşturma başlatıldığını, 95 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Emniyet birimleri ise çok sayıda Telegram grubunun kapatıldığını duyururken, farklı illerde okullara yönelik tehdit paylaşımları yapan çok sayıda çocuk ve gencin de gözaltına alındığı bildirildi.
Yaşanan bu gelişmelerin ardından uzmanlar, okullarda artan şiddet olaylarını farklı boyutlarıyla değerlendirdi.
“İnsanın en temel ihtiyacı güvenlik ve anlamdır”
Uzman Psikolog Aysu Çelenoğlu, okul gibi güvenli kabul edilen alanlarda yaşanan şiddetin çocuk ve ergenlerin temel güven duygusunu derinden sarstığını belirterek, “İnsanın en temel ihtiyacı güvenlik ve anlamdır. Dünyanın güvenilir bir yer olduğuna inanmak, psikolojik sağlamlık için gereklidir. Ancak okul gibi ‘güvenli alan’ olarak kodlanan bir yerde şiddet yaşanması, bu temel algıyı doğrudan sarsar” dedi.
Şiddet olaylarının çocukların dünyayı algılama biçimini değiştirdiğini vurgulayan Çelenoğlu, “Çocuklarda ‘her an kötü bir şey olabilir’ düşüncesi gelişebilir. Yetişkinlerin koruyuculuğuna dair inanç zedelenir, dünya daha tehlikeli ve kontrol edilemez bir yer olarak algılanır” ifadelerini kullandı. Okulun yalnızca bir eğitim alanı değil, aynı zamanda kimlik gelişiminin ve sosyal bağların kurulduğu bir ortam olduğuna dikkat çeken Çelenoğlu, bu tür travmaların kimlik krizi, yalnızlık, ölüm korkusu ve kontrol kaybı hissine yol açabileceğini söyledi.
“Travma sonrası stres bozukluğu ve güven ilişkilerinde zorluk gibi daha kalıcı etkiler ortaya çıkabilir”
Olayların hemen ardından yoğun korku, kaygı, kabuslar ve aşırı tetikte olma hâli gibi tepkilerin görülebileceğini belirten Çelenoğlu, “Bu belirtiler çoğu zaman akut stres tepkisi kapsamında değerlendirilir ve uygun destekle azalabilir. Ancak yeterli destek sağlanmazsa travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, kronik kaygı ve güven ilişkilerinde zorluk gibi daha kalıcı etkiler ortaya çıkabilir” dedi.
Şiddet davranışının arka planına da değinen Çelenoğlu, “Şiddet genellikle aniden ortaya çıkmaz; uzun süreli birikimlerin sonucudur. Travma geçmişi, aile içi tutarsızlık, akran zorbalığı, dışlanma ve aidiyet ihtiyacı gibi faktörler belirleyici olabilir. Birey, şiddeti bir güç ve kontrol aracı olarak görmeye başlayabilir” diye konuştu.
“Bu tür olaylar kolektif bir travma yaratır”
Toplumsal tepkilere ilişkin değerlendirmesinde ise Çelenoğlu, “Bu tür olaylardan sonra oluşan öfke ve korku, zaman zaman linç kültürünü besleyebiliyor. Oysa çözüm, şiddeti yeniden üretmek değil, duyguları sağlıklı şekilde yönetmekten geçiyor” dedi. Çelenoğlu, güvenlik önlemlerinin artırılması, psikolojik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve önleyici ruh sağlığı politikalarının hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu tür olaylar yalnızca bireysel değil, kolektif bir travma yaratır. Doğru müdahalelerle toplumsal dayanıklılığı yeniden inşa etmek mümkündür” ifadelerini kullandı.
“Çocukların güven duygusunda ciddi bir sarsıntıya yol açabilir”
Uzman Klinik Psikolog Derya Yalçınkaya da okulun çocuklar için yalnızca bir eğitim alanı değil aynı zamanda güven duygusunun öğrenildiği bir sosyal ortam olduğuna dikkat çekerek, “Çocukluk döneminde okul yalnızca eğitim alınan bir yer değildir; aynı zamanda çocuğun dünyayı güvenli bir yer olarak algılamayı öğrendiği sosyal bir alandır. Bu nedenle okul gibi güvenli kabul edilen bir ortamda yaşanan şiddet olayları, çocukların temel güven duygusunda ciddi bir sarsıntıya yol açabilir” dedi.
Çocukların bu tür olaylar sonrası yoğun psikolojik tepkiler verebildiğini belirten Yalçınkaya, “Kısa vadede korku, kaygı, uyku sorunları, okula gitmek istememe ve travmatik görüntülerin zihinde tekrar canlanması görülebilir. Uzun vadede ise dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılama, insanlara güvenmekte zorlanma ve kronik kaygı gelişebilir” ifadelerini kullandı. Bu süreçte çocuklarla açık ve yaşlarına uygun iletişim kurulmasının kritik olduğunu vurguladı.
Şiddet davranışının tek bir nedene indirgenemeyeceğini belirten Yalçınkaya, “Şiddet çoğu zaman birikmiş psikolojik, sosyal ve çevresel etkenlerin birleşimiyle ortaya çıkar. Aşağılanma, dışlanma, yoğun öfke birikimi, aidiyet duygusunun zayıflığı ve empati gelişimindeki eksiklikler bu süreçte rol oynayabilir” dedi.
Aile, okul ve sosyal çevrenin bu noktada belirleyici olduğuna dikkat çeken Yalçınkaya, “Aile, okul ve sosyal çevre yalnızca risk faktörü değil aynı zamanda en güçlü koruyucu alanlardır. Çocuğun görüldüğü, duygularını ifade edebildiği bir ortam şiddet riskini azaltır. Ergenlikte özellikle ‘görülme’ ve ‘aidiyet’ ihtiyacı doğru karşılandığında risk davranışları azalır” diye konuştu.
“Okullarda psikolojik danışmanlık hizmetlerinin güçlendirilmesi önemli”
Toplumsal etkiler açısından da değerlendirmede bulunan Yalçınkaya, “Bu tür olaylar yalnızca bireyleri değil toplumun tamamını etkiler. Korku ve öfke doğal tepkilerdir ancak bu duyguların sağlıklı işlenmesi gerekir. Okullarda psikolojik danışmanlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, öğretmenlerin desteklenmesi ve medyanın panik yerine bilgilendirici bir dil kullanması önemlidir” ifadelerini kullandı.
Yalçınkaya ayrıca, “Bir çocuk bir silaha ulaşmadan önce birçok yetişkinin sorumluluk alanından geçer. Bu nedenle yalnızca olayları konuşmak değil, önleyici sistemleri birlikte kurmak gerekir” dedi.
“Okul, çocukların ikinci evidir”
Psikolog Ahmet Said Yarımay, okulun çocuklar için yalnızca bir eğitim kurumu değil aynı zamanda “ikinci bir ev” niteliği taşıdığına dikkat çekerek, “Okul, çocukların ikinci evidir. Bu nedenle hem çocuğun hem de ebeveynin zihninde güven duygusunun sarsılmaması gerekir. Ancak son günlerde yaşanan şiddet olayları bu güven algısını ciddi şekilde zedelemiştir” dedi.
Yarımay’ın değerlendirmesi, önceki uzmanlardan Uzman Psikolog Aysu Çelenoğlu ve Uzman Klinik Psikolog Derya Yalçınkaya’nın “okulda güven duygusunun sarsılması ve çocukların dünyayı tehditkâr algılaması” yönündeki görüşleriyle örtüşürken, Yarımay özellikle şiddetin okulun “eğitimden uzaklaşan yapısal sorunları” ile birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çekerek kısmen farklı bir çerçeve sundu.
Şiddet olaylarının çocuklarda travmatik etkiler yarattığını vurgulayan Yarımay, “Olaylara doğrudan şahit olan öğrenciler ile dolaylı şahit olanlar arasında önemli bir fark vardır. Doğrudan maruz kalan çocuklar ciddi bir güven ve anlam kaybı yaşama riski altındadır” ifadelerini kullandı. Bu süreçte ailelerin en önemli görevinin çocuğa güvenli bir alan açmak olduğunu söyledi.
Yarımay, çocukların yaşadığı tepkilerin bastırılmaması gerektiğini belirterek, “Çocuğun duygularını yok saymak ya da süreci geçiştirmek, travmanın daha derinleşmesine neden olabilir. Bu durum uzun vadede travma sonrası stres bozukluğu gibi kalıcı sorunlara yol açabilir” dedi.
“Günümüzde dijital ortamlar, oyunlar ve içerikler bu davranışların şekillenmesinde etkili olabilmektedir”
Şiddet davranışının arka planına ilişkin değerlendirmesinde Yarımay, diğer uzmanlarla paralel şekilde bunun tek bir nedene indirgenemeyeceğini ifade ederek, “Empati eksikliği, dürtüsellik, benmerkezcilik ve sınır problemleri şiddetin temelinde yer alır. Ancak günümüzde dijital ortamlar, oyunlar ve içerikler de bu davranışların şekillenmesinde etkili olabilmektedir” diye konuştu.
Aile, okul ve sosyal çevrenin belirleyici rolüne dikkat çeken Yarımay, özellikle çekirdek ailenin önemini vurguladı: “Çocuk sınırları ve empatiyi ilk olarak ailede öğrenir. Aşırı koruyucu ya da benmerkezci ebeveyn tutumları, çocuğun sosyal dünyaya karşı kırılgan hâle gelmesine neden olabilir.”
Toplumsal düzeyde de değerlendirmede bulunan Yarımay, şiddetle baş etmenin yalnızca duyguları bastırmak olmadığını belirterek, “Korku, öfke ve çaresizlik insani duygulardır. Önemli olan bu duygularla ne yaptığımızdır. Toplumsal olarak medya, dijital içerikler ve eğitim sistemi üzerinden daha koruyucu ve önleyici bir yapı kurulmalıdır” ifadelerini kullandı.
Uzmanların ortaklaştığı nokta, yaşananların yalnızca bireysel vakalar olarak görülmemesi gerektiği. Çocukların güven duygusunu yeniden inşa etmek için okul, aile ve toplumun birlikte hareket etmesi gerektiği vurgulanırken, erken müdahale ve önleyici mekanizmaların güçlendirilmesi en kritik başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.
Tüm uzmanların altını çizdiği bir diğer nokta ise duyguların bastırılması değil, doğru şekilde yönetilmesi gerektiği. “Korku, öfke ve çaresizlik doğal tepkiler” görüşü ortak bir çizgi olarak dikkat çekerken, bu duyguların şiddete ya da toplumsal kutuplaşmaya dönüşmemesi için hem bireysel farkındalığın hem de kurumsal desteğin önemine işaret ediliyor.
Sonuç olarak, yaşanan bu tür olaylar yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda psikolojik dayanıklılık meselesi olarak görülüyor. Uzmanlara göre kalıcı çözüm; sadece olay sonrası müdahalelerde değil, çocukların daha en baştan sağlıklı bir çevrede büyümesini sağlayacak sistemlerin kurulmasında yatıyor.

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.