26 Haziran 2026

Hürmüz krizi, küresel güç dengelerini değiştiriyor

Hürmüz Boğazı'nda yükselen gerilim, enerji güvenliğinden yapay zekâ tedarik zincirlerine uzanan küresel dengeleri yeniden şekillendiriyor. Kriz; Çin, ABD, Rusya ve Avrupa'nın stratejik hamleleriyle çok kutuplu dünyanın yeni güç mücadelesini gözler önüne seriyor.

Küresel sistem, 21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakırken, güç merkezleri arasındaki rekabetin en somut şekilde test edildiği alanlardan biri yeniden Basra Körfezi ve spesifik olarak Hürmüz Boğazı oldu. İran'ın iç dinamiklerinde ve bölgesel dış politikasında yaşanan son çatışma durumları, Orta Doğu'nun lokal güvenlik mimarisini sarstı, Asya-Pasifik'ten Avrupa-Atlantik eksenine kadar uzanan devasa bir jeopolitik ve geo-ekonomik şok dalgası yarattı. Hürmüz Boğazı'nın küresel petrol tedarikinin yaklaşık beşte birini ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin önemli bir kısmını tek başına omuzlayan bir düğüm olması[1], buradaki herhangi bir istikrarsızlığı anında küresel bir beka sorununa dönüştürüyor. Bu bağlamda, krizin yönetimi ve aktörlerin pozisyon alışları, yeni dünya düzeninin kurallarının yeniden yazıldığı bir satranç tahtasını andırıyor.

Jeopolitik analizler bağlamında krizin en dikkat çekici yansımalarından biri, Pekin yönetiminin benimsediği "stratejik sabır" doktrinidir. Çin, Hürmüz'deki tırmanmaya doğrudan ve sert bir askerî müdahil olmaktan ziyade, “bekle ve gör” politikası izleyerek krizin yıpratıcı etkilerinden korunmayı başardı. Geleneksel olarak Orta Doğu'daki güvenlik şemsiyesini Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) sağlamasına alışkın olan küresel sistemde, Çin'in bu edilgen görünümü aslında son derece proaktif bir geo-ekonomik stratejidir. Çin, bir yandan İran ile olan kapsamlı stratejik ortaklık anlaşmasını kullanarak enerji tedarikini garanti altına alırken, diğer yandan Körfez'deki diğer aktörlere ticari bir sığınak sunuyor. Bu durum, Çin'in tedarik zincirleri üzerinde hegemonik bir güç olarak yükselmesine ve krizden en kârlı çıkacak aktörlerden biri olarak konumlanmasına olanak tanıyor.[2]

Çin'in bu stratejisi, salt bir enerji güvenliği hamlesi ve küresel güney üzerindeki nüfuzunu pekiştirme aracıdır. ABD'nin bölgedeki askerî varlığı ve müdahale kapasitesi, müttefikleri tarafından sorgulanırken; Pekin, çatışmasızlık ve salt ekonomik rasyonalite üzerinden yeni bir norm inşa ediyor. Bu norm, Çin'in Kuşak ve Yol İnisiyatifi (KYG) kapsamındaki yatırımlarının güvenliğini, askerî bir güç projeksiyonu yerine, karşılıklı ekonomik bağımlılıklar üzerinden sağlamaya çalıştığını gösteriyor. Dolayısıyla Hürmüz krizi, Çin için bölgesel aktörlere güvenilir ve tarafsız bir ekonomik partner"imajını pazarlamak için ideal bir işlev görüyor.[3]

Enerji krizi, çip savaşı ve yeni stratejik kazananlar

Krizin en kritik yan etkilerinden biri, küresel teknoloji ve yapay zekâ (AI) altyapısının kalbi sayılan Tayvan üzerinde yarattığı ağır baskıdır. Yalnızca %4,2 oranında bir enerji kendi kendine yeterlilik oranına sahip olan Tayvan, Orta Doğu'daki savaştan kaynaklanan petrol ve gaz tedariki kesintilerine karşı olağanüstü derecede savunmasız bir konumdadır. Tayvan, yapay zekâ alanında kullanılan dünyanın en gelişmiş çiplerinin %90'ından fazlasını üreterek küresel ekonomide vazgeçilmez bir stratejik değere sahiptir. Ancak Tayvan'ın çip endüstrisi muazzam miktarda elektrik tüketiyor. Öyle ki önde gelen çip üreticisi TSMC, ada elektriğinin %9'unu tek başına kullanıyor ve bu oranın 2030 yılı civarında %15'e çıkması bekleniyor. Elektrik arzının büyük ölçüde fosil yakıtlara (%48 doğal gaz ve %35 kömür) dayandığı adada, mevcut LNG rezervlerinin sadece 12 günlük tüketimi karşılayabilecek seviyede olması, Hürmüz'deki daralmayı Tayvan için varoluşsal bir ulusal güvenlik krizine dönüştürüyor.[4]

Krizin bir diğer önemli boyutu, Avrasya'daki mevcut çatışma dinamiklerinin Orta Doğu'ya nasıl entegre olduğudur. Rusya, Hürmüz'deki daralmanın ve artan risk primlerinin küresel enerji fiyatlarında yarattığı yukarı yönlü dalgalanmadan doğrudan ve asimetrik bir biçimde faydalanıyor. Batı'nın uyguladığı yaptırımlar altında ekonomisini savaş modunda sürdürmeye çalışan Moskova için varil başına artan her dolar, sistemin sürdürülebilirliği noktasında kritik bir anlama geliyor. Rusya, bu süreçte enerji arzını bir silah olarak kullanma kapasitesini doğrudan test etmese de piyasalardaki panik havasının yarattığı fiyat artışlarının pasif yararlanıcısı konumundadır.[5]

Buna karşın, satranç tahtasındaki en beklenmedik hamlelerden biri Ukrayna cephesinden geldi. Kendi topraklarında Rusya'ya karşı yürüttüğü asimetrik yıpratma savaşında devasa bir insansız hava aracı (İHA) ve anti-dron kapasitesi geliştiren Ukrayna, bu teknolojiyi beklenmedik bir şekilde Körfez'e ihraç etmeye başladı. İran destekli asimetrik tehditlere ve SİHA saldırılarına karşı kendi kritik enerji altyapılarını korumaya çalışan Körfez ülkeleri (özellikle Suudi Arabistan ve BAE), Ukrayna'nın sahada test edilmiş hava savunma ve elektronik harp sistemlerine yoğun talep gösteriyor. Bu durum, Ukrayna'yı savaşan bir devlet statüsünden çıkarıp, küresel güvenlik mimarisinde teknoloji ihraç eden stratejik bir aktör konumuna yükseltiyor. Rusya enerji fiyatlarından kazanırken, Ukrayna da Körfez'deki teknolojik ve diplomatik nüfuzunu genişleterek uzun vadeli bir yumuşak ve akıllı güç dengesi inşa ediyor.[6]

Diplomasi yeniden sahada

Çatışmanın ve kutuplaşmanın zirveye tırmandığı anlarda, diplomasinin yeniden devreye girmesi uluslararası sistemin doğası gereğidir. Bu bağlamda, bölgesel ve küresel istikrarı tesis etmek amacıyla Avrupa'nın önde gelen beş gücü veya bölgesel konsorsiyum temsilcileri (E5) tarafından başlatılan inisiyatif, tarihî bir dönüm noktası potansiyeli taşıyor. E5'in aracılığıyla ABD ve İran arasında dolaylı yollardan müzakere edilen uzlaşının krizin gerilimi azaltma evresine geçişi için kritik bir zemin hazırladı. Bu MoU, tarafların maksimalist taleplerinden ziyade, asgari müştereklerde buluştuğu rasyonel bir pakt olarak değerlendiriliyor.[7]

Söz konusu uzlaşının en belirgin çıktısı, yaptırımların esnetilmesine karşılık nükleer programın sınırlandırılması şeklindeki geleneksel formülün, bu kez bölgesel güvenlik garantileri ile desteklenmesidir. ABD'nin iç politikada yaklaşan seçim döngüleri nedeniyle Orta Doğu'da yeni bir savaşa sürüklenmek istememesi ile İran'ın ekonomik çöküşü engelleme zorunluluğu, bu mutabakatın itici güçleri oldu. E5 liderlerinin burada üstlendiği kolaylaştırıcı rol, Avrupa'nın stratejik otonomi arayışında kendini jeopolitik bir arabulucu olarak yeniden konumlandırma çabasının da başarılı bir testidir.[8]

Diplomatik yumuşamanın sahaya yansıyan en net göstergesi, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun (IAEA) İran'daki nükleer tesislere yeniden kesintisiz erişim sağladığını duyurmasıdır. Çatışma döneminde kameraların kapatılması ve denetçilerin vizelerinin iptal edilmesiyle oluşan kör nokta, küresel güvenlik elitleri arasında İsrail'in olası bir önleyici saldırı riskini maksimize etmişti. IAEA'nın yeniden devreye girmesi ve şeffaflığın artması, taraflar arasındaki güvenlik ikilemini hafifleten en önemli teknik gelişmedir.[9]

IAEA'nın bu erişimi salt bir teknik denetim mekanizması olmanın ötesinde, diplomatik uzlaşının sürdürülebilirliğinin teminatı niteliğindedir. Kurumun sunduğu veriler, İran'ın uranyum zenginleştirme seviyelerinin sivil kullanım sınırlarına çekilip çekilmediğini (özellikle %60'ın altındaki seviyeler) doğrulayacak yegane objektif kriterdir. Bu bağlamda nükleer diplomasi, Hürmüz'deki askerî gerilimin düşürülmesi için bir katalizör işlevi görüyor. Güven inşası adımlarının kurumsallaşması, olası kazara çatışma risklerini minimize ediyor.[10]

Çok kutuplu dünyanın yeni güç denklemi

İran'da yaşanan iç dinamiklerin Hürmüz Boğazı üzerinden küresel bir krize dönüşmesi, 21. yüzyıl uluslararası ilişkiler disiplininin karmaşık doğasını kristalize eden tarihi bir vaka çalışmasıdır. İncelenen bulgular, krizin bölgesel gerilim olmadığını, aksine çok kutuplu sisteme geçiş sancılarının yeni bir tezahürü olduğunu gösteriyor. Çin'in stratejik sabrı ve Rusya'nın krizden ekonomik rant elde etme çabası, ABD'nin tek kutuplu hegemonik kapasitesinin asimetrik yöntemlerle nasıl dengelendiğini kanıtlıyor. Ukrayna gibi geleneksel olarak Körfez jeopolitiğinde yeri olmayan bir aktörün teknoloji ihraç ederek sisteme dahil olması, gücün ve etkinin günümüzde nasıl esnek ve teknoloji odaklı bir yapıya büründüğünün en çarpıcı örneğidir.

Sonuç olarak, diplomatik cephede E5 inisiyatifi ve IAEA'nın yeniden denetim kapasitesi kazanması, realist kötümserliğe karşı kurumların ve diplomasinin hala işlevsel kalabildiğini gösterdi. Ancak bu diplomatik başarı, altta yatan yapısal sorunları çözmekten ziyade, patlamaya hazır bir bombanın geçici olarak çıkarmak anlamına geliyor. Asıl kalıcı çözüm, küresel enerji mimarisinin radikal ve adil bir şekilde dönüştürülmesinden geçiyor.

Gelecek on yılın jeopolitik satranç tahtasında kazananlar, en fazla silaha veya en büyük petrol rezervlerine sahip olanlar değil; tedarik zincirlerini dış şoklara karşı en dirençli hâle getirenler, yapay zekâ çağının gerektirdiği enerji dönüşümünü en otonom şekilde yönetenler ve asimetrik tehditlere karşı teknolojik üstünlük kuranlar olacaktır. Hürmüz Krizi, bu yeni oyunun kurallarının yazıldığı ilk büyük sınav olarak tarihe geçti. Güvenlikleştirilmiş dış politika çağında devletler, yaklaşan krizleri beklemeden, kendi otonomilerini inşa etme yarışında vites yükseltmek zorundadır. Aksi takdirde, tek bir boğazdaki tıkanıklık, koskoca bir küresel vizyonun çöküşü için yeterli olacaktır.

Notlar

[1] "world oil transit Chokepoints", EIA, https://www.eia.gov/international/analysis/special-topics/world_oil_transit_Chokepoints, (Erişim Tarihi: 26.06.2026).

[2] Sun, D. (2022). China's ‘Zero-Enemy Policy'in the Gulf: Dynamics and Tactics. In Asian perceptions of Gulf security (pp. 30-49). Routledge.

[3] "The Iran Conflict Illuminates Taiwan’s Unique Energy Security Challenge", CSIS, https://www.csis.org/analysis/iran-conflict-illuminates-taiwans-unique-energy-security-challenge, (Erişim Tarihi: 26.06.2026).

[4] Aynı yer.

[5] Singh, U., Kaur, A., & Yadav, A. (2026). Energy security dynamics in Europe amid transatlantic decoupling from Russia. Discover Global Society, 4(1), 90.

[6] "Ukraine: Kyiv's anti-drone tech in demand in Gulf and NATO", DW, https://www.dw.com/en/ukraine-kyivs-anti-drone-tech-in-demand-in-gulf-and-nato/a-76338633, (Erişim Tarihi: 26.06.2026).

[7] "E5 pledges to strengthen NATO alliance ahead of Ankara summit", Anadolu Agency, https://www.aa.com.tr/en/turkiye/e5-pledges-to-strengthen-nato-alliance-ahead-of-ankara-summit/3977212, (Erişim Tarihi: 26.06.2026).

[8] "European Council, 18-19 June 2026", European Council, https://www.consilium.europa.eu/en/meetings/european-council/2026/06/18-19/, (Erişim Tarihi: 26.06.2026).

[9] "Analysis of IAEA Iran Verification and Monitoring and NPT Safeguards Reports — June 2026", IAEA, https://isis-online.org/isis-reports/analysis-of-iaea-iran-verification-and-monitoring-and-npt-safeguards-reports-june-2026, (Erişim Tarihi: 26.06.2026).

[10] Aynı yer.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...