E5 Zirvesi, Avrupa güvenliğinde yeni dönemi başlatıyor
Berlin’de bir araya gelen E5 liderleri, Avrupa güvenliğinde temsil yerine kapasiteyi önceleyen yeni bir dönemin işaretini verdi. Ankara’daki NATO Zirvesi öncesinde verilen bu mesaj, Avrupa’nın ittifak içinde daha fazla sorumluluk ve stratejik etki üstlenme arayışını yansıtıyor.
24 Haziran 2026 tarihinde Almanya, Fransa, Birleşik Krallık, İtalya ve Polonya liderleri (E5) Berlin’de bir araya geldi. Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesi rutin bir istişare toplantısı gibi görünen bu zirve, gerçekte Avrupa güvenlik mimarisinde, yapısal bir dönüşümün ilk somut yansımalarından biri olarak değerlendirilmelidir. Zira toplantıyı önemli kılan husus, Avrupa’nın geniş katılımlı temsil anlayışından ziyade askerî kapasiteyi, stratejik coğrafyayı ve siyasi etki üretme kabiliyetini esas alan daha dar fakat daha işlevsel platformlar üzerinden şekillenmeye başlamasıdır. Bu yönüyle Berlin toplantısı, Avrupa güvenliğinin gelecekte hangi aktörler tarafından şekilleneceğine dair önemli ipuçları sunuyor. Nitekim E5 ülkeleri Avrupa’nın farklı güvenlik eksenlerini temsil eden tamamlayıcı stratejik aktörler olarak öne çıkıyor.
Almanya Avrupa’nın ekonomik kapasitesini, savunma sanayii üretim altyapısını ve yeniden silahlanma sürecinin finansal sürdürülebilirliğini temsil ediyor. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında ilan edilen Zeitenwende politikasıyla Berlin, uzun yıllar sürdürdüğü askerî yaklaşımı bırakarak, Avrupa savunmasının temel finansörlerinden biri hâline geldi. Dolayısıyla Almanya’nın E5 içindeki rolü Avrupa’nın askerî kapasitesini oluşturacak endüstriyel ve ekonomik zemini oluşturmaktır.
Fransa ve Birleşik Krallık, Avrupa’nın nükleer caydırıcılığını, küresel askerî erişim kapasitesini ve diplomatik ağrılığını temsil ediyor. Her iki ülkenin de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimî üyesi olması, nükleer kuvvetlerinin bulunması, denizaşırı harekât tecrübeleri nedeniyle E5’e küresel ölçekte stratejik hareket kabiliyeti kazandırmaktır. Brexit’e rağmen Birleşik Krallık’ın bu çekirdek yapının bir parçası olarak yer alması, Avrupa güvenliğinin Avrupa Birliği kurumsal yapısı üzerinden değil, stratejik kapasite temelinde yeniden şekillendiğini göstermesi açısından dikkat çekicidir.
E5’in ortak güvenlik vizyonu şekilleniyor
İtalya, Avrupa’nın güney güvenlik kuşağını temsil ediyor. Akdeniz, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’ya yakınlığı nedeniyle düzensiz göç, enerji arz güvenliği, deniz ulaştırma güzergâhları ve Afrika kaynaklı istikrarsızlıklar gibi Avrupa güneyindeki sorunların yönetimine önemli rol üstleniyor. Bu yönüyle E5’in güvenlik yaklaşımının yalnızca Rusya merkezli olmadığı; Baltık’tan Kuzey Afrika’ya, Karadeniz’den Akdeniz’e uzanan çok boyutlu güvenlik gündemini yönetmeyi hedeflediğini gösteriyor.
Dört geleneksel çekirdek aktöre Polonya’nın dâhil edilmesi ise Avrupa güvenlik mimarisinde yaşanan en önemli yapısal değişimlerden biri olarak değerlendirilmelidir. Zira Soğuk Savaş sonrasında kararlar çoğunlukla Berlin-Paris ekseninde şekillenirken; günümüzde Varşova hem NATO’nun doğu kanadında ileri savunma hattı olması hem de ABD ile geliştirdiği güçlü askerî entegrasyon sayesinde yeni güvenlik mimarisinin vazgeçilmez aktörlerinden biri hâline geldi. Polonya’nın artan savunma harcamaları, kapsamlı askerî modernizasyon programı, ABD kuvvetlerine ev sahipliği yapması ve NATO’nun ileri konuşlanma stratejisindeki merkezi rolü Varşova’yı güvenlik üreten aktöre dönüştürdü. Söz konusu dönüşüm sadece Polonya’nın yükselişi olarak okunmamalıdır; aynı zamanda Avrupa’nın güvenlik ağırlık merkezinin Batı Avrupa’dan Doğu Avrupa’ya doğru genişlemesi bağlamında yorumlanmalıdır.
Avrupa’nın farklı güvenlik eksenlerini temsil eden bu beş ülkenin aynı siyasi çerçevede bir araya gelmesi, aslında ortak bir güvenlik vizyonu oluşturma arayışını bir sonucudur. Nitekim Berlin Toplantısı’nın ardından yayımlanan ortak bildiri de bu yaklaşımın siyasi manifestosu niteliğindedir. Bildiride güçlü ve birleşik NATO’nun desteklenmesi, Avrupa’nın ittifak içindeki sorumluluğun arttırılması, müttefikler arasında ortak hareket kapasitesinin güçlendirilmesi, Ukrayna’ya desteğin sürdürülerek Rusya’ya karşı caydırıcılığın pekiştirilmesi ve İran ile ABD arasında başlayan diplomatik sürecin desteklenmesi olmak üzere beş temel öncelik öne çıkıyor.
Birbirinden bağımsız gibi görünen bu başlıklar bütüncül olarak değerlendirildiğinde Avrupa’nın güvenlik anlayışında yaşanan daha derin bir dönüşümü yansıtıyor. Zira Berlin Bildirisi’nin temel amacının yeni tehditler tanımlamak olmadığı aşikârdır. Toplantının temel amacı, Avrupa’nın mevcut tehditler karşısında yeni stratejik rolünü ortaya koymaktır. Bir başka ifadeyle metin, Avrupa’nın NATO’da daha fazla sorumluluk üstlenen ve stratejik etki üreten bir aktöre dönüşme iradesini yansıtıyor.
Avrupa güvenliğinde pragmatik NATO yaklaşımı
Bu dönüşümün en dikkat çekici göstergesi ise bildiride yer verilen başlıklar kadar bilinçli bir şekilde geri bırakılan kavramlardır. Son yıllarda Avrupa güvenlik literatürünün önemli tartışmalarından olan stratejik özerklik, Avrupa ordusu, NATO’ya alternatif savunma mimarisi gibi kavramlara bildiride yer verilmedi. Bunun yerine güçlü NATO, transatlantik bağların korunması, ABD’nin ittifak içindeki merkezî rolü, Avrupa’nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi gibi söylemlerin öne çıkması önemli bir ayrıntıdır. Aslında bu tercih 1950’li yıllardan beri hâkim olan stratejik özerklik vizyonundan, yani Avrupa’nın bağımsız bir güvenlik mimarisi inşa etme hedefinden vazgeçildiğini göstermiyor. Aksine Avrupa’nın bu hedefe NATO’nun içinde daha fazla siyasi etki üreterek ulaşmayı amaçlayan daha pragmatik bir yaklaşım benimsediğini gösteriyor. Bu bağlamda E5’in ABD’nin küresel önceliklerini yeniden düzenlediği bir dönemde Avrupa’nın vazgeçilmez bir stratejik ortak olduğu mesajını vermek istediği söylenebilir.
Bu noktada Avrupa’nın güvenliğine ilişkin böylesine kapsamlı bir mesajın Avrupa Birliği kurumları yerine E5 formatı üzerinden verilmiş olması da dikkat çekicidir. Bu durum Avrupa Birliği ile Avrupa güvenliğinin artık aynı kurumsal çerçevede yönetilemiyor olduğunu açıkça gösteriyor. Zira Avrupa Birliği’nin güvenlik alanında önemli araçlara sahip olmasına rağmen, savunma ve dış politika konularında oy birliği ilkesine dayanan karar alma mekanizması ve üye devletlerin Rusya, Çin, Orta Doğu ve transatlantik ilişkiler konusunda farklı önceliklerinin bulunması kriz dönemlerinde hızlı ve ortak hareket etmeyi zorlaştırıyor. Bu nedenle Avrupa güvenliğinin kurumsal işleyişinde yeni bir yönetişim modelinin şekillenmeye başladığı anlaşılıyor. Yeni yaklaşım güvenlik ve savunma alanında geniş kurumsal yapıdan ziyade askerî kapasitesi, siyasi ağırlığı ve stratejik sorumluluk üstlenme kapasitesi yüksek ülkelerin öncülük ettiği daha esnek minilateral oluşumlar üzerine inşa ediliyor. Dolayısıyla Berlin Bildirisi, sadece beş ülkenin ortak açıklaması olarak okunmamalı; Avrupa güvenliğinde temsil esaslı modelden kapasite esaslı yönetişime geçişin siyasi yansıması olarak değerlendirilmelidir.
Söz konusu dönüşümün Ankara Zirvesi öncesinde ilan edilmesi de tesadüf değildir. Zira Ankara Zirvesi’nde sadece savunma harcamalarına ilişkin hedefler belirlenmeyecek; NATO’nun önümüzdeki dönemde güvenlik sorumluluklarının hangi coğrafyalarda yoğunlaşacağı, yük paylaşımının hangi stratejik öncelikler doğrultusunda şekilleneceği ve Avrupa’nın ittifak içindeki rolünün nasıl yeniden tanımlanacağı da tartışılacaktır. NATO’nun güvenlik gündeminin Karadeniz, Akdeniz Orta Doğu’yu kapsayacak şekilde güney kuşağa doğru genişlediği bir dönemde Avrupa, kendi önceliklerini siyasi bir çerçeveye dönüştürmek istemiştir. Berlin’de ortaya koyulan siyasi çerçeve, Avrupa’nın daha fazla sorumluluk üstlenmeye hazır olduğunu göstermenin ötesinde, NATO’nun kaynaklarını Avrupa’nın ortak tehdit algısı ve jeopolitik öncelikleri doğrultusunda kullanılmasını hedefleyen siyasi müzakere zemini oluşturma çabası olarak okunmalıdır.

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.