Balkanlar "bekleme salonu"ndan Rusya ve Çin’e kayıyor
Avrupa Birliği'nin Batı Balkanlar politikasındaki belirsizlik kalıcı bir hâl alıyor. AB’nin yarattığı bu ucu açık süreç, bölgede Rusya ve Çin gibi aktörlerin etkinliğini artırması için güçlü bir zemin hazırlıyor.
Avrupa Birliği'nin Batı Balkanlar politikasındaki belirsizlik kronikleşiyor. Pandemi, enerji krizleri ve Ukrayna Savaşı gibi küresel kırılmalar; AB’nin genişleme stratejisini derin bir kararsızlığa itiyor. Bu durum, AB'nin "arka bahçesi" olarak gördüğü Batı Balkanlar’a yönelik genişleme stratejisini de belirsizliğe itiyor.
Arnavutluk, Bosna-Hersek, Karadağ, Kosova, Kuzey Makedonya ve Sırbistan için üyelik hâlâ stratejik bir hedef. Ancak AB’nin kurumsal hantallığı süreci yavaşlatıyor; bu durum bölgede güvensizliği artırırken Batı Balkanlar'ı istikrarsız bir gri alana sürüklüyor. AB’nin yarattığı bu boşluk ise Rusya ve Çin gibi aktörlerin bölgedeki etkinliğini artırması için güçlü bir zemin hazırlıyor.
Uluslararası Saraybosna Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Krupalija, AB’yi yapısal bir değişime zorlayan bu süreci şu sözlerle değerlendiriyor:
"Son yıllarda art arda yaşanan krizler, AB'yi hem kendi küresel konumunu hem de mevcut kurumsal yapılanmasını yeniden değerlendirmeye zorladı. Bu çerçevede AB’nin Balkanlar’a yönelik genişleme stratejisinde nasıl bir yol izleyeceği hâlâ belirli ölçüde belirsizliğini koruyor. Ancak görünen o ki Balkanlar, önümüzdeki dönemde AB’nin kararlılığının, tutarlılığının ve yapıcı kapasitesinin sınanacağı temel alanlardan biri olacaktır."
"AB yorgunluğu" değil, güven krizi
Balkanlar'daki mevcut siyasi tablonun Batı medyasında çoğunlukla eksik ya da yanlış analiz edildiğine dikkat çeken Dr. Krupalija, bölge genelinde yaşanan asıl kırılmayı şu sözlerle ortaya koyuyor:
"Balkan ülkeleri açısından bakıldığında, bölgede tamamen kopuş anlamına gelen yapısal bir 'AB yorgunluğu'ndan söz etmek yerine, daha çok uzun süren bekleme hâlinin yarattığı bir güvensizlik ve motivasyon kaybından bahsetmek daha doğru olur. Zira üyelik perspektifinin belirsizleşmesi, reform süreçlerinde ilerleme kaydetmiş ülkelerde dahi hayal kırıklığına yol açıyor. Son dönemde tam üyelik yerine sınırlı ya da kademeli bir AB üyelik statüsünün tartışılması da bu ülkelerin temel beklentilerini karşılamaktan uzaktır."
Krupalija’nın bu tespiti, AB’nin ortaya attığı alternatif modellerin sahada nasıl bir ters tepki yarattığını net bir biçimde gösteriyor. Zira tam üyelik hedefinin yerini alan bu ara formüller, Balkanlar’da AB’nin samimiyetini sorgulatıyor. Bu güvensizlik ortamı ise hem kritik yapısal reformları sekteye uğratıyor hem de toplumsal inancı zayıflatıyor.
Balkanlar "bekleme salonuna" mı dönüşüyor?
AB üyelik sürecindeki belirsizliğin kronik bir hâl alması, bölgenin geleceğine dair en ciddi yapısal endişelerden biri. Genişleme stratejisinin sürüncemede kalmasının yaratacağı jeopolitik tehlikelere dikkat çeken Dr. Krupalija, AB’nin kararsızlığından doğacak ana riski şu çarpıcı sözlerle ortaya koyuyor:
"Bu durum, Balkanlar’ın adeta kalıcı bir 'bekleme salonuna' dönüşmesi riskini beraberinde taşımaktadır."
Genişleme sürecinde yaşanan bu kurumsal tıkanıklık, sadece bölgesel bir motivasyon kaybıyla sınırlı kalmıyor; sahadaki güç boşluğunu fırsat bilen dış aktörlerin elini de doğrudan güçlendiriyor. AB’nin yarattığı bu boşluğun, özellikle küresel kriz dönemlerinde Rusya tarafından nasıl bir enstrümana dönüştürülebileceğini Dr. Krupalija şu sözlerle analiz ediyor:
"Böyle bir senaryo, dış aktörlerin bölgedeki etkisini azaltmak yerine artırabilir. Özellikle Rusya, Ukrayna Savaşı devam ederken AB’nin dikkatini dağıtabilecek ve yeni kriz alanları oluşturabilecek her gelişmeyi stratejik bir fırsat olarak görüyor. Balkanlar gibi tarihî, kültürel ve siyasal bağların güçlü olduğu bir coğrafyada Rusya’nın en azından tansiyonu yüksek tutmaya dönük girişimlerde bulunması beklenebilir."
Dr. Krupalija, Balkanlar'daki jeopolitik rekabetin seyrini doğrudan AB'nin genişleme kararlılığına bağlıyor. Avrupa perspektifinin zayıflamasının ise Rusya başta olmak üzere alternatif aktörlerin bölgedeki diplomatik gücünü artıracağını vurguluyor.
Avrupa Birliği'nin çekinceleri neler?
Ancak Avrupa Birliği cephesinden bakıldığında, genişleme sürecindeki yavaşlığın temel nedeni siyasi isteksizlikten ziyade aday ülkelerin reform performansı olarak gösteriliyor.
AB, Batı Balkanlar'ın Avrupa'nın geleceğinin bir parçası olduğunu vurgulamaya devam etse de üyelik sürecinin "liyakat esaslı" ilerlediğini savunuyor. Avrupa Birliği yetkililerine göre hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, yolsuzlukla mücadele ve demokratik kurumların güçlendirilmesi gibi alanlarda kalıcı ilerleme sağlanmadan tam üyelik mümkün görünmüyor.
Bu yaklaşımın temelinde yalnızca aday ülkelerin eksiklikleri değil, Avrupa Birliği'nin kendi iç sorunları da bulunuyor. Son yıllarda birlik içerisinde yaşanan karar alma krizleri ve veto mekanizmalarının yarattığı tıkanıklıklar, yeni üyelerin kabulü konusunda bazı başkentleri daha ihtiyatlı davranmaya yöneltiyor.
Özellikle Fransa ve Almanya gibi Avrupa Birliği'nin önde gelen ülkeleri, mevcut 27 üyeli yapının dahi zaman zaman karar alma süreçlerinde zorlandığına dikkat çekiyor. Avrupalı diplomatik çevrelerde yapılan değerlendirmelerde, birliğin kendi kurumsal reformlarını tamamlamadan gerçekleştirilecek hızlı bir genişleme sürecinin yeni işleyiş sorunlarını beraberinde getirebileceği belirtiliyor. Bu nedenle AB açısından mesele, yalnızca Balkan ülkelerinin üyeliğe hazır olup olmamasıyla sınırlı kalmıyor. Süreç, Avrupa Birliği'nin yeni üyeleri bünyesine katabilecek kurumsal kapasiteye sahip olup olmadığı sorusu etrafında şekilleniyor.
Dünya Bankası verileri, Batı Balkanlar'da demografik daralma ve beyin göçünün büyüme üzerinde baskı yarattığını gösteriyor. Analizlere göre kadınların ve gençlerin iş gücüne daha fazla katılımı, bölgede yaklaşık 2,8 milyon kişilik ek iş gücü potansiyeli yaratabilir. Bu yapısal ekonomik ve demografik tablo, Balkan ülkelerinin AB sürecine alternatif bölgesel ve küresel iş birliği arayışlarını da gündemde tutuyor.
Balkan liderlerinden "alternatif" hamleler
Üyelik sürecinin uzaması, Balkan liderlerini de yeni iş birliği modelleri aramaya yöneltiyor. Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Avrupa Birliği'nin genişleme sürecindeki gecikmelerini geçmişte "psikolojik bir işkence" olarak nitelendirmiş ve bölgesel iş birliği mekanizmalarının önemine dikkat çekmişti. Bu kapsamda Arnavutluk, Sırbistan ve Kuzey Makedonya'nın öncülük ettiği "Açık Balkan" girişimi, bölgesel ekonomik entegrasyonu güçlendirmeyi amaçlayan alternatif platformlardan biri olarak öne çıkıyor.
Öte yandan Sırbistan, AB’ye üye olmak istediğini söylese de Çin ile ekonomik bağlarını güçlendiriyor; Rusya ile enerji ortaklığına devam ediyor. Bu tablo, Balkanlar'ın Avrupa hedefinden tamamen koptuğu anlamına gelmiyor. Ancak AB'nin yarattığı belirsizlik, alternatif ortaklıkları daha cazip hâle getiriyor.
Nitekim Çin, FOCAC (Çin-Afrika İş Birliği Forumu) modellerini büyük ölçekli altyapı ve finans yatırımlarıyla bölge ekonomisinde kalıcı bir yer ediniyor. Rusya ise bölgedeki sosyo-ekonomik tıkanıklığı sahadan insan kaynağı devşirmek için kullanıyor. Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in Rus medyasında çıkan ilanlara yönelik resmî tepkileri ve Sırbistan yargısının Ukrayna'da Wagner saflarında savaşan vatandaşlarına verdiği mahkûmiyet kararları bu durumu belgeliyor.
Genişleme sürecindeki bu kurumsal tıkanıklık, sahadaki güç boşluğunu fırsat bilen dış aktörlerin elini güçlendiriyor. Eğer AB, genişleme sürecini inandırıcı ve öngörülebilir bir zemine oturtamazsa, bölgede alternatif arayışların hız kazanması kaçınılmaz görünüyor.
AB’nin tereddüdü Rusya ve Çin için fırsat mı?
Dr. Krupalija'ya göre Rusya ve Çin gibi aktörlerin Balkanlar'da ne ölçüde etkili olacağını belirleyecek temel unsur, Avrupa Birliği'nin genişleme sürecine yönelik ortaya koyacağı kararlılık olacak.
"Bu noktada Rusya’nın ya da Çin gibi diğer aktörlerin bölgede ne ölçüde alan kazanacağı, büyük ölçüde AB’nin ortaya koyacağı kararlılığa bağlıdır. Eğer AB, genişleme sürecini inandırıcı, öngörülebilir ve tam üyelik perspektifini canlı tutan bir zeminde ilerletemezse, bölgede alternatif ortaklık arayışlarının güçlenmesi kaçınılmaz hâle gelebilir. Dahası mevcut dışlanmışlık hissinin kurumsallaşması yalnızca AB’ye yönelik güveni zayıflatmakla kalmaz; aynı zamanda bölgedeki krizlerin daha derin ve daha kalıcı biçimde hissedilmesine de yol açabilir."
Dr. Krupalija’nın da vurguladığı gibi, Balkanlar'da Rusya ve Çin gibi dış aktörlerin gölgesinden önce AB’nin vaatlerinin inandırıcılığı sorgulanıyor. Bölge ülkeleri için tam üyelik hâlâ ana hedef olsa da sürecin uzaması bu perspektifi her geçen gün aşındırıyor. AB’nin bu kararsızlığı ise Batı Balkanlar’ı hem AB için en kritik sınama alanı hâline getiriyor hem de bölge istikrarını açık bir jeopolitik riske dönüştürüyor.
Dr. Mustafa Krupalija'nın analizleri; temel sorunun AB'den uzaklaşma değil, uzun süren bekleyişin yarattığı güvensizlik olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle mesele, AB’nin Balkanlar'a ne kadar güçlü, tutarlı ve öngörülebilir bir gelecek sunabildiğiyle doğrudan ilişkili.
Önümüzdeki dönemde AB’nin genişleme politikasında atacağı adımlar, Avrupa'nın güvenlik ve istikrar mimarisinin geleceğini de şekillendirecek. Zira Balkanlar'da ortaya çıkabilecek her siyasi boşluk, küresel aktörlerin devreye girdiği yeni bir rekabet alanı oluşturma potansiyeli taşıyor.

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.