16 Haziran 2026

Afrika’da borç yükü ekonomik egemenliği zorluyor

Afrika’nın borç krizi, yalnızca ekonomik değil egemenlik tartışmalarını da derinleştiriyor. Senegal örneği, şeffaf olmayan borç yönetiminin devlet kapasitesi ve bağımsız karar alma gücünü nasıl zayıflattığını ortaya koyarken, IMF ve küresel finans sisteminin rolünü yeniden gündeme taşıyor.

Afrika’nın günümüzdeki borç krizi, Kwame Nkrumah ve diğer Pan-Afrikacılar tarafından savunulan, Afrika’nın egemenliği ve bağımsızlığına dair 1960’lardaki tartışmaları yeniden alevlendirdi. Kıta genelinde hükûmetler; büyüyen mali baskılar, artan borç servisi maliyetleri ve sosyal harcamalara yönelik yükselen taleplerle karşı karşıyadır. Kenya’nın kamu borcu endişelerinden Güney Afrika’nın mali kısıtlamalarına ve Sahel devletlerindeki siyasi çalkantılara kadar pek çok gelişme, Afrika’nın geleceğine zarar verir görünen küresel bir finansal sistem içinde Afrika ülkelerinin ekonomik egemenliklerini gerçekten kullanıp kullanamadıkları sorusunu gündeme getiriyor. Senegal’in, başlangıçta kamuoyundan gizlenen ve GSYİH’nin %132’sine ulaştığı yeni açıklanan borç ifşaatlarıyla yaşadığı devlet krizi; Afrika devletlerinin kamu borcunu yönetme ve açıklama konusunda karşılaştıkları zorluklara dair güçlü bir vaka analizi hâline geldi.

Daha geniş çaplı Afrika borç krizi, sömürge mirasları üzerine inşa edilmiş, Afrika ülkelerinin aleyhine işleyen ve Afrika egemenliğine giderek daha fazla zarar veren tasarlanmış bir küresel finansal sistem içinde meydana geldi. Afrika devletleri, küresel piyasaları şekillendiren sistemik risklere nispeten çok az katkıda bulunmalarına rağmen, gelişmiş ekonomilere kıyasla genellikle önemli ölçüde daha yüksek faiz oranlarıyla borçlanıyor. Yükselen küresel faiz oranları, para birimlerinin değer kaybetmesi, dış şoklar ve jeopolitik kırılmalar kıta genelindeki borç yükünü şiddetlendirdi. İlginçtir ki bu borçlanmalar, maliyetli borçları finanse edecek gelirleri artırmaya yönelik zayıf bir kurumsal mekanizma içinde gerçekleşiyor. Bu nedenle hükûmetler, ulusal bütçelerinin önemli bir kısmını sağlık, eğitim, altyapı ve istihdam yaratmaya yatırmak yerine borç servisine harcıyor. Örneğin Uganda’da, 2026/2027 bütçesinin yaklaşık %40’ı borç finansmanına aktarılacak. Dolayısıyla mesele sadece borcun boyutu ve hacmi ile ilgili değil. Çünkü borcun verimli kullanılması ve etrafında doğru kurumların oluşturulması durumunda, Afrika’da daha hızlı kalkınmaya ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik güvenli bir yolu kolaylaştırabileceğini biliyoruz. Ne yazık ki küresel finansal sistemler yozlaştı ve Afrika önemli ilerlemeler kaydetmiş olsa bile kıtayı olumsuz bir şekilde riskli bir ortam olarak konumlandırıyor. Görünüşe göre neo-kolonyal (yeni sömürgeci) ajanda, kıta genelindeki hükûmet sistemlerinin içine işlemiş durumda ve çoğu siyasi lideri ulusal borç durumlarını kasıtlı olarak gizlemeye zorluyor.

Borcun siyasi maliyeti

Kenya, kalkınma finansmanı ile kamu hesap verebilirliği arasındaki gerilime bir başka örnek sunuyor. Yakın geçmişte Kenya, borçlanma yoluyla finanse edilen kitlesel altyapı yatırımları gerçekleştirmiş ve önemli varlıklar üretmiştir; ancak bunlar aynı zamanda borç sürdürülebilirliği, kamu şeffaflığı ve gelecek nesiller üzerindeki uzun vadeli mali yük konusundaki endişeleri de körükledi. Benzer şekilde Güney Afrika, yavaş ekonomik büyüme, yüksek işsizlik ve kalıcı yapısal zorlukların ortasında artan borç seviyeleriyle karşı karşıya. Güney Afrika genel olarak nispeten gelişmiş finansal raporlama sistemlerine sahip olsa da ülkenin mali baskıları, borcun daha güçlü kurumlara sahip devletlerde bile politika seçeneklerini nasıl kısıtlayabileceğini gösteriyor. Sahel’de ise durum; büyük ölçüde jeopolitik baskılar ve neo-kolonyal ajandaların yol açtığı güvensizlik, siyasi istikrarsızlık ve yıpranmış devlet kapasitesi nedeniyle daha da karmaşık bir hâl alıyor.

Mali, Burkina Faso ve Nijer gibi ülkeler, bir yandan derin kalkınma açıklarını kapatmaya çalışırken, diğer yandan güvenlik operasyonlarını finanse etme şeklindeki ikili bir zorlukla mücadele ediyor. Bu durum, borç yönetiminin genellikle yönetim, meşruiyet ve egemenliğe dair daha geniş sorularla iç içe geçmesine neden oluyor. Ayrıca bu durum, Sahel krizinin yaşandığı bölgelerde Bretton Woods kurumlarına karşı aşırı bir şüpheciliği tetikliyor; bu şüphecilik sadece siyasi hoşnutsuzlukları değil, aynı zamanda ulusal egemenliği sınırladığı düşünülen ekonomik düzenlemelere yönelik duyulan memnuniyetsizliği de yansıtıyor.

Çoğu Afrika ülkesi için egemenlik sorusunu daha iyi anlamak adına, Senegal’in deneyimi, günümüz Afrika’sında borcun devlet şeffaflığı ve hesap verebilirliği ile kesiştiği belki de en çarpıcı örneğini sunuyor. Yıllar boyunca Senegal, Batı Afrika’nın en istikrarlı devletlerinden biri ve ekonomik yönetimin bir modeli olarak sıklıkla sunuluyordu. Böylelikle ülke uluslararası yatırımcıları çekmiş, çok taraflı kreditörlerin desteğini güvence altına almış ve dışarıya bir mali disiplin imajı yansıtmıştı. Ancak daha önce eksik bildirilen kamu borcuna ilişkin son ifşaatlar bu anlatıya meydan okudu. Borç yükümlülüklerinin resmî olarak bildirilenden önemli ölçüde daha yüksek olabileceğinin keşfedilmesi; yatırımcılar, uluslararası kurumlar ve Senegal vatandaşları arasında benzer şekilde endişe yarattı. Fakat bu meselenin özünde yatan soru şudur: Gerçekte kim yalan söylüyordu? Yalan söyleyenler devlet aktörleri miydi, yoksa vatandaşlara yalan söylemeleri için baskı mı gördüler?

Bu vaka egemenliğe dair temel bir sorunu gözler önüne seriyor; zira egemenlik sadece aşırı borçlanmayla değil, aynı zamanda yetersiz şeffaflık veya egemenlik üzerindeki kontrol eksikliği nedeniyle de zayıflıyor. Hükûmetler yükümlülüklerini tam olarak açıklamadıklarında, demokratik hesap verebilirliği baltalıyor ve vatandaşların, yatırımcıların ile politika yapıcıların bilinçli kararlar alma yetisini sınırlıyor. Gizlenen veya eksik bildirilen borçlar belirsizlik yaratır, borçlanma maliyetlerini artırır ve nihayetinde bir ülkenin politika özerkliğini azaltır. İşte bu yüzden temel soru şudur: Borç, sürdürülemez hâle gelene kadar siyasi bir araç olarak yönetildiğine göre, Afrika ülkeleri egemen midir?

Egemenliği güçlendiren şeffaflık

Bazı ülkeler; borç raporlamasını iyileştirdi, denetim kurumlarını güçlendirdi ve uluslararası şeffaflık çerçevelerini benimsedi. Diğer ülkeler ise parçalanmış raporlama sistemleri, şarta bağlı yükümlülükler ve devlete ait işletmelerin borçlarıyla mücadele etmeye devam ediyor. Bunun sonucunda, borç krizlerinin sadece ekonomik kötü yönetimden değil, aynı zamanda bilgi boşluklarından da kaynaklandığı tekrarlayan bir döngü ortaya çıkıyor. Senegal örneğinin gösterdiği üzere; şeffaflık ve tam ifşaat, uluslararası kreditörlere verilen bir taviz değil, egemenliğin bir sütunu olarak ele alınmalıdır. Gerçek egemenlik, hükûmetin kendi vatandaşları nezdinde güvenilirliğini korumasını gerektirir. Doğru borç beyanı demokrasiyi güçlendirir, yatırımcı güvenini artırır ve ani mali kriz riskini azaltır.

Borçları gizlemek kısa vadeli siyasi faydalar sağlasa da genellikle uzun vadeli ekonomik kırılganlıklar üretir. Maalesef ki Afrika ülkeleri, borç krizlerini açıkça ifşa etmeyerek kendilerine daha fazla zarar vermeye devam ediyor. Eğer Afrika ülkeleri finansal istikrar inşa edecek ve gerçek egemenliği yansıtan ekonomik olarak dirençli ekonomiler kuracaksa, açık bir borç beyanı kritik öneme sahiptir. Senegal’in deneyimi; ekonomik egemenliğin ve yönetim istikrarının sadece dış kreditörleri azaltmaya değil, dürüst finansal yönetim kapasitesine sahip kurumlar inşa etmeye bağlı olduğunu kanıtlıyor.

Afrika ülkeleri istikrarlı bir ekonomik kalkınmaya doğru ilerlerken ve küresel ekonomik yönü belirleyecek güce ulaşabilecekken, uluslararası finansal sistemin reforme edilmesine ihtiyaç vardır. Daha adil borçlanma koşulları, kalkınma finansmanına daha iyi erişim ve küresel kurumlarda daha güçlü bir Afrika temsiliyeti şarttır. Ancak bu dış reformlar, Afrika ülkelerinin kendi içlerindeki şeffaflık ve hesap verebilirlik taahhütleriyle eşleşmelidir. Senegal’in verdiği ders nettir: Egemenlik borcu saklayarak korunmaz; onu açıkça kabul ederek güçlendirilir. Bununla birlikte, geçmişteki hataları düzeltmek adına Afrika ülkeleri bilinçli bir şekilde yerel finansman stratejileri geliştirmeli ve dış borcu ortalamada %30'un altına indirmelidir.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...