29 Haziran 2026

Afrika, BM Güvenlik Konseyi'nde neden daimî temsil istiyor?

Afrika, BM üyelerinin üçte birini ve 1,5 milyardan fazla insanı temsil etmesine rağmen, Güvenlik Konseyi'nde hâlâ daimî bir koltuğa sahip değil. Bu eksiklik yalnızca bir temsil sorunu değil; küresel yönetişimin meşruiyetini sorgulatan yapısal bir adaletsizliktir.

Eviniz, geleceğiniz, çocuklarınız ve güvenliğiniz hakkında kararların alındığı bir aile toplantısına katıldığınızı ama masaya oturmak için asla davet edilmediğinizi hayal edin. Başkaları sizin adınıza konuşuyor, sizin adınıza oy kullanıyor ve kaderinizi tayin ediyor. Sizden ise üzerinde neredeyse hiçbir anlamlı söz hakkınızın olmadığı kararların sonuçlarıyla yaşamanız bekleniyor.

Afrika için bu kurmaca bir hikâye değil; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki konumunun ta kendisidir. Birleşmiş Milletler’in kuruluşundan 80 yılı aşkın bir süre sonra bile Afrika, Güvenlik Konseyi'nde daimî bir koltuğu bulunmayan tek meskûn kıta olmayı sürdürüyor. Bu durum, belki de modern jeopolitiğin en büyük çelişkilerinden biridir. BM üyeliğinin neredeyse üçte birini ve 1,5 milyardan fazla insanı temsil eden 54 egemen devletten oluşan bir kıta, küresel barış ve güvenlik konusundaki en güçlü merci kendi geleceğini derinden etkileyen kararlar alırken süreci kenardan izlemeye devam ediyor. Bu durum basit bir diplomatik ihmal değil, yapısal bir adaletsizliktir.

Güvenlik Konseyi’nin reforme edilmesine ilişkin tartışmalar, genellikle bir temsil meselesi olarak çerçeveleniyor. Gerçekte ise bu bir adalet, meşruiyet ve küresel yönetişimin 1945 dünyasını mı, yoksa bugünün dünyasını mı yansıtması gerektiği meselesidir. Afrika'nın bu duruştaki temel dayanağı, Afrika Birliği'nin Güvenlik Konseyi'nde anlamlı bir reform yapılmasına yönelik birleşik talebi olan Ezulwini Mutabakatı'dır.

Uluslararası sistem daha çok kutuplu bir düzene doğru evrilirken, Afrika'nın dışlanmaya devam etmesi rahatsız edici bir soruyu gündeme getiriyor: Küresel barış, kalkınma ve ekonomik dönüşümün merkezinde yer alan bir kıtanın, dünyanın en hayati güvenlik kararlarının alındığı yerde nasıl hâlâ daimî bir sesi olamaz?

Zamanda donup kalmış bir konsey

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda kuruldu. Beş daimî üyesine (Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Fransa, Rusya ve Çin) daimî koltuklar ve her türlü esasa ilişkin karar tasarılarını veto etme yetkisi verildi. O dönemde Afrika ülkelerinin çoğu henüz sömürge yönetimi altındaydı. Afrika, ne savaş sonrası uluslararası düzenin tasarlanmasına katılabildi ne de daha sonra kendi kaderini etkileyecek kurumları şekillendirme fırsatı bulabildi.

80 yıl sonra dünya kökten değişti ancak Güvenlik Konseyi değişmedi. Sömürge imparatorlukları ortadan kalktı. Afrika; 54 bağımsız devlete, dünyanın en hızlı büyüyen bazı ekonomilerine ve 2050 yılına kadar 2,5 milyarı aşması öngörülen bir nüfusa ev sahipliği yapar hâle geldi. Kıta, küresel enerji dönüşümü için hayati önem taşıyan kritik madenlere sahip, BM barış gücü misyonlarına asker sağlıyor ve küresel ticaret ile diplomasiye her geçen gün daha fazla yön veriyor. Yine de uluslararası barış ve güvenlik hakkında kararlar alınırken Afrika, daimî bir katılımcıdan ziyade geçici bir konuk olmayı sürdürüyor. Bu durum, bir evin her odasını yenileyip ön kapıyı aile bireylerinden birine kilitli tutmaya benziyor.

Afrika tek sesle konuşuyor

Bu adaletsizliğin farkında olan Afrika Birliği, 2005 yılında Ezulwini Mutabakatı'nı kabul etti. Bu mutabakat, Afrika'nın Güvenlik Konseyi reformuna ilişkin ortak duruşunu temsil etmeye devam ediyor. Mutabakat; bu yetki var olduğu sürece veto hakkı da dâhil olmak üzere, mevcut daimî üyelerle aynı hak ve sorumluluklara sahip en az iki daimî koltuğun Afrika'ya verilmesini talep ediyor. Ayrıca kıta için beş adet geçici koltuk daha isteniyor.

Bazı yanlış algıların aksine Afrika; özel bir muamele değil, eşit muamele bekliyor. Birçok Afrikalı lider, veto yetkisini demokratik olmayan bir araç olarak açıkça eleştirdi. Ancak eğer veto hakkı var olmaya devam edecekse, Afrika'yı bu ayrıcalıktan mahrum bırakmanın eşitsizliği kurumsallaştırmaktan başka bir işe yaramayacağını savunuyorlar. Dolayısıyla Ezulwini Mutabakatı, sadece güç elde etmekle ilgili değildir; Afrika'yı etkileyen kararların artık Afrika olmadan alınmamasını sağlama gayesidir.

Dışlanmanın Afrika'ya bedeli ne oldu?

Afrika, bu boş koltuğun bedelini ağır ödüyor. Ne gariptir ki Güvenlik Konseyi gündeminin önemli bir kısmı Afrika'daki çatışmalar, yaptırımlar, barış gücü operasyonları ve insani krizlerle ilgilidir. Kıta sürekli tartışılıyor ancak bu tartışmaların yönünü nadiren kendisi belirliyor.

Belki de hiçbir örnek bunu 2011'deki Libya vakasından daha iyi açıklayamaz. Uluslararası toplum Muammer Kaddafi'yi devirmek için müdahalede bulunduğunda, Afrikalı liderler Afrika Birliği aracılığıyla siyasi ara buluculuk teklif etmişlerdi. Askerî müdahale ilerlerken onların bu çabaları çok az karşılık buldu. On beş yıl sonra Libya hâlâ istikrarsızlık, bölünmüş bir yönetim, silahlı milisler ve bölgesel güvensizlikle boğuşmaya devam ediyor. Komşu ülkeler ise mülteci akınları, silah kaçakçılığı ve sınır ötesi istikrarsızlık yoluyla bu yükü sırtlanmayı sürdürüyor. Buradaki ders, Afrika'nın her zaman mükemmel çözüme sahip olduğu değil; kararlar alınmadan önce Afrika'nın bakış açısının duyulmayı hak ettiğidir.

COVID-19 pandemisi de bir başka acı gerçeği ifşa etti. Zengin uluslar vatandaşları için aşıları güvence altına alırken, birçok Afrika ülkesi erişim için aylarca bekledi. Aşıda adalet çağrılarının defalarca yinelenmesine rağmen, kıta kendisini bir kez daha başka yerlerde alınan kararlara bağımlı hâlde buldu. Pandemi, küresel yönetişimin sadece savaşlardan ibaret olmadığını; aynı zamanda küresel acil durumlarda hayat kurtaran kaynaklara kimin erişebileceğiyle de ilgili olduğunu kanıtladı. Afrika'nın en üst düzey karar alma mekanizmalarındaki sınırlı nüfuzunun, sıradan vatandaşlar üzerinde çok gerçek sonuçları bulunuyor.

Temsiliyet neden önemlidir?

Daimî üyelik yalnızca sembolik bir durum değildir. Müzakerelere sürekli katılım, gündem belirleme, istihbarat paylaşımı ve uzun vadeli diplomasi imkânı sağlar. Buna karşılık Afrika ülkeleri, dönemsel koltuklarda sadece iki yıl otururlar; bu süre, görev süreleri dolmadan önce kalıcı bir nüfuz inşa etmek adına genellikle yetersizdir. Daimî bir temsil olmaksızın Afrika, kural koyucu olmaktan ziyade kural uygulayıcı olarak kalma riskiyle karşı karşıyadır.

Oysa Afrika, dünya meselelerinde artık pasif bir gözlemci değildir. Kıta; bölgesel barışı koruma mekanizmaları geliştirdi, çatışmalarda ara buluculuk yaptı, Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi'ni kurdu ve iklim değişikliği, dijital dönüşüm, gıda güvenliği ile küresel enerji dönüşümü tartışmalarında kendisini kilit bir aktör olarak konumlandırdı. Afrika, Güvenlik Konseyi'ne bir yük olarak girmek istemiyor; aksine oraya tecrübesi, fikirleri ve çözümleri olan bir ortak olarak geliyor.

Küresel gelecek, Afrika olmadan belirlenemez

Uluslararası düzen değişiyor, güç daha fazla dağılıyor. Gelişmekte olan ekonomiler küresel pazarları yeniden şekillendirirken, Afrika'nın stratejik önemi de genç nüfusu, doğal kaynakları, büyüyen pazarları ve jeopolitik etkisi nedeniyle artmaya devam ediyor. Ne var ki, bir kurum hâlâ başka bir dönemin siyasetine hapsolmuş durumda. 1945 yılında tasarlanmış bir Güvenlik Konseyi, 21. yüzyılın gerçeklerine uyum sağlamadan onlara kalıcı olarak hizmet edemez.

Soru artık Afrika'nın daimî bir koltuğu hak edip etmediği değildir; kıtanın nüfusu, ekonomik önemi, diplomatik katkıları ve uluslararası barıştaki rolü bu soruyu zaten çoktan yanıtladı. Asıl soru, Birleşmiş Milletler'in koca bir kıtayı en üst düzey karar alma masasının kalıcı olarak dışında bırakırken meşruiyet iddiasını nasıl sürdürebileceğidir.

Bu nedenle Afrika'nın boş koltuğu, diplomatik bir ihmalden çok daha fazlasıdır. Bu, uluslararası toplumun eşitliğe, adalete ve temsili küresel yönetişime gerçekten inanıp inanmadığının bir sınavıdır. O koltuk dolana kadar, gerçekten kapsayıcı bir Birleşmiş Milletler vaadi hep yarım kalacaktır.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...