AB genişlemesine Avrupa aşırı sağı nasıl bakıyor?
AB, 13 yıllık genişleme durgunluğunu aşmaya çalışırken Ukrayna’dan Batı Balkanlar’a uzanan üyelik süreci yeni tartışmaları beraberinde getiriyor. Güvenlik, demokrasi, göç ve popülizm eksenindeki çekişmeler, Birliğin geleceğini ve aday ülkelerin kaderini şekillendiriyor.
Avrupa Birliği (AB), 13 yıldır bünyesine yeni bir üye devlet kabul etmedi. Almanya Başbakanı Friedrich Merz’e göre bu durum, AB’nin kendi eksikliklerinden de kaynaklanıyor. Orta Avrupa üyesi AB ülkeleri üyelik kriterlerini esnetmeyi düşünürken, Almanya bu fikre karşı çıkıyor. Avrupa Komisyonu (AK) Başkanı Ursula von der Leyen, AB üyesi ülkelerin devlet ve hükûmet başkanlarına, AB genişlemesinin faydalarını kendi vatandaşlarına anlatmaları çağrısında bulundu. Avrupa Komisyonu kendi internet sitesinde durumu şu şekilde ifade ediyor: “AB genişlemesi; Avrupa'da uzun vadeli güvenliğin, barışın, istikrarın ve refahın temel itici gücüdür. Ekonomik büyümeyi teşvik ederken demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklara saygı dahil olmak üzere ortak değerleri destekler.”
AB üyeliği özlemi ve katılım müzakerelerinin başlaması
Ukraynalıların canıgönülden özlemini duyduğu şey tam olarak budur: Rusya'nın işgal girişiminden kısa bir süre sonra Ukrayna, AB üyeliği için başvurdu. Bundan dört yılı aşkın bir süre sonra katılım müzakereleri başlatıldı. Buna ek olarak, Moldova ile de müzakerelere geçildi. Her iki ülke de Rusya'nın hibrit savaşının ağır baskısı altındadır. Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaş yürütmesi nedeniyle Merz; AB zirvelerinde, Avrupa Komisyonu'nda ve Avrupa Parlamentosu'nda oylama yapılmaksızın Ukrayna'ya AB üyeliği verilmesini önerdi. Böyle bir adım, istikrarsızlık ve belirsizliği hesaba katacağı gibi, saldırı altındaki liberal demokrasiye de bir destek niteliği taşıyacaktır. Ne olursa olsun, aralarında Finlandiya ve İsveç’in yanı sıra Baltık devletlerinin de bulunduğu sekiz İskandinav ülkesi, Ukrayna'nın siyasi topluluğun bir parçası olmasını savunuyor. Öne sürülen argüman, Ukrayna'nın dronlar ve yapay zekâ sayesinde yüksek teknoloji merkezine dönüştüğü yönündedir. Dolayısıyla Ukrayna, ekonomik iş birliği ve işletmeler için sunacak çok şeye sahiptir. Yine de Ukrayna hâlâ yolsuzluktan muzdariptir. Bu arka plan karşısında AB, Ukrayna'nın yolsuzlukla mücadelede daha da fazla ilerleme kaydetmesi gerektiğini tespit etti. Dönemin Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, Ukrayna karşıtı söylemleri ve Rusya ile olan ittifakı nedeniyle süreci engelledi ve veto etti. Orbán, 12 Nisan 2026'daki Macaristan parlamento seçimlerinde aldığı yenilgiyle süreç üzerindeki kontrolünü kaybetti. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Selenski, önümüzdeki yılı hedeflese de Ukrayna'nın süreci tamamlayarak 2030 yılında AB üyesi olması muhtemel görünüyor.
Katılım müzakerelerine genel bakış
Arnavutluk, AB üyeliği için 15 yıl önce başvurdu. Ancak bunun için hâlâ kesin bir tarih bulunmuyor. Arnavutluk Başbakanı Edi Rama yakın zamanda, dünyada öngörülemeyen üç şey olduğunu söyledi: Tanrı, seks ve AB. Açıkça görüldüğü üzere, Batı Balkanlar’daki AB adayı ülkeler hem biraz sabırsızlanmaya hem de hayal kırıklığına uğramaya başladılar. Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron; Karadağ, Arnavutluk, Sırbistan, Bosna-Hersek ve Kuzey Makedonya'nın AB üyeliği yolunu hızlandırma sözü verdiler. Diğer AB adayı ülkeler ise Gürcistan ve Türkiye'dir. Türkiye ile yürütülen müzakerelerin ele alınış biçimi, AB’nin samimiyeti konusunda şüpheler uyandırdı.
Türkiye ile görüşmeler şu an on yıldır durmuş vaziyettedir. Üyelik durumunda Türkiye, nüfus ve yüz ölçümü bakımından en büyük AB ülkesi olacaktır. Ülkenin coğrafi konumu ve Asya'daki çıkarları hakkında da eleştiriler mevcuttur. Daha dürüst bir destek verilmiş olsaydı Türkiye, müzakerelerin başladığı 2005 yılından bu yana çok daha fazla ilerleme kaydedebilirdi. Bu, Alman popülist söyleminde fazlasıyla istismar edilen oldukça tartışmalı bir konudur. Söylemeye gerek yok ki Almanya, özellikle bu siyasi topluluktaki en büyük aktör olarak kalma niyetindedir. Dahası Türkiye, önceliklerini değiştirdi ve Asya'daki komşularına daha fazla odaklanıyor. Bu durum Türkiye’ye, bölgesel krizlerde ve çatışmalarda bir aracı veya ara bulucu rolü kazandırıyor.
Potansiyel AB üyeleri arasında en çok ilerleme kaydeden ülke Karadağ oldu ve mevcut Batı Balkan adayı ülkeleri arasında ilk katılan olarak 2028'de AB'ye girebilir. Diğer iki ülke ise hâlâ muazzam zorluklarla karşı karşıyadır ve geride kalıyor: Bosna-Hersek ve Sırbistan. Daha liberal olan Arnavut Müslümanların aksine, Boşnak Müslümanlar son on yıllarda daha köktendinci hâle geldiler. Bu durum Arabistan ülkelerinin etkisinden de kaynaklanıyor. Bosna-Hersek, çatışmaların kontrolden çıkmasını önlemek için hâlâ uluslararası desteğe bağımlı olan, sorunlu bir ülke olmayı sürdürüyor.
Sırbistan, bir yandan AB ile flört ederken diğer yandan halk tarafından sevilmeyen Rus yanlısı ve aşırı milliyetçi bir hükûmetin kıskacındadır. Kasım 2024'ten bu yana Sırbistan, hükûmetine ve otoriter Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić'e karşı geniş çaplı protestolara sahne oluyor.
Ayrıca İzlanda ve Kosova da AB'ye katılmayı değerlendiriyor. İzlanda için böyle bir adım, balıkçılık haklarının devredilmesi hariç kolay olabilir. Balıkçılık, ülke ekonomisi için hayati önem taşıyor ve müzakerelerin yeniden başlatılmasına ilişkin 29 Ağustos 2026'da yapılacak referandumda ağırlığını hissettirebilir. Kendisini ABD tarafından dışlanmış hisseden İzlanda, Avrupa ile bağlarını güçlendirmek istiyor olabilir. Kosova'nın tartışmalı egemenliği ise müzakereleri daha karmaşık hâle getiriyor.
Sağ popülizmin ve ırkçılığın rolü
Sağcı popülistler, merkeziyetçilik karşıtı güçleri ve ulus devletleri güçlendirmek adına zaman zaman AB genişlemesine açık olabiliyorlar. Aşırı sağ ise İslam'a karşı çıkıyor; hoşnutsuzluklara ve milliyetçiliğe hitap ediyor. Irkçılık sadece AB'yi değil, tüm Avrupa'yı etkisi altına alıyor ve liberal demokrasilerin kaderine yön verebilir. Birleşik Krallık'ta yakın zamanda yaşanan huzursuzlukları ve siyasi baskıları düşünmek yeterlidir. Bu eğilim, adeta ateşle oynayan AB’yi zayıflatabilir. AB, göçü azaltmak için koordineli bir çaba sarf ediyor ve göçmenler ile mültecilerin Batı Avrupa'ya ilerlemesini durdurmak için çeperindeki ülkelere güveniyor. Polonya, Slovenya ve Macaristan gibi Orta Avrupa ülkeleri, sınır bütünlüğüne ve göreceli ulusal homojenliğe büyük önem veriyor. Bu ülkelerin sakinlerinin çoğu, kontrolsüz göçmen ve mülteci akınından korkuyor. AB, insan hakları ve onuru biçimindeki kendi değerlerine ihanet etmemelidir. Aksi takdirde, sağcı popülistler bu tür ihlalleri verilmiş tavizler olarak ilan edebilirler.
Son tahlilde AB; demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi değerlerini savunmada başarısız olursa, ulusalcı ve İslam karşıtı duygulara kolayca yem olabilir. Bu nedenle liberal Müslüman ülkelere de açık kalmalıdır. AB, bir yandan milliyetçi popülist düşmanı tarafından baltalanmamalı; diğer yandan ise ortalama bir vatandaş ile demokrasi ve özgürlük için mücadele eden ülkeler adına cazibesini korumalıdır.

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.