Uzman çavuşların gelecek kaygısı büyüyor
Haberin Eklenme Tarihi: 15.06.2026 12:08:00 - Güncelleme Tarihi: 15.06.2026 12:11:00Türkiye’nin dört bir yanında, sınır karakollarında, dağ başlarında, kar kış demeden nöbet tutan, vatanın görünmeyen yükünü omuzlayan binlerce uzman çavuş bulunur.
Onlar ne övgü bekler ne de alkış… Onlar için “görev” kutsaldır, vatanın toprağı ise namustur. Ancak bu kahramanlığın gölgesinde, yıllardır dile getirilmeyen, sessiz sedasız büyüyen bir yara vardır; özüyle, kıdemiyle, geleceğiyle yorgun düşen bir meslek grubu…
Bir uzman çavuşun hikâyesi genellikle aynı cümleyle başlar: “Vatanımı sevdim, üniformayı çıkarmadım.” Ama o andan itibaren, “taşeron asker” muamelesi gördüğü bir sistemin içine düşer. Kahramanlığı alkışlanan bu insanlar, hukuki ve özlük hakları bakımından ne yazık ki hâlâ tam anlamıyla devletin asli personeli olarak kabul edilmez.
Özlük hakları: Eşit sorumluluk, eşit hak değil
Uzman çavuşlar, yıllardır kadrolu statü mücadelesi veriyor. Emeklilikte memur statüsünde sayılmadıkları için maaş ve tazminat haklarından mahrum kalıyorlar. Aynı riskleri alan, aynı görevde yer alan subay ve astsubaylarla aralarındaki maaş ve hak farkı, vicdanlarda derin bir adaletsizlik bırakıyor.
Yıllarını operasyon bölgelerinde, sınır hatlarında geçiren uzman çavuşlar, 15-20 yılın sonunda “Artık yaşın doldu” denilerek görevden ayrılmaya zorlanıyor. Ne bir terfi yolu ne bir kariyer planı ne de bir gelecek güvencesi sunuluyor. Bu insanlar, yıllarca “ölümle yaşam arasındaki ince çizgide” görev yaptıktan sonra, sivil hayatta adeta boşluğa bırakılıyorlar.
45 yaşına gelmeden emekliye ayrılmak zorunda kalan binlerce uzman çavuş, ne kamuya geçiş hakkı bulabiliyor ne de özel sektörde tutunabiliyor. Bir zamanlar ülkenin sınırlarını koruyan bu kahramanlar, bugün ancak özel güvenlik ilanlarına başvurabiliyorlar. Ve ne yazık ki bu umutsuzluk; bazılarını intihara, psikolojik çöküntüye, aile dağılmalarına sürüklüyor.
Törenlerde, şehit anmalarında hep onların adı anılır. Ama görevden döndüklerinde onları karşılayan ne bir kadro ne bir statü ne de devletin şefkatli eli olur. Bir uzman çavuşun şu sözü her şeyi anlatır: “Ben bu ülke için 20 yıl dağlardaydım… Şimdi özel güvenlik ilanlarına başvuruyorum.”
Bu, sadece bir bireyin dramı değil, devletin vicdanında yankılanan bir çığlıktır.
Peki, çözüm nerede ve nasıl?
Sorunun çözümü aslında hiç de karmaşık değildir. Gereken şey; samimiyet, adalet ve vefadır sadece. Kahramanlarımızı sıradan bir “asker” değil, devletin kalıcı personeli olarak görmekten geçiyor.
Çözüm için öncelikle uzman çavuşlar, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamına alınmalıdır. Bu hem maaş hem izin hem de emeklilik açısından onlara güvence sağlayacaktır. Belirli hizmet süresini dolduranlara terfi imkânı tanınmalı ve böylece hem motivasyonları artırılmalı hem de kariyer planlaması gerçekçi hale getirilmelidir. Aynı zamanda uzman çavuşların hizmet süresi, görev zorluğu ve risk oranına göre özel bir “Vefa Kanunu” çıkarılmalıdır.
Yaş nedeniyle görevden ayrılanlara kamu kurumlarına geçiş kolaylığı sağlanmalıdır. Söz konusu eski askerler özel sektörde değil, devletin çatısı altında görevine devam ettirilmelidir. Operasyon bölgelerinde uzun yıllar görev yapan personele, zorunlu psikolojik destek ve aile danışmanlığı hizmeti verilmelidir. Unutmayalım, güçlü ordu sağlıklı askerlerle olur.
Uzman çavuşlar, bu ülkenin “adını bilmediğimiz kahramanlarıdır.” Sorunları sadece maaş bordrosuna sığmaz; söz konusu bu mesele adalet, vefa ve insanlık meselesidir. Bugün biz huzur içinde uyuyabiliyorsak, o huzurun bedelini ödeyenlerin sesini duymalıyız.