10 Ağustos 2026

Mekke ittifakı ve geleceğin inşası

Mekke-i Mükerreme’de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Ortak Savunma Anlaşması, İslam dünyasında bir asırdır süren parçalanmışlığa son veren tarihî bir dönüm noktası oldu. Medeniyetimizin bu üç büyük sütunu, ümmetin izzeti ve küresel barış için devasa bir güç birliği sunuyor.

Tarihin nehri bazen ağır ve sessiz akar fakat yatağını bulduğu an, yüzyılların biriktirdiği tortuları ve engelleri söküp atacak muazzam bir kudrete ulaşır. İslam coğrafyası, 20. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması ve hilafetin ilgasıyla birlikte son bir asırdır tarih sahnesinin en ağır parçalanmışlık, yalnızlık ve dağınıklık sınavını verdi. 7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke-i Mükerreme’de, Mescid-i Haram’ın gölgesinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan liderleri tarafından imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”, bu uzun fetret devrinin sona ermekte olduğuna işaret eden tarihî ve stratejik bir dönüm noktası olarak dikkat çekiyor.

İslam dünyası, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Sykes-Picot gibi emperyalist cetvel çizgileriyle yapay haritalara bölündüğünde coğrafi bir parçalanma ile birlikte siyasi, askerî ve zihinsel bir fetret dönemine itildi. Medeniyetimizin merkezî sütunları çöktü, ümmet bilinci ulus-devlet sınırlarının ardına hapsedildi. İstiklal şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un o dönemki feryadı, geçen bir asırlık yalnızlığın adeta trajik bir özetiydi: “Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey! Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar; hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”

Son yüz yıl boyunca İslam âlemi; Filistin’de bitmeyen zulümlere, Bağdat’ın ve Kabil’in işgallerine, Keşmir’in kanayan yarasına ve Balkanlar’dan Doğu Türkistan’a uzanan acılara hep parçalanmışlığın verdiği çaresizlikle şahitlik etti. Birliği sağlayacak kurumsal ve stratejik bir iradenin yokluğu, zengin kaynaklara ve kritik jeopolitik konuma sahip coğrafyaları küresel güçlerin nüfuz alanına dönüştürdü.

Mekke mutabakatı: Üç sütun üzerine yükselen kolektif güç

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Kâbe-i Muazzama’nın gölgesinde imzaladığı kolektif savunma paktı, bu anlamda konjonktürel bir diplomasi hamlesinin çok ötesinde. Dünya Müslüman Âlimler Birliği’nin de açıklamasında altını çizdiği üzere bu ittifak; coğrafyanın üç büyük stratejik, askeri ve manevi omurgasını bir araya getiriyor. Bu üç ülkenin temsil ettiği nitelikler, birbirini tamamlayan muazzam bir medeniyet bileşimi sunuyor. Suudi Arabistan İslam’ın mukaddes beldelerine ev sahipliği yapmanın getirdiği manevi ve tarihi ağırlığı, küresel finansal gücü ve diplomatik etkisiyle; Türkiye derin tarihî devlet birikimi, NATO tecrübesi, savunma sanayindeki teknolojik hamleleri ve jeopolitik köprü konumuyla; Pakistan İslam dünyasının tek nükleer gücü oluşu, yüksek askerî caydırıcılığı ve Güney Asya'daki stratejik konumuyla…

Bu üç gücün ortak hareketi, Dünya Müslüman Âlimler Birliği’nin ifadesiyle ümmetin birliği için “sağlam ve sarsılmaz bir çekirdek” oluşturuyor. Anlaşmada yer alan ve bir ülkeye yapılan saldırıyı üç ülkeye de yapılmış sayan (NATO Madde 5 benzeri) kolektif caydırıcılık taahhüdü, bölgeye göz diken küresel güçlere karşı aşılmaz bir güvenlik kalkanı inşa ediyor.

İlahi emir ve tarihî sorumluluk

Kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim, Müslümanların birliğini ve dayanışmasını sadece bir temenni değil, kaçınılmaz bir ilahi emir olarak koyar. Âl-i İmran Suresi 103. ayette buyrulduğu üzere: "Hep birlikte Allah’ın ipine sıkıca sarılın, bölünüp parçalanmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın..."

Yine Enfâl Suresi 46. ayetteki “Birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da gücünüz, devletiniz elinizden gidiverir” ikazı, son bir asırdır yaşananların tarihsel teyididir. Mekke Anlaşması, bu ilahi emre kulak vermenin ve tarihî sorumluluğu üstlenmenin somut bir tecellisi. İbn Haldun’un Mukaddime’sinde vurguladığı “asabiyyet” (toplumsal dayanışma, ortak şuurlanma ve birlik ruhu) kavramı, bugün jeopolitik bir gerçekliğe bürünüyor.

Savunmadan entegrasyona: Geleceğin vizyonu

Âlimler Birliği’nin son derece isabetli bir şekilde işaret ettiği gibi, Mekke Ortak Savunma Anlaşması askerî bir pakt olarak kalmamalı. Askerî güvenlik, bir binanın temeli; ancak o binada yaşamak için iktisadi, ilmi, sosyal ve teknolojik çatının da inşa edilmesi gerekiyor.

Suudi Arabistan merkezli kurulacak daimî genel sekreterlik ve bakanlar düzeyindeki komiteler, güvenlik alanındaki uyumu ortak yüksek teknoloji projelerine, ortak savunma fonlarına ve askerî akademilere dönüştürülebilir. Savunma sanayii ile başlayan iş birliği; enerji, gıda güvenliği, serbest ticaret bölgeleri ve ortak yatırım bankacılığı ile desteklenebilir.  İslam medeniyetinin Bağdat, Kurtuba ve Semerkand dönemlerindeki ilmi parlaklığına yeniden ulaşabilmesi için yapay zekâ, uzay teknolojileri ve temel bilimlerde ortak araştırma merkezleri kurulabilir.

Bu antlaşma, üç ülkenin kendi kabuğuna çekildiği kapalı bir kulüp değil. Aksine başta Filistin davası, Mescid-i Aksa’nın muhafazası ve ezilen coğrafyaların haklarının savunulması olmak üzere, ortak adalet ve barış vizyonuna inanan tüm Müslüman ülkeler için açık bir şemsiye. Büyük Doğu mimarı Necip Fazıl Kısakürek’in şu mısraları, bugün Mekke’den yükselen bu müjdeyle yeniden anlam kazanıyor: “Sonsuzluk kervanı, peşinizde ben / Üç ayaklı sehpa mahkûmuna dön! / Kırıldıkça çoğalan dallarımız var / Unutma, kökü bende olan ağaç kurumaz!” Yüz yıldır budanan, dalları kırılan fakat kökü derinlerde olan bu ulu çınar, Mekke-i Mükerreme'de atılan imzalarla yeniden sürgün veriyor.

Yirmi birinci yüzyılın çalkantılı jeopolitik atmosferinde Mekke Ortak Savunma Anlaşması, parçalanmışlık çağına vurulmuş nebevi ve stratejik bir mühür. Türkiye’nin sınai ve askerî gücü, Suudi Arabistan’ın manevi merkezîliği ve iktisadi ağırlığı, Pakistan’ın nükleer ve caydırıcı yetkinliği ile birleştiğinde; üç ülke değil, tüm İslam dünyası yeniden özgüven kazanıyor.

Tam bir asır sonra İslam ülkelerinin Mekke-i Mükerreme’de aynı hedef etrafında kenetlenmesi, istikbalin gür sedasının yeniden adalet, barış ve izzet olacağını müjdeliyor. Bu tarihî adımın genişleyerek kurumsal bir medeniyet ittifakına dönüşmesi hem Müslüman aleminin geleceği hem de küresel barışın tesisi için en büyük teminat olacak.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...