Sporun tarafsızlığı mı, siyasetin gölgesi mi?

Haberin Eklenme Tarihi: 4.02.2026 16:50:00 - Güncelleme Tarihi: 4.02.2026 16:54:00

Açık açık uygulanan çifte standartlar, kuralların coğrafyaya göre değişmesi ve yaralanmış spor vicdanı…

Milan’da düzenlenen 145. IOC Kongresi, spor dünyasında deprem etkisi yaratan açıklamalara sahne oldu. Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) Başkanı Kirsty Coventry, Rusya’nın 2028 Los Angeles Olimpiyatları’na geri dönebileceğine dair bugüne kadarki en net sinyali verdi.

FIFA Başkanı Gianni Infantino'nun Rusya'nın uluslararası futbola yeniden dahil edilmesi yönündeki çağrısından sadece bir gün sonra, IOC Başkanı Kirsty Coventry kürsüye çıktı. Coventry, hükûmetlerin davranışlarından bağımsız olarak tüm sporcuların yarışma hakkı olduğunu savundu:

"Siyaseti anlıyoruz ve bir boşlukta faaliyet göstermediğimizi biliyoruz. Ancak bizim işimiz spor. Bu da sporu tarafsız bir alan olarak tutmak demektir; her sporcunun, hükûmetlerinin siyaseti veya bölünmeleri tarafından engellenmeden özgürce yarışabileceği bir yer."

Coventry’nin bu sözleri, 2022’den bu yana dışlanan Rusya’ya yönelik bir zeytin dalı olarak yorumlandı. Rus IOC üyesi Shamil Tarpischev ise bu açıklamaları memnuniyetle karşılayarak, IOC ile ilişkilerin önemli ölçüde düzeldiğini doğruladı. Ukrayna Spor Bakanı Matvii Bidnyi, bu yumuşama sinyallerine sert bir yanıt verdi. Infantino’yu "sorumsuz" ve "çocuksu" olarak nitelendiren Bidnyi, sporun gerçeklikten koparılamayacağını vurguladı:

"Rusya'nın tam kapsamlı saldırganlığından bu yana 650'den fazla Ukraynalı sporcu ve antrenör Ruslar tarafından öldürüldü. Bunların 100'ü futbolcuydu. Ruslar Ukraynalıları öldürmeye devam ederken, bayraklarının ve millî sembollerinin adalet ve dürüstlük gibi değerlere saygı duyan insanların arasında yeri yoktur." Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha ise durumu daha da ileri götürerek, Rusya'nın geri dönüşünü 1936 Berlin Olimpiyatları'na benzetti ve bu girişimi "ahlaki bir yozlaşma" olarak tanımladı.

Rusya’nın 2028 Los Angeles Olimpiyatları’na katılımı; sadece bir spor kararı değil, küresel dengeleri sarsacak jeopolitik bir hamle niteliğindedir. Bu durumun doğurabileceği olası sonuçları üç ana başlıkta inceleyebiliriz:

1. Batı bloku ve boykot riski

2028 Olimpiyatları’nın Amerika Birleşik Devletleri (Los Angeles) ev sahipliğinde yapılacak olması, durumu daha da karmaşıklaştırıyor. Rusya'nın katılımı yasallaşırsa Ukrayna başta olmak üzere, Polonya, Baltık ülkeleri ve İskandinav ülkelerinin oyunları boykot etmesi veya Rus sporcularla aynı sahaya çıkmayı reddetmesi muhtemeldir. ABD hükûmetinin, yaptırım listesindeki Rus heyetine vize verip vermeyeceği devasa bir diplomatik krize dönüşebilir.

2. Sporun "tarafsızlık" ilkesinin erozyonu

IOC’nin "spor siyaset üstüdür" argümanı, bu ölçekteki bir savaşta etik bir çıkmaza girer. Eğer Rusya, işgal devam ederken geri dönerse; gelecekteki uluslararası hukuk ihlallerinde "sporun tarafsızlığı" bir sığınak olarak kullanılabilir. Bu durum, Olimpiyatların evrensel barış sembolü olma özelliğini zayıflatabilir. Rusya, sporcularının başarısını "uluslararası izolasyonun başarısızlığı" ve "savaşın meşruiyeti" olarak iç kamuoyuna sunabilir.

3. Sponsorlar ve yayıncı kuruluşlar üzerindeki baskı

Olimpiyatlar devasa bir ekonomik ekosistemdir. Global sponsorlar, savaş devam ederken Rusya’nın yer aldığı bir organizasyonun parçası olmanın "itibar riskini" yönetmekte zorlanabilir. Tüketici boykotları markaları geri adım atmaya zorlayabilir.

Kirsty Coventry ve Gianni Infantino’nun açıklamaları, sporun "elit" yöneticileri ile sahadaki trajediler arasındaki kopukluğu simgeliyor. Rusya'nın 2028'de olması, spor tarihinin en büyük bölünmelerinden birine yol açabilir.

Türkiye’nin itirazı: Çifte standart

Türkiye, uluslararası spor organizasyonlarında son yıllarda giderek sertleşen bir "anti-çifte standart" retoriği geliştirmiş durumda. Ankara'nın bakış açısına göre, Rusya'ya uygulanan yaptırımların İsrail'den esirgenmesi, sporun evrensel değerlerine vurulmuş bir darbedir.

Türkiye, Rusya konusunda genelde "sporun siyasallaşmasına karşı" bir duruş sergiliyor. Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan’ın da geçtiğimiz dönemde vurguladığı üzere Türkiye; genç sporcuların hükümetlerinin kararları nedeniyle hayallerinden mahrum bırakılmasını etik bulmuyor. Ancak Türkiye'nin asıl itirazı Rusya’nın varlığından ziyade, uygulanan kriterlerin tutarsızlığına.

Türkiye, Rusya ile olan diplomatik kanallarını açık tuttuğu gibi, spor alanında da Rus sporcuların bayrakla katılımına (belli şartlar altında) sıcak bakıyor. Türk spor otoriteleri, Rusya'ya Ukrayna işgalinin 4. gününde gelen men cezalarının, Gazze'deki durum için neden hala gündeme alınmadığını yüksek sesle sorguluyor. Türkiye’nin en sert eleştiri okları, İsrail’in uluslararası organizasyonlarda yer almaya devam etmesine yönelmiş durumda. TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun 2025 sonu ve 2026 başında FIFA ve UEFA’ya gönderdiği mektuplar, bu tutumun en somut örneği. İsrail’in savaş koşullarına rağmen müsabakalara dahil edilmesi, spor dünyasında şu olumsuz etkileri tetikliyor:

Türkiye’deki pek çok organizasyonda (örneğin 2024’teki güreş elemeleri) İsrailli sporcular güvenlik gerekçesiyle veya diplomatik krizler nedeniyle yer alamadı. Bu durum, turnuvaların bütünlüğünü zayıflatıyor. Ukrayna-Rusya Savaşı’nda "insani değerler" üzerinden yaptırım uygulayan kurumların, Gazze’de ölen sporcular ve yıkılan stadyumlar karşısında sessiz kalması, kurumların (IOC, FIFA) meşruiyetini sarsıyor. İsrail’in katıldığı her müsabaka, tribünlerde ve saha dışında devasa protesto dalgalarına neden oluyor. Bu durum, sporun "birleştirici" ruhunu gölgeleyerek organizasyonları birer siyasi çatışma alanına dönüştürüyor.

Türkiye, 2028 Los Angeles yolunda Rusya'nın dönüşüne "adil bir çerçeve" çizilirse itiraz etmeyecek; ancak İsrail üzerindeki koruma kalkanının kalkması için diplomatik baskısını artırmaya devam etmelidir. Ankara için mesele artık Rusya'nın orada olup olmaması değil, "Batı merkezli spor bürokrasisinin" tarafsızlığını yeniden kanıtlamasıdır.