20 Mayıs 2026

Sahnede gösteriş, perde arkasında belirsizlik

2026 Pekin Zirvesi: Trump ve Xi Jinping’in görkemli buluşması diplomatik bir gösteriye sahne oldu. Ancak Tayvan’daki askerî hareketlilik, İran krizi ve havada kalan ticaret anlaşmaları, zirvenin somut içerikten ziyade stratejik belirsizlikler ve ertelenen küresel riskler ürettiğini gösteriyor.

Dünyanın en büyük iki ekonomik ve askerî gücü olan Amerika Birleşik Devletleri ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler, modern diplomatik tarihin en dalgalı dönemlerinden birini yaşıyor. Son 14 aydır devam eden ekonomik çekişmeler, küresel tedarik zincirlerini kökünden sarsmış, piyasalarda istikrarsızlığa yol açmış ve çok sayıda şirketin iflas bayrağını çekmesine neden olmuştu. İşte böyle bir küresel kaos atmosferinde, ABD Başkanı Donald Trump’ın Pekin’e gerçekleştirdiği iki günlük resmî devlet ziyareti ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile bir araya geldiği merakla beklenen zirve, tüm dünyanın gözünü Asya’ya çevirmesine neden oldu.

Ancak Air Force One uçağı Washington’a geri dönmek üzere Pekin’den havalandığında, geride kalan diplomatik manzara oldukça karmaşık bir tablonun ipuçlarını veriyordu. Kusursuz bir ev sahipliği, üst düzey diplomatik protokoller, görkemli ziyafetler ve liderler arasındaki samimi fotoğraf kareleri... Tüm bu optik başarıya rağmen resmî açıklamaların satır araları okunduğunda zirvenin somut, radikal ve kalıcı politika değişikliklerinden ziyade atmosferik bir gösteriden ibaret kaldığı görülüyor. Bir başka deyişle, 2026 Pekin Zirvesi gösteriş açısından zengin, ancak içerik açısından zayıf bir diplomatik hamle olarak tarihteki yerini almaya aday.

Ekonomik beklentilerin gölgesinde kalan somut sonuçlar

Zirvenin öncesinde, özellikle Washington kanadında ikili ilişkilerin ekonomik ve ticari ayağına büyük bir öncelik veriliyordu. Trump’ın Pekin’e beraberinde 17 üst düzey şirket yöneticisinden oluşan devasa bir iş dünyası delegasyonu getirmesi, yarı iletkenlerden ödeme sistemlerine, pazara erişim kolaylıklarından milyarlarca dolarlık yeni ticaret anlaşmalarına kadar geniş bir yelpazede somut adımlar atılacağı beklentisini doğurmuştu. Ancak zirve sonunda ortaya çıkan ekonomik bilanço, bu büyük beklentilerin oldukça altında kaldı.

Müzakere masasında uzun süredir bekleyen ve netleşmesi umulan pek çok kritik başlık, zirve sonrasında da belirsizliğini korumaya devam etti:

  • Tarım ürünleri ve soya fasulyesi: Trump’ın, Çin'in ABD'den “milyarlarca dolarlık” soya fasulyesi ve diğer tarım ürünleri satın alacağına dair muğlak açıklamaları, sektör temsilcileri tarafından şüpheyle karşılandı. Ticaret kurulları ve yatırım kurullarının işleyişine dair somut detayların paylaşılmaması, vaat edilen devasa satış rakamlarının gerçeğe dönüşme ihtimalini zayıflatıyor.
  • Boeing ve havacılık sektörü: Çin'in, beklentilerin altında kalan 200 uçaklık Boeing alım anlaşmasını onaylaması, havacılık sektörü için küçük bir nefes olsa da yapısal krizleri çözecek büyüklükte bir hamle olarak görülmedi.
  • Nadir toprak elementleri ve teknoloji nüfuzu: Çin'in, modern teknolojinin ve yarı iletkenlerin kalbinde yer alan nadir toprak mıknatısları üzerindeki tekelini her geçen gün sıkılaştırması, ABD’nin elini zayıflatıyor. Bu durum, Washington’ın ticaret anlaşmalarından umduğu yüz milyarlarca dolarlık kazanç hedeflerine ulaşmasını zorlaştırıyor.

Piyasaların bu içerik yetersizliğine tepkisi ise gecikmedi. Zirvenin ardından ABD borsalarında yüzde birden fazla düşüş yaşanırken, dünya genelinde tahvillerde ciddi bir satış baskısı oluştu. Ham petrol fiyatlarının yükselmesi ve küresel ekonomiyi rahatlatacak net bir ticaret ateşkesi uzatılmasının ufukta görünmemesi, iş dünyasındaki güvensizlik ortamını körükledi.

Güç dengesi arayışı ve “G2” atmosferi

Pekin’deki görüşmelerin en dikkat çekici diplomatik çıktılarından biri, Çin’in ikili ilişkilere getirmek istediği yeni kurumsal çerçeve oldu. Xi Jinping’in zirve sırasında gündeme getirdiği, ancak henüz sınırları net olarak çizilmemiş olan yeni istikrar çerçevesi önerisi, Pekin’in küresel siyasetteki vizyonunu açıkça ortaya koyuyor. Çin, artık kendisini ABD'nin karşısında yapısal olarak tamamen denk bir küresel güç (G2) olarak konumlandırmak ve bu statüyü Washington’a resmen tescil ettirmek istiyor.

Halkın Büyük Salonu ve Zhongnanhai'nin kapalı kapıları ardında hissedilen bu “G2 havası”, Washington ve Pekin için kısa vadeli bir uzlaşı zemini sunsa da, Asya-Pasifik bölgesindeki diğer aktörler için ciddi bir endişe kaynağı. Özellikle Japonya ve Güney Kore gibi geleneksel ABD müttefikleri ile bölgedeki daha küçük ölçekli ülkeler, bu iki dev küresel gücün dünyayı kendi aralarında paylaşmasından ve bu süreçte kendi stratejik çıkarlarının feda edilmesinden derin bir kaygı duyuyor. Bölge diplomasisinin koridorlarında, en kötü senaryonun (ani bir askerî çatışmanın) bu zirveyle önlendiğine dair bir rahatlama olsa da kapalı kapılar ardındaki huzursuzluk varlığını sürdürdü.

Sahadaki askerî gerilim ve Tayvan Boğazı'ndaki ihlaller

Zirve sırasında liderler düzeyinde kurulan doğrudan iletişim, her ne kadar kısa vadeli bir tırmanma riskini azaltsa da iki ülke arasındaki en köklü yapısal krizlerin başında gelen Tayvan meselesindeki askerî hareketliliği durdurmaya yetmedi. Pekin yönetimi, Tayvan’ı kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görmeye ve gerekirse güç kullanarak ana kararla birleştirmeyi hedeflemeye devam ediyor. Zirvede Çin kanadından yükselen, “Bu mesele doğru yönetilirse ilişkiler istikrar kazanır, aksi takdirde çatışma ve hatta savaş kaçınılmazdır” şeklindeki sert uyarılar, aslında sahada uygulanan yoğun askerî baskıyla da paralellik gösteriyor.

Tayvan Savunma Bakanlığı tarafından paylaşılan resmî veriler, bu gerilimin boyutunu gözler önüne seriyor. Paylaşılan bilgilere göre, 2026 yılının Nisan ayı boyunca Çin'e ait askerî unsurlar tarafından Tayvan Boğazı'nda toplam 169 hava saldırısı ve sınır ihlali gerçekleştirildi. Bu askerî hareketlilik Mayıs ayında da hız kesmeden devam etti ve zirve dönemine kadar geçen kısa sürede 90'dan fazla hava ihlali daha kayıtlara geçti. Sahadaki tırmanmanın en çarpıcı örneği ise tek bir günde yaşandı; 7 Mayıs tarihinde Çin askerî uçakları Tayvan Boğazı'nda tam 22 saldırı ve ihlal uçuşu gerçekleştirerek bölgedeki tansiyonu zirveye taşıdı.

Söz konusu askerî uçuşların büyük bir kısmının boğazın orta hattını rutin olarak geçmesi, Pekin’in diplomatik masadaki istikrar söylemlerine tezat bir askerî güç gösterisi olarak değerlendiriliyor. ABD, resmî olarak Tayvan’ın bağımsızlığını tanımasa da adanın zorla ele geçirilmesine karşı çıkıyor ve yasal yükümlülükleri gereği adaya silah tedarik etmeyi sürdürüyor. Dolayısıyla, iki liderin Pekin’de el sıkışması, Tayvan Boğazı’nda kronikleşen ve rakamlarla da sabit olan bu askerî hareketliliği ve çatışma riskini ortadan kaldırmıyor.

Orta Doğu denklemi ve İran politikası

Trump’ın Pekin ziyaretindeki en büyük stratejik beklentilerinden bir diğeri de Orta Doğu’da giderek derinleşen kriz üzerineydi. ABD’nin iç siyasette seçmen desteğini kaybetmesi ve küresel enerji fiyatlarının yükselmesiyle içinden çıkılmaz bir hâl alan İran eksenli gerilimde, Trump Pekin’in diplomatik ağırlığını kullanmasını hedefliyordu.

Ancak Çin’in İran üzerindeki nüfuzunu Washington’ın lehine bir baskı aracına dönüştürme planı, Xi Jinping’in esnek ve dengeli diplomasisine çarptı. Çin kanadı, Hürmüz Boğazı’nın uluslararası ticarete açık kalmasını desteklediğini, İran’ın nükleer silah sahibi olmasına karşı olduğunu ve stratejik su yollarında gemilere fazladan geçiş ücreti uygulanmasını istemediğini belirterek geleneksel tezlerini tekrarladı. Öte yandan, Tahran yönetimiyle ticari ve stratejik ortaklığını sürdüren Pekin, Washington’a yardım etmek adına İran’a somut bir baskı uygulayacağına dair net bir taahhüt vermekten özenle kaçındı. Trump’ın dönüş yolunda gazetecilere verdiği “Ondan bir iyilik istemedim, bence kendisi gereğini yapacaktır” şeklindeki demeç, aslında masadan bu konuda somut bir söz alınamadığının diplomatik bir itirafı niteliğinde.

Kişisel kimya ve öngörülemezlik faktörü

İçerik yönünden zayıf kalan zirvenin en çok parlatılan unsuru, şüphesiz iki lider arasındaki kişisel kimya ve diplomatik atmosfer oldu. Trump’ın Xi Jinping için sarf ettiği “Sizinle arkadaş olmak bir onur” sözleri ve ikili ilişkilerin geleceğine dair iyimser vurguları, kısa vadede gerilimi düşürmek açısından olumlu birer sinyal. İki liderin önümüzdeki aylarda üç yüz yüze görüşme daha yapma ihtimalinin önünün açılması, diplomatik kanalların açık kalacağını göstermesi açısından değer taşıyor.

Ancak bu noktada çok önemli bir parantez açmak gerekiyor: ABD Başkanı Trump’ın kurumsallıktan ziyade “sezgilerine” güvenerek karar alan işleyiş tarzı ve öngörülemezliği bir müzakere taktiği olarak kullanması, bu tür zirve diplomatik başarılarını kırılgan kılıyor. Bugün Pekin’de yakalanan olumlu hava, yarın sabah atılacak tek bir sosyal medya mesajı veya ani bir gümrük vergisi kararıyla tamamen tersine dönebilir.

Bununla birlikte, Amerikan iş dünyasının Çin pazarındaki yumuşak güç arayışları da devam ediyor. Nvidia kurucusu Jensen Huang’ın Pekin’deki ünlü bir restoranda yerel yemekler yerken paylaştığı görüntülerin Çin kamuoyunda yarattığı sempati, Amerikan teknoloji devlerinin resmî politikalardan bağımsız olarak Çin ile kültürel ve ticari bağları koparmak istemediğinin hesaplı bir göstergesi.

Geleceğe ertelenen hesaplaşma

2026 Pekin Zirvesi, ABD ve Çin arasındaki küresel güç mücadelesinde radikal bir kırılma yaratmaktan ziyade, mevcut durumun sürdürülmesini sağlayan bir zaman kazanma hamlesi olarak değerlendirilebilir. Yapay zekâ, nükleer silah kontrolü, ihracat kısıtlamaları, yarı iletken krizi ve Güney Çin Denizi’ndeki egemenlik tartışmaları gibi devasa yapısal sorunlar çözülmemiş, yalnızca önümüzdeki haftalarda yapılacak teknik heyet görüşmelerine devredildi.

Zirvenin en somut başarısı, iki dev nükleer güç arasındaki doğrudan çatışma riskini kısa vadede askıya almış olması gibi gözüküyor. Ancak masadaki yapısal krizlerin büyüklüğü ve liderlerin taban tabana zıt jeopolitik vizyonları göz önüne alındığında, Pekin’deki o görkemli salonlarda verilen barışçıl görüntülerin ardındaki fırtınanın tamamen dindiğini söylemek için henüz çok erken. Dünya ekonomisi ve küresel siyaset, bu iki devin önümüzdeki aylarda yapacağı yeni hamleleri ve kapalı kapılar ardında yürütülen pazarlıkların gerçek sonuçlarını büyük bir temkinlilikle izlemeye devam edecek.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...