Trump, Putin ve Xi üçgeninde yeni uluslararası sistem
Trump, Putin ve Xi ekseninde şekillenen yeni küresel denklem, uluslararası sistemi tek kutupluluktan “asimetrik çift kutupluluğa” taşıyor. Pekin zirveleri; Çin’in denge siyaseti, Rusya’nın artan bağımlılığı ve ABD’nin güvenlik stratejileri üzerinden 21. yüzyılın güç haritasını yeniden çiziyor.
Modern uluslararası ilişkiler sistemi, hegemonik güç yapıları ile çok kutuplu dünya arayışları arasındaki en keskin kırılma dönemlerinden birini yaşıyor. Bu kırılmanın ve dönüşümün merkez üssü konumunda olan Pekin, 2026 yılının Mayıs ayında küresel jeopolitiğin yönünü tayin eden iki kritik diplomatik temas dizisine ev sahipliği yapmıştı. İlki, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin başkentine gerçekleştirdiği resmî ziyaret; ikincisi ise bu ziyaretten yalnızca günler sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında gerçekleşen yüksek düzeyli stratejik zirvedir.
20 Mayıs 2026 tarihinde Pekin’deki Büyük Halk Salonu’nda bir araya gelen Xi Jinping ve Vladimir Putin, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın tarihsel derinliğini ve geleceğe yönelik vizyonunu içeren kapsamlı bir diplomasi trafiği yürüttü. Bu görüşme; ikili ilişkilerin seyri açısından değil, küresel yönetişim mekanizmalarının revizyonu iddiası bakımından da kritik somut çıktılar üretti. Realist ve anarşist kanunlara karşı çok kutupluluk görüşmenin en net ideolojik ve normatif çıktısı, liderlerin yayınladığı ortak bildiride yer alan küresel düzen eleştirileridir. Xinhua haber ajansının aktardığı üzere, bu yıl Çin-Rusya stratejik koordinasyon ortaklığının 30. yılı ve İyi Komşuluk ve Dostça İş Birliği Antlaşması'nın 25. yılına tekabül ediyor. Bu tarihsel referansların gölgesinde liderler, uluslararası toplumun bir parçalanma riskiyle karşı karşıya olduğu ve küresel sistemin adeta bir "orman kanunu" (law of the jungle) normuna geri dönme tehlikesi taşıdığı uyarısında bulunmuşlardır. Xi Jinping’in doğrudan isim vermeden ABD’nin tek taraflı politikalarını hedef alan "tek taraflılık ve hegemonik karşı akımların yükselişi" ifadesi, Çin ve Rusya’nın mevcut Batı merkezli liberal uluslararası düzeni meşruiyet krizinde gördüklerinin açık bir kanıtıdır. İki lider, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olarak "daha adil, makul ve çok kutuplu bir küresel yönetişim sistemi" inşa etme taahhüdünü yenilediler. Bu durum, inşacı uluslararası ilişkiler teorisi bağlamında, revizyonist güçlerin küresel meşruiyet normlarını yeniden tanımlama gayretini gösteriyor.[1][2]
Altın Kubbe krizi ve Pekin-Moskova yakınlaşması
Zirvede, askerî-stratejik dengeleri sarsan iki somut gelişmeye karşı ortak cephe sinyali verildi. Birincisi, ABD Başkanı Trump’ın ABD Orta Batı bölgesinde yeni bir füze alanı oluşturmayı ve uzay tabanlı önleyicileri içeren 175 milyar dolarlık "Golden Dome" (Altın Kubbe) ulusal füze savunma sistemi projesine karşı yükseltilen ortak itirazdır. Moskova ve Pekin, bu hamleyi küresel stratejik istikrarı bozan egemenlik ihlali riski olarak nitelendirdi. İkincisi ise 2026 yılının Şubat ayında ABD ve Rusya arasındaki son nükleer silah kontrol antlaşmasının (New START halefi arayışlarının) Trump yönetiminin uzatma teklifine yanıt vermemesi neticesinde geçerliliğini yitirmesidir. İki lider, Washington’ın bu tek taraflı hamlelerini stratejik dengeleri dinamitleyen eylemler olarak tanımlamış ve kendi güvenlik mimarilerini daha entegre hâle getireceklerini ilan etmişlerdi.
Ekonomik ve ticari boyutta, turizm, eğitim, medya ve teknoloji dâhil olmak üzere yaklaşık 40 farklı iş birliği protokolü imzalandı. Ancak jeoekonomik analizin en kritik halkasını enerji sektörü oluşturuyor. Putin, enerjiyi "ekonomik iş birliğinin lokomotifi" olarak nitelendirdi. Rusya’nın 2022'de başlayan Ukrayna işgali sonrasında Batı pazarlarını tamamen kaybetmesi, Moskova’yı finansal olarak Çin’e bağımlı hâle getirdi. Rusya, Avrupa’ya satamadığı yıllık 50 milyar metreküplük gazı Çin’e yönlendirecek olan Sibirya'nın Gücü 2 (Power of Siberia 2) boru hattı projesinde nihai bir imza ve takvim koparmayı hedeflemişti.[6] Buna karşın, zirveden bu konuda somut bir atılım çıkmamıştı. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, güzergâh ve inşaat modelinde "temel bir anlayışa" varıldığını ancak net bir takvimin olmadığını; teknik ve ticari detayların (özellikle fiyat mekanizmasının) hâlâ üzerinde çalışıldığını kabul etti. Bu somut çıktı, realizmin rasyonel aktör modeline tam olarak uyuyor: Çin, Rusya’nın içinde bulunduğu sıkışmışlığı görerek acele etmiyor, enerji arzında tek bir ülkeye aşırı bağımlı olmaktan kaçınmıyor ve fiyat pazarlığında elini en üst seviyede tutuyor.[7]
Pekin’in Mayıs 2026’daki diplomasi trafiği, Çin’in "büyük güçler arası denge oyunu" olarak adlandırılabilecek rasyonel bir dış politika stratejisini nasıl uyguladığını gözler önüne sermektedir. Trump ve Putin ile yapılan görüşmelerin somut çıktıları Çin’in stratejik çıkarları açısından kıyaslandığında, net asimetriler ve pragmatik tercihler ortaya çıkıyor.
Hem Trump hem de Putin Pekin’de kırmızı halı ve askerî bando eşliğinde en üst düzey diplomatik protokolle ağırlandı. Ancak bu biçimsel benzerlik, içerikteki derin uçurumu gizlemiyor. Çin ile Rusya arasında son 10 yılda 40’tan fazla liderler düzeyinde görüşmeyle inşa edilen kurumsal ve kişisel güven ilişkisi, Çin-ABD ilişkilerinde kesinlikle bulunmuyor. Xi, Putin ile olan ilişkisini "bükülmez ve sarsılmaz" olarak tanımlarken, Trump ile olan temasını tamamen pragmatik ve kriz yönetimi odaklı bir düzlemde tuttu.
İran krizi gölgesinde Çin’in denge stratejisi
2026 yılında tırmanan en sıcak küresel kriz olan ABD-İsrail'in İran'a yönelik askerî operasyonları karşısında Çin'in iki zirvedeki pozisyonu rasyonel bir denge arayışıdır. Xi, Trump ile görüşmesinde gerilimi tırmandırmama sözü verirken, Putin ile görüşmesinde Orta Doğu'daki çatışmanın "kritik bir eşikte" olduğunu belirterek "ivedi bir ateşkes" çağrısı yapmış ve düşmanlıkların rücu etmesinin kabul edilemez olduğunu savundu. Bu perspektifte Çin’in rasyonel önceliği, İran Savaşı ve Hürmüz Boğazı krizinin tetiklediği küresel enerji arzı kesintilerinden en az hasarla çıkmaktır. Rusya bu krizi, Çin'e Batı yaptırımlarından alternatif bir enerji limanı olma teklifi sunarak kendi lehine çevirmeye çalışırken; Çin, Rusya’nın bu teklifini memnuniyetle karşılamakta ancak kendisini Rusya’nın jeopolitik takvimine tamamen kilitlememiyor.
Ukrayna bağlamında ise Çin, Trump'a verdiği savaşı tırmandırmama imajını korurken, Putin karşısında da Rusya'nın ekonomik ve çift kullanımlı teçhizat hatlarını açık tutarak Moskova’nın çöküşünü engelleme stratejisini sürdürüyor. Putin'in Çin'in Ukrayna'daki "tarafsız ve nesnel" duruşunu övmesi, Çin'in bu iki yüzlü rasyonel denge politikasındaki diplomatik başarısını gösteriyor.
Pekin’de somutlaşan bu diplomatik dinamikler; ABD, Çin ve Rusya arasındaki üçlü güç dengesinin yapısal bir dönüşüm geçirdiğine işaret ediyor. Bu yeni durum, Soğuk Savaş dönemindeki Kissinger Üçgeni'nin tam tersi bir yönde işlediğini kanıtlar. 1970'lerde ABD, Çin ile yakınlaşarak SSCB'yi yalnızlaştırırken; 2026 yılı itibarıyla Çin, Rusya ile stratejik koordinasyonunu derinleştirerek ABD’nin tek taraflı küresel hegemonyasını sınırlandırma paradigmasını benimsiyor.
Trump liderliğindeki ABD dış politikası, çok taraflı antlaşmalardan çekilme (Şubat 2026'daki nükleer antlaşma krizi gibi) ve Golden Dome gibi devasa ulusal güvenlik projeleriyle askerî-teknolojik üstünlüğü tek taraflı olarak konsolide etme rasyonalitesine dayanıyor. Rusya, Ukrayna Savaşı sonrası Batı dünyasından tamamen tecrit edilmesinin ardından, hayatta kalma stratejisini Çin’in ekonomik ve siyasi desteğine endeksledi. Putin’in Pekin’deki söylemleri, Rusya’nın askerî gücünü çok kutuplu bir dünya düzeni inşa etme yolunda feda etmeye hazır revizyonist bir gaddar realizm örneğidir. Ancak Rusya için tehlike, bu stratejinin kaçınılmaz olarak Çin karşısında asimetrik bir bağımlılık sarmalı yaratmasıdır. Sibirya'nın Gücü 2 hattındaki takvimsizlik, Rusya'nın artık küresel enerji piyasalarında fiyat belirleyici bir aktör olmaktan çıkıp, Çin’in rasyonel jeoekonomik hesaplarına tabi bir küçük ortak konumuna gerilediğini tescilliyor.
Çin, bu üçlü paradigmada en avantajlı pozisyonda yer alıyor. Çin ne ABD gibi mevcut sistemi tamamen tek taraflı bir güç gösterisiyle yıkmaya çalışıyor ne de Rusya gibi askerî bir kumar oynuyor. Pekin'in stratejisi, “ağ merkezli revizyoniz” olarak tanımlanabilir. Xi'nin insanlığın ortak geleceği için paylaşılan bir topluluk inşa etme ve daha adil küresel yönetişim söylemleri, gelişmekte olan ülkeleri ve Batı dışı dünyayı Pekin’in çekim merkezine dâhil etme amaçlı yumuşak güç enstrümanlarıdır. Çin, Rusya’yı askerî ve jeopolitik bir kalkan olarak öne sürerken, ABD ile ekonomik bağlarını tamamen koparmayarak küresel pazarlardaki kapitalist entegrasyonunu koruyor.
Asimetrik çift kutupluluğun doğuşu
Pekin zirvelerinin ortaya koyduğu parametreler, uluslararası ilişkiler teorisinin gelecekte kutupluluk kavramını yeniden formüle etmek zorunda kalacağını gösteriyor. 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde dünya, ne klasik Soğuk Savaş’ın iki kutuplu katı ideolojik yapısına ne de 1990’ların Amerikan tek kutupluluğuna geri dönecektir. Önümüzdeki dönem, "asimetrik çift kutupluluk içinde değişken ittifaklar" olarak kavramsallaştırılabilecek yeni bir evredir. Gelecek on yıla dair kuramsal öngörü, küresel sistemin iki ana eksen etrafında kristalize olacağını varsayıyor. Bir tarafta, ABD’nin başını çektiği, askerî-teknolojik olarak "Golden Dome" benzeri ulusal ve bölgesel kalkanlarla tahkim edilmiş, korumacı ve teknoloji milliyetçisi Batı bloku yer alacaktır. Diğer tarafta ise Çin’in ekonomik ve teknolojik altyapı merkezini (Kuşak ve Yol Girişimi, dijital yuan, BRICS+) oluşturduğu, Rusya’nın ise bu yapıya askerî-stratejik derinlik ve ham madde güvenliği sağladığı Batı dışı eksen konsolide olacaktır. Ancak bu bloklaşma, katı bir Demir Perde yaratmayacaktır. Çin’in rasyonel ekonomik çıkarları, Batı pazarlarıyla merkezden bağlı kalmayı gerektirmektedir. Bu nedenle küresel sistem, ekonomik olarak karşılıklı bağımlılığın sürdüğü ancak güvenlik, normlar ve siber-teknolojik egemenlik alanlarında tam bir bölünmenin yaşandığı kırma bir yapıda çalışacaktır.
Rusya’nın Çin’e olan asimetrik bağımlılığı, ilerleyen yıllarda Moskova’da bir iç güvenlik ve egemenlik endişesi yaratabilir. Çin'in Sibirya'nın Gücü 2 projesinde yaptığı gibi ticari tavizleri sonuna kadar zorlayan pragmatik tutumu, Rus devlet elitleri arasında uzun vadede Çin hegemonyası korkusunu tetikleyebilir. Bu durum rasyonalist teorinin öngördüğü üzere, Rusya'nın gelecekte kendi egemenliğini korumak adına Batı ile dönemsel ve taktiksel yumuşama süreçleri aramasını zorunlu kılabilir.
Sonuç olarak, Mayıs 2026 Pekin zirveleri, uluslararası ilişkilerde güç kavramının sadece askerî enstrümanlarla ya da sadece ekonomik büyüklükle ölçülemeyeceğini; asıl gücün, farklı aktörlerle eşzamanlı olarak rasyonel ilişkileri yönetebilme ve küresel normatif anlatıyı inşa edebilme kapasitesi olduğunu kanıtladı. Çin, Trump’ın tek taraflı rasyonalizmi ile Putin’in askerî revizyonizmi arasında sıkışmak bir yana, bu iki dinamik arasındaki asimetriyi kendi küresel liderlik vizyonu için bir basamak olarak kullanmayı başarmaktadır. Küresel düzende anarşi kanunları ile hukukun üstünlüğü arasındaki kavga sürerken, Pekin kendi kurallarını yazdığı yeni bir küresel ekosistemin temellerini atıyor.
Notlar
[1] "Xi calls for higher-quality China-Russia comprehensive strategic coordination to boost respective development", The State Council The People's Republic of China, https://english.www.gov.cn/news/202605/20/content_WS6a0d3e8fc6d00ca5f9a0b1de.html, (Erişim Tarihi: 20.05.2026).
[2] "Xi and Putin signal united front against US in Beijing talks", Aljazeera, https://www.aljazeera.com/news/2026/5/20/chinas-xi-jinping-and-russian-president-vladimir-putin-meet-in-beijing, (Erişim Tarihi: 20.05.2026).
[6] "Xi and Putin wrap up talks in Beijing with no final details on gas pipeline", BBC, https://www.bbc.com/news/live/c86d7yqyyz6t, (Erişim Tarihi: 20.05.2026).
[7] "Putin and Xi Sign ‘Multipolar World’ Declaration in Beijing", The Moscow Times, https://www.themoscowtimes.com/2026/05/20/putin-and-xi-sign-multipolar-world-declaration-in-beijing-a92796, (Erişim Tarihi: 20.05.2026).

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.