Kalk düğüne gidelim!

Haberin Eklenme Tarihi: 1.06.2026 14:05:00 - Güncelleme Tarihi: 1.06.2026 14:08:00

Rilke’nin “Duino Ağıtları”nda geçen meşhur dizesi “Çünkü kalacak hiçbir yer yok” günümüzü çok iyi tanımlıyor. Artık gerçeklik ile kendi aramızdan kaydırma alışkanlıklarını kaldırmamız -hem de bir an önce- gerekiyor. Gereklilik, gerçekliğin bir öğle saati yere vuran gölgesidir.

Her şey ölçümlenme sistemi olan sayılarla başladı. Sayılar ve sayısallıklar... Sayısal, yani dijitallik. Hangi insanın vefasını sayılar belirleyebilir? En son hangi güzelliğe uzun ve dalgın dalgın baktığınızda tadına varabildiniz mesela? Kaydır-geç!

Hayır, bu bir dijital-sayısal eleştiri yazısı değil, ölçümlenme uğruna feda edilen ölçümlenemezlerin bir savunmasıdır. “Günümüzün krizi, hayata anlam ve yön verebilecek her şeyin kopup gitmesidir. Yaşam artık tutulabilecek ve sürdürülebilecek şeylerle desteklenmemektedir” diyordu Byung-Chul Han.

Benim varsayımım ise kitleleri birer dijit-sayı üzerinden tanımlayıp, belli sayılar ve gruplar hâlinde kategorize edebilmek üzerinedir. Tasnif, sınıflandırma demektir. Aslında tasnif diyebilirdim ancak burada sınıfları geçeli çok oldu.

Yazımı üç sac ayağı üzerinde kurgulamıştım. Kültürel ve sanatsal boyutu bir ayağı iken politik zaviyesi ikincisiydi. Üçüncüsünde de felsefi zemin ve toplumsal boyutları izah etmeye çalışacaktım.

Ancak şöyle yapacağız bu sefer: Günlük hayat rutinimizdeki karşımızda gulyabani gibi duran hemen her platform, bir nevi pürüzsüzleştiren algoritmalarla donanmıştır. Aklımıza gelen hemen her platform… Netflix misal, yapımcılarına dayattığı dijital algoritma üzerinden sinema ve dizi sektörüne bir pürüzsüz imaj veriyor. Provokatif eserler Spotify üzerinde dahi ilk beş veya yedi saniye içinde diğerine atlanılmamak üzere dizayn edilmek zorunda kalıyor. “Rahatsız edici” kavramı, artık her şeyin dibindeki kibrit suyu.

Fonlanma noktasına geldiğimizde yine çok dinlenen, seyredilen veya beğenilen çalışmalar bu algoritma üzerinde ekonomi buluyor. Özgünlüğü, hatta “öz”lüğü ortadan kaldıran bir sistemin satın alıcılarıyız.

Algoritmalardan artakalan: Kolektif kültürel yığınlar

Edebiyat veya şiir, gerçekten hâlâ müşteri bulabiliyorsa yine ortalamanın civarında pürüzsüz bir akış hâlinde dolanmalı. Algoritmalar insanları ve insanlığı kolektif bir kültürel yılgınlığa, tembelliğe, atalete veya tükenmişliğe sürüklüyor.

Fransızcada “avant-garde”, dilimizde ise “avangart”; öncü kuvvet demek. Sanatta, edebiyatta, müzik veya düşünce dünyamızda zamanının ilerisinde olan, alışılagelmişi kıran, yıkan, onu geride bırakan, sınırları zorlayan eserlere avangart diyoruz. Dadaizm, kübizm, sürrealizm gibi dallar şu sıralar muhatabını dahi bulamıyor.

Peki neden sistem “avangart sanat” akımları için bir heyula? Çünkü sistem risk barındıran hemen her sanata karşı aynı görmezden gelme taktiğini uygulayarak, ortalama ve pürüzsüz bir sanatı ve sanatseveri oluşturmaya çalışıyor.

Bir zaman sonra ince dudaklı, botokssuz bir aktris gördüğümüz film dahi avangart sayılabilir. Ancak aklımda şöyle bir mısra geçiyor: tüm sanatların ve sanatseverlerin uyuşmuş ayaklarını harekete geçirmesi için…

“Kalk düğüne gidelim…”

Hamiş: Politik ve toplumsal yansımaları için diğer müstakbel yazıları bekleyiniz, bu sizin için mühimse tabii.