Bizi robotlar mı yönetiyor?

Haberin Eklenme Tarihi: 16.06.2026 14:08:00 - Güncelleme Tarihi: 16.06.2026 14:10:00

Öncelikle pürüzsüz algoritmaların kültür ve sanatta oynadığı aktif rolu gördükten sonra, ikinci yazımda toplum üzerindeki tesirini tartışmıştık. Şimdi asıl can alıcı tarafına denk geldik. Toplum mühendisliği perdesinde siyaset algoritmik optimizasyonla nasıl insanoğlunun ruhsuzlaştığını ve basit anlamda “müşteri memnuniyeti anketine” dönüştüğünü somut, çarpıcı ve çılgın örneklerle derinleştirdiğimi okuyacaksınız. 

Geleneksel siyasette bir lider vardır. Kürsüye çıkar ve inandığı veya savunduğu ideoloji doğrultusunda savlarını ifade eder, nutuk atardı. Ancak şu anda öyle olmuyor. Liderlerin ağzından çıkan kelimeler, dijital laboratuvarlarda test edildikten sonra metin yazarların hizmetine veriliyor. Yani lider, bir kukladan başka bir şey değil artık. Korkutucu mu? Devam edelim o hâlde.

Algoritmik siyasetin inşası

Büyük veri (big data) firmaları sosyal medya etkileşimlerini anlık olarak tarar, o anki mikroskobik hassasiyetleri ölçer. Liderimiz, bir fikrin on değişik versiyonunu sosyal medya bot hesaplarından test olarak salar. Hangi kelime kombinasyonları daha çok beğeni veya paylaşım hatta öfke alıyorsa liderimizin ertesi günkü konuşma metni ona göre teşkil olur.

“Mikro hedefleme” diyebileceğimiz bu algoritma hata payını insana vermemek adına, aynı haberi ülkenin tamamına aynı kelimelerle anlatmaz. Algoritma, işçilerin yoğun olduğu şehirlerde “İşlerimiz elimizden gidiyor” şeklinde verirken, orta sınıfın ekseriyette olduğu kentlerde “Güvenliğiniz tehdit altında” şeklinde servis edilir. Yani lider artık vizyon sahibi ideolojisi olan lider değil, en yüksek etkileşimli replikleri okuyan alelade kişiden başka bir aktörden fazlası olmuyor. Bu da ideolojilerin değil, kelimelerin siyaseti.

Bir diğer yöntemde karşımıza odak gruplar çıkıyor. Belirli bir yem kullanarak balık avına çok benziyor bu odak grup çalışması. Milyonlarca seçmenin dijital ayak izlerine ulaşan her türlü siyasi danışmanlık şirketi, bir liderden daha tesirli siyaset güdebiliyor. Amazon’da yapılan alışverişler, Netflix izleme geçmişleri, Google aramaları veya X’teki beğenilen etkileşime girilen tweetler.

Bu profiller incelenerek sentetik bir seçmen skalası doğar. Bu sentetik seçmen politikası için siyasetçiler filtreleme sayesinde odak grup çalışmasına başlar. Misalen: Çıkartılması muhtemel bir kanun taslağı filanca bölgede 35-45 yaş arasındaki muhafazakâr erkek seçmenlerde %4,9 oranında oy kaybına sebep olabilir, çıktısını alıyor. Bunu gören ve buna bila kaydu şart inanan siyasetçi, bu reformdan anında el çekiyor.

Yapılması gereken doğru şeyleri yapma cesareti tamamen ortadan kalkıyor. Uzun vadeli planlar yapabilen ülkeler siyasetçiler, aslında anlık popüler simülasyonlardan uzak durabilen liderlerden olacaklar. Hani hep klasik soru geliyordu ya; “Bizi bilgisayarlar mı yönetecek?” Buyrun seyre devam edelim.

Ekran siyaseti ve duygu manipülasyonu

Algoritmaların kutsal bir amacı var: muhatabını elinden kaçırmamak. Her ne olursa olsun, kullanıcı ekranda durmalı. Sinirbilimcilerin verdiği bilgiler de insanları ekrana çivileyen en güçlü duygunun öfke ve düşmanlık hissi olduğunu gösteriyor.

Ne var bunda? Sakin ve uzlaşmacı politikacılar sıkıcı bulunarak rasyonelliklerine rağmen algoritmaların kurbanı olacaklar, oluyorlar. Fakat rakibini şeytanlaştıran bağırıp çağıran 15 saniyelik videolar milyonlarca muhatabın önüne itilir, reels veya çeşitli versiyonlarla. Avrupa’da sağ ve radikal partilerin yükselişine şaşmamalı. Toplumların radikalleşmesi haybeye olmadı neticede. Hepsi hesaplı kitaplı bir satranç hamlesiydi.

Eskiden siyaset, dalgalı ve tehlikeli bir denizde gemiyi fırtınadan çıkaracak cesur bir kaptanın iradesiydi. Bugün ise siyaset, gemideki yolcuların anlık konforunu ölçen dijital sensörlere göre rotasını sürekli değiştiren, bu yüzden de hiçbir limana varamayan, sadece aynı dalgaların etrafında dönüp duran otonom bir fiyaskodur. Algoritmalar siyasi vizyonu katletti; geriye sadece verinin emrettiği “reaksiyon siyaseti” kaldı.