“12 Eylül olmasaydı, Taksim ‘kızıl meydan’ olacaktı”

Haberin Eklenme Tarihi: 16.12.2024 14:10:00 - Güncelleme Tarihi: 16.12.2024 14:23:00

12 Eylül 1980’de Türk Silahlı Kuvvetleri, yönetime el koymuş; TBMM’nin ve Süleyman Demirel’in Başbakan olduğu hükûmetin faaliyetlerine son verilmiş, birçok siyasi parti kapatılmış, siyasi faaliyetler yasaklanmış, binlerce kişi gözaltına alınmış ya da tutuklanmış, anayasa ise askıya alınmıştı. Türkiye siyasi tarihinde derin izler bırakan bu askerî darbe ile sadece yönetim değil, yasama yetkisi de ordu tarafından ele geçirilmek istenmiş ve 12 Mart 1971 Muhtırası ile değişime uğrayan 1961 Anayasası yürürlükten kaldırılmıştı. Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren, artık devlet başkanıydı. Böylelikle Evren başkanlığında Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanı’ndan mürekkep bir Millî Güvenlik Konseyi kurulmuştu. Böylelikle yeni rejimin hukuki temeli, bu konseyin onayından geçen yeni Anayasa ile atılacaktı.

Öncelikle Danışma Meclisi, kendi üyeleri arasından 15 üyeden oluşan bir Anayasa Komisyonu seçmişti ve 23 Ekim 1981’de açılan bu meclis tarafından Anayasa hazırlanmaya başladı. Hazırlanan bu yasa ise 18 Ekim 1982’de Millî Güvenlik Konseyi tarafından kabul edildi. Fakat asıl mesele, halkın bu Anayasa’yı tanıtılması, onayına sunulmasıydı. Bunun için de çeşitli illerde Anayasa’yı tanıtmak adına Kenan Evren konuşmalar düzenliyor; halkı referanduma hazırlıyor ve oy kullanırken “evet” anlamına gelen beyaz oyu vermesi için halkı telkin ediyordu.

İşte Anayasa’nın kabulünü ve Kenan Evren’in Cumhurbaşkanı olarak seçilmesini onaylayacak olan bu referandum için yapılan gezilerin gerçekleştiği günlerden biriydi 5 Kasım 1982. İstanbul ve Eskişehir’de yeni Anayasa anlatılmış; darbenin meşruiyeti devlet söylemi üzerinden sağlanmaya çalışılmıştı. Tercüman’ın manşetine taşınan bu söylem siyaseti, kamusal alanın her yerine aksediyordu. “12 Eylül olmasaydı Taksim ‘kızıl meydan’ olacaktı!” bir tehdidin ve sözde kurtuluşun ifadesini taşıyordu. Evren, “Bu meydanda az mı vatandaş kanı akıtıldı? Artık o günler geride kaldı” derken darbenin kanlı yönüne elbette temas etmeyecekti. Darbenin özgürlükleri baskılayıcı yanından ise bir tedbir olarak bahsediyordu. Bu tedbirlerin “aşırı uçlarla aynı paralele gelen” yayınlara karşı alındığını söyleyen Evren, “Bugüne kadar basın hürriyetinin ne kadar kötüye kullanıldığını gördünüz” cümleleriyle de yapılan baskıcı uygulamaları halk nazarında meşru göstermeye çalışıyordu. Tercüman’ın da dolayısıyla tersini söylemesi imkânsızdı. Basın tarihinde yaşanan bu baskıyla birlikte önemli gazetecilerin kaybı da Tercüman’da yankı buluyordu tabii o günlerde. Bir yandan Adil Ilıcak ve Burhan Felek gibi Türk basınının önemli isimlerinin vefat haberleri birbiri ardına geliyor; diğer yandan referanduma giden günlerin gerilimli atmosferi Tercüman’ı da etkiliyordu.

Evet, Anayasa maratonu bitiyordu, bu geziler referanduma giden günlerin sonuna tekabül ediyordu. İki gün sonra, yani 7 Kasım 1982’de yapılan referandumda %91,37 “evet” oyuyla Anayasa kabul edilmiş oldu. Ardında bu gezileri, söylemleri, izleri bırakarak…