Dev insanlar dev devletlerindir

Haberin Eklenme Tarihi: 10.11.2025 09:45:00 - Güncelleme Tarihi: 10.11.2025 09:52:00

Yıl 1938, günlerden 10 Kasım Perşembe’dir. Sekiz doktor imzası ile yayımlanan tebliğ kısacıktır:

“Reisicumhur Atatürk’ün umumi hallerindeki vehamet dün gece saat 24’de neşredilen tebliğden sonra her an artarak bugün 10 Kasım 1938 Perşembe sabahı saat 9’u 5 geçe Büyük Şef’imiz derin koma içinde terk-i hayat etmişlerdir.”

Dünyamızdan öbür âleme akışı bu tebliğ böylece verir.

Büyük adamların mezarı

Cariyle “Ancak kahramanların mezarı başında ebedî tartışmalar devam eder” diyor. Ne güzel sözdür. Dünyaya kurtuluş reçetesi vermiş ve dünya üzerindeki bağımsız tek Türk ve İslam devletini kurmuş adam, dünyada hâlâ tartışılma ve araştırma konusudur. Ne güzel şey… Tarihin en büyük ihtiraslarından birisini soluklanmış olan insan, elbette daha asırlarca tartışılacaktır. Statik değildir ki kabri başındaki üç nutukla geçiştirilebilsin. Kimin haddine…

Gerçekten Atatürk bir ihtiras adamıdır. Müthiş ve kutsal bir ihtiras… Nedir bu ihtiras? Tarihin en eski en medeni milletini devletsiz bırakmama ihtirasıdır bu. Kâinat üzerinde bundan daha ulvi, daha ihtişamlı ne olabilir söyler misiniz? Eseri edilmek istenen milleti, o milleti dini ile gelenekleri ile yok etmek isteyenlerin karşısında yeniden bina etmek…

Hazreti Ömer’in sözü

Birbirine düşmüş Mekkeliler ve Medineliler, insanlığın iftihar kaynağı muhteşem Nur’unu, devletini bile unutmuşlar. Hazreti Ömer o zaman sadece bir mümin… “Milletini İslam’ın fazileti içinde kurabilen insandan daha mübarek ne vardır” diye konuşur. Çok zaman sonra “İslam dünyası sarsılınca İslam fazileti ki adalettir, laikliktir, ilme ve fenne saygıdır ve medeni insan olmak” demektir. 10 Kasım günü vefat eden insanı bu açıdan değerlendirmeliyiz.

Edouard Herriot 1932’de Ankara’ya gelir. Sonra o güzelim eserinde anlatır:

“Ankara civarında çiftlik çalışması yapılan yerin yanındaki kulübede oturduk. Bana tarihi anlattı. Millet, sosyal gelişme, din ve tekniği böylesine senteze vurabilen insana ilk defa rastladım. Bir tarafta inkılapları yapıyor, diğer yanda herkes ibadetini serbestçe eda ediyor ve Cumhuriyet mazideki Türk devletlerinin üzerinde daha sağlam bir şekilde yükseliyordu.”

Ne yazık ki bu teşhisin sahibi bir Frenk’tir. Ne yazık ki Atatürk üzerine incelemesi bugün dahi Devletimiz tarafından yayınlanabilmiş değildir.

Dörtlü merdiven

Önce Mustafa Kemal’dir. Sonra Mustafa Kemal Paşa olur. Sakarya’nın ardından Başkumandan Müşir Gazi Mustafa Kemal’dir. Ve ölümüne kadar, sadece Atatürk… Dikkat ediniz bu sıfatların hiçbirisini bir makamdan veya kişiden almış değildir. Hepsi kendisine milletinin armağanıdır. Hak ettiği için… Milletçiğine milletinin ve Devletinin gücüne o kadar inanmıştır ki en yoklukla çırpınılan günlerde bile yabancı sultasına, âdetlerine ve hâkimiyetine rağbet etmemiştir.

Lenin bile anlamıştır gerçeği. “Mustafa Kemal Bolşeviklikle değil, Bolşevik hükûmetle ilişki kurmak arzusundadır” der de bizim her yönlü sapıklar hakikatin farkına varmazlar. Hitler’i, Musolini’si, Çörçil’i ve bilmem hangisi, milletine hâkim olmak için uydurma üniformalara bürünürken sırtındakini çıkarıp sıfıra inen ve her rütbeyi sadece milletinden, onun iradesinden ve Meclisi’nden bekleyen tek tarihî sima odur.

Büyük devletler dev insanlara muhtaçtırlar. 44 yıl önce bugün kaybettiğimiz insan odur. Tarihin gök kubbesi altındaki kahramanlar mabedinde on altı eski Türk devletinin kurucuları ve tarih olmuş isimleri ile birlikte edebî uykusuna sükûn ve huzur içinde devam eden Mustafa Kemal bir başka türlü insandı ki bir başka türlü anlaşılmanın hesapsız hak sahibidir.