Yolsuzluk ahtapotunun gölgesinde siyaset yapılır mı?
Haberin Eklenme Tarihi: 26.05.2025 14:26:00 - Güncelleme Tarihi: 26.05.2025 14:34:00Siyaset, toplumu yönetme sanatı ve bilimi olarak tanımlansa da maalesef zaman zaman yolsuzluk batağına saplanarak bu asil tanımından uzaklaşabiliyor. Bu durum, sadece ekonomik bir kayıp olmanın ötesinde, demokratik kurumların zayıflamasına, adalete olan inancın sarsılmasına ve toplumsal güvenin erozyona uğramasına neden oluyor. Özellikle son 40 yıl; küreselleşme, teknolojik gelişmeler ve artan şeffaflık beklentileriyle birlikte yolsuzlukla mücadelenin daha görünür hâle geldiği ancak aynı zamanda yeni yolsuzluk biçimlerinin de ortaya çıktığı bir dönem oldu.
Yolsuzluğun evrimi ve siyasi bedeli
Yolsuzluk, insanlık tarihi kadar eski bir olgu olsa da modern çağda, özellikle de gelişmekte olan demokrasilerde, kendine özgü biçimler aldı. Rüşvet, zimmet, kayırmacılık, iltimas, nüfuz ticareti gibi geleneksel yolsuzluk türlerinin yanı sıra, ihale yolsuzlukları, kara para aklama, siyasi partilerin yasa dışı finansmanı gibi daha karmaşık ve organize yolsuzluk ağları da son yıllarda sıkça karşımıza çıktı. Bu tür yolsuzluklar, sadece bireysel siyasetçilerin kariyerlerini sona erdirmekle kalmadı, aynı zamanda ait oldukları partilere ve siyasi sistemin kendisine de büyük darbeler vurdu.
Son 40 yıllık süreçte, yolsuzlukla mücadele mekanizmalarının geliştiği ve bağımsız denetim organlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve medyanın rolünün arttığı da gözlemlendi. Bu artan şeffaflık ve denetim, yolsuzluk eylemlerinin daha kolay tespit edilmesine ve faillerinin siyaset sahnesinden uzaklaştırılmasına olanak tanıdı. Ancak bu durum aynı zamanda yolsuzluğun yöntemlerinin de daha sofistike hâle gelmesine yol açtı.
Büyük olaylar, büyük düşüşler
Son 40 yılda dünya genelinde ve Türkiye özelinde, yolsuzluk iddiaları nedeniyle siyasetten el çektirilen pek çok önemli siyasetçi oldu. Bu örnekler, yolsuzluğun sadece bir ahlaki çöküntü değil, aynı zamanda siyasi bir intihar olduğunu da göstermesi bakımından oldukça önemli.
- Japonya - Kakuei Tanaka (1970’ler ve 1980’ler): Tanaka, 1972-1974 yılları arasında Japonya Başbakanı olarak görev yapmıştı. 1976’da ortaya çıkan Lockheed Skandalı ile Amerikan uçak üreticisi Lockheed Martin’den rüşvet aldığı iddia edildi. Bu skandal, Japon siyasetini derinden sarstı ve Tanaka’nın siyasi kariyerini bitirdi. Mahkemeye çıkarıldı ve suçlu bulundu ancak temyiz süreci devam ederken hayatını kaybetti. Tanaka’nın durumu, Japonya’da siyasi yolsuzluğun sembollerinden biri haline geldi.
- İtalya – “Temiz Eller” Operasyonu (Tangentopoli) (1990’lar): 1990’ların başında İtalya’da başlatılan “Temiz Eller” (Mani Pulite) operasyonu, ülkenin siyasi sistemini kökten sarsan bir dizi yolsuzluk soruşturmasıydı. Bu operasyonlar sonucunda rüşvet ve siyasi finansman skandallarına karışan binlerce siyasetçi, iş adamı ve bürokrat yargılandı. Dönemin önde gelen siyasi partileri (Hristiyan Demokrat Parti, İtalyan Sosyalist Partisi gibi) âdeta yok oldu. Eski Başbakan Bettino Craxi gibi pek çok önemli isim yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı ve siyasetten silindi. Craxi, yolsuzluktan hüküm giydi ve Tunus’a kaçtı. Bu operasyon, İtalya’da Birinci Cumhuriyet’in sonu olarak kabul edildi ve siyasi sistemde köklü değişikliklere yol açtı.
- Fransa - Alain Juppé (1990’lar – 2000’ler): Fransa’da, 1990’ların sonu ve 2000’lerin başında çeşitli yolsuzluk skandalları yaşandı. Eski Başbakan Alain Juppé, Paris Belediye Başkanı olduğu dönemdeki usulsüz istihdam iddiaları nedeniyle 2004 yılında görevi kötüye kullanmaktan suçlu bulundu. Bir yıl siyasi yasak aldı ve siyasetten bir süreliğine uzaklaştı. Daha sonra siyaset sahnesine geri dönse de bu olay kariyerinde önemli bir leke olarak kaldı.
- Brezilya – “Lava Jato” Operasyonu (2010’lar): Brezilya’da 2014 yılında başlayan “Lava Jato” (Araba Yıkama) operasyonu, ülkenin tarihinin en büyük yolsuzluk skandalı olarak tarihe geçti. Brezilya devlet petrol şirketi Petrobras’tan kaynaklanan rüşvet ve kara para aklama ağı, ülkenin en üst düzey siyasetçilerini ve iş adamlarını kapsıyordu. Eski Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva, yolsuzluk ve kara para aklamaktan mahkûm oldu ve hapse girdi, siyaset yapması engellendi. Dönemin diğer önde gelen siyasetçileri ve iş adamları da bu skandalda yer aldı. Bu operasyon, Brezilya siyasetinde büyük bir çalkantı yarattı ve siyasi elitlere olan güveni derinden sarstı.
- Güney Kore - Park Geun-hye (2010’lar): Güney Kore’nin ilk kadın Devlet Başkanı Park Geun-hye, 2017 yılında görevden azledildi ve ardından yolsuzluk, görevi kötüye kullanma ve rüşvet suçlamalarından hapse mahkûm edildi. Arkadaşı Choi Soon-sil’in devlet işlerine müdahale etmesine izin vermesi ve büyük şirketlerden rüşvet alması, kamuoyunda büyük infiale yol açtı. Bu durum, Güney Kore'de geniş çaplı protestolara ve siyasi krize neden oldu.
Bu uluslararası örnekler, yolsuzluğun coğrafi sınır tanımadığını ve farklı siyasi sistemlerde benzer yıkıcı etkilere sahip olduğunu açıkça gösteriyor.
Yolsuzluğun siyasi bedeli
Türkiye’de de son 40 yıllık süreçte, yolsuzluk iddiaları veya kanıtlanmış yolsuzluk eylemleri nedeniyle siyasetten uzaklaştırılan pek çok isim oldu. Türkiye’nin siyasi tarihine damgasını vuran ve kamuoyunun hafızasına kazınan önemli olaylara gelin yakından bakalım.
Özal dönemi ve sonrası (1980’ler - 1990’lar): 1980’lerin ve 1990’ların Türkiye’si, Turgut Özal’ın liderliğinde liberalleşme ve serbest piyasa ekonomisine geçiş süreçleriyle birlikte, ekonomik büyümenin yanı sıra, yolsuzluk iddialarının da arttığı bir dönemdi. Özellikle özelleştirmeler, büyük projeler ve dış ticaretle ilgili bazı usulsüzlük iddiaları zaman zaman gündeme geldi. Ancak bu dönemde, doğrudan yargı kararlarıyla siyaset dışına itilen üst düzey siyasetçi örnekleri, “Temiz Eller” tarzı kapsamlı operasyonlar kadar belirgin olmasa da kamuoyunun yolsuzluk algısını etkiledi. Dönemin bazı bakanları ve milletvekilleri hakkında çeşitli iddialar ortaya atıldı ancak çoğu zaman bu iddialar hukuki süreçlerde sonuçsuz kaldı veya siyasi gündemin değişmesiyle unutuldu. Bununla birlikte, özellikle “Süperman” olarak bilinen iş adamı Erol Aksoy gibi isimlerin adı, bazı bakanlarla olan ilişkileri ve kredi usulsüzlükleriyle anıldı, bu durum siyasete olan güveni zedeledi.
Koalisyon hükûmetleri dönemi (1990’lar - 2000’ler başı): 1990’lı yıllar, Türkiye’de sık sık değişen koalisyon hükûmetleri ve siyasi istikrarsızlıkla karakterizeydi. Bu dönemde de yolsuzluk iddiaları eksik olmadı. Özellikle bankacılık sektöründeki yolsuzluklar ve bazı siyasetçilerin bu bankalarla olan ilişkileri gündeme gelmiştir. Erol Evcil gibi isimlerin karıştığı kamu bankalarından usulsüz kredi çekilmesi gibi olaylar, siyasetin de içinde olduğu geniş bir yolsuzluk ağının varlığını ortaya koydu. Ancak bu dönemde de doğrudan yolsuzluk suçlamasıyla siyasi kariyeri sonlandırılan, yargı kararıyla hapsedilen bir isim, “Temiz Eller" operasyonundaki gibi net bir örnek oluşturmadı. Daha çok, bu tür olaylar mevcut iktidarların zayıflamasına ve kamuoyu desteğini kaybetmesine neden oldu.
Belediyelerde ve yerel yönetimlerde yolsuzluk: Ulusal düzeydeki büyük skandalların yanı sıra, son yıllarda yerel yönetimlerde de pek çok yolsuzluk vakası yaşandı. Belediyelerdeki imar yolsuzlukları, ihale usulsüzlükleri, zimmet ve rüşvet iddiaları, birçok belediye başkanının ve belediye meclis üyesinin görevden alınmasına veya yargılanmasına yol açtı. Bu durum, yerel siyasetin de yolsuzluktan nasibini aldığını ve bu tür eylemlerin siyasetçilerin kariyerlerini de sonlandırabildiğini gösterdi. Özellikle son dönemde, bazı büyükşehir belediyelerinde yaşanan yolsuzluk iddiaları ve ilgili soruşturmalar, yerel yönetimlerdeki şeffaflık ve denetim ihtiyacını bir kez daha gündeme getirdi.
Yolsuzluğun siyasi sonuçları ve etkileri
Yolsuzluk nedeniyle siyaset dışına itilen siyasetçilerin hikayeleri, sadece bireysel trajediler değil, aynı zamanda siyasi sistemler üzerinde derin izler bırakan olaylar olarak dikkat çeker.
- Demokratik kurumların zayıflaması: Yolsuzluk, siyasi partilere, parlamentoya, yargıya ve bürokrasiye olan güveni sarsar. Halkın siyasete olan inancının kaybolması, demokratik katılımın azalmasına ve popülist hareketlerin güçlenmesine zemin hazırlar.
- Ekonomik kayıplar: Yolsuzluk, kamu kaynaklarının israfına, yatırım ortamının bozulmasına, haksız rekabete ve ekonomik büyümeye engel olur. Kaynakların verimsiz kullanılması, özellikle gelişmekte olan ülkelerde kalkınma hedeflerine ulaşılmasını engeller.
- Adalet duygusunun zedelenmesi: Yolsuzluk, adaletin herkese eşit uygulanmadığı algısını yaratır. Bu durum, toplumsal huzursuzluğa ve öfkeye yol açar. Yasalara uyan dürüst vatandaşların cezalandırıldığı, yolsuzluk yapanların ise ödüllendirildiği veya cezasız kaldığı düşüncesi, hukukun üstünlüğüne olan inancı zedeler.
- Siyasi istikrarsızlık: Büyük yolsuzluk skandalları, hükümetlerin düşmesine, erken seçimlere gidilmesine ve siyasi krizlere neden olabilir. Bu durum, ülkenin yönetiminde belirsizliğe ve kaosa yol açabilir.
- Uluslararası itibar kaybı: Yolsuzluk, bir ülkenin uluslararası alandaki itibarını zedeler, doğrudan yabancı yatırımları caydırır ve uluslararası iş birliği fırsatlarını azaltır.
Yolsuzlukla mücadelede ileriye bakış
Yolsuzlukla mücadele, tek başına siyasetçilerin veya yargının çabalarıyla başarıya ulaşabilecek bir süreç değildir. Bu; çok paydaşlı, sürekli ve kararlı bir çaba gerektirir.
- Güçlü ve bağımsız yargı: Yolsuzlukla mücadelede en kritik unsurlardan biri, siyasi baskılardan arınmış, tarafsız ve bağımsız bir yargı sistemidir. Yolsuzluğa karışan herkesin, konumuna bakılmaksızın adalet önüne çıkarılması, caydırıcılık açısından hayati öneme sahiptir.
- Şeffaflık ve hesap verebilirlik: Kamu harcamalarında, ihalelerde, özelleştirmelerde ve siyasi parti finansmanında tam şeffaflık sağlanması, yolsuzluk potansiyelini önemli ölçüde azaltır. Siyasetçilerin ve kamu görevlilerinin hesap verebilirlik mekanizmalarının güçlendirilmesi elzemdir.
- Etkin denetim kurumları: Sayıştay, ombudsmanlık ve benzeri bağımsız denetim kurumlarının yetkilerinin artırılması ve bulgularının etkin bir şekilde takip edilmesi, yolsuzluğun önlenmesinde kilit rol oynar.
- Medya ve sivil toplum kuruluşlarının rolü: Özgür ve bağımsız medya, yolsuzluk haberlerini ortaya çıkararak kamuoyunu bilgilendirme ve siyasetçiler üzerinde baskı oluşturma açısından hayati bir işlev görür. Sivil toplum kuruluşları da yolsuzlukla mücadele kampanyaları düzenleyerek ve kamuoyunu bilinçlendirerek önemli bir rol üstlenir.
- Eğitim ve etik değerler: Toplumda etik değerlerin güçlendirilmesi, dürüstlüğün teşvik edilmesi ve yolsuzluğun ahlaki ve toplumsal bir yıkım olduğu bilincinin artırılması, uzun vadede yolsuzluğun köklerinin kazınmasına yardımcı olacaktır.
- Uluslararası iş birliği: Yolsuzluk, çoğu zaman uluslararası boyutları olan bir suçtur. Kara para aklama, rüşvet ve uluslararası ticaret yoluyla gerçekleştirilen yolsuzluklarla mücadelede ülkeler arası iş birliği ve bilgi paylaşımı büyük önem taşır.
Son 40 yılda yolsuzluk nedeniyle siyaset dışına itilen siyasetçilerin hikâyeleri, siyasette etik değerlerin, şeffaflığın ve hesap verebilirliğin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu örnekler, yolsuzluğun sadece bireysel siyasetçilerin kariyerlerini sonlandırmakla kalmadığını, aynı zamanda demokratik kurumları zayıflattığını, ekonomik kalkınmayı engellediğini ve toplumsal huzursuzluğa yol açtığını açıkça gösteriyor. Yolsuzlukla mücadele, kesintisiz bir süreç ve güçlü bir siyasi irade, bağımsız bir yargı, şeffaf yönetim anlayışı, etkin denetim mekanizmaları ve bilinçli bir toplumun kararlı duruşunu gerektiriyor. Siyasetin kirli ellerden arındırılması ve halkın güvenini yeniden kazanması, sadece bireysel düşüşlerle değil; topyekûn bir zihniyet dönüşümü ve yapısal reformlarla mümkün olacak. Gelecekte, siyasetin yolsuzluk gölgesinden uzak, daha dürüst ve şeffaf bir zeminde icra edilmesi temennisiyle bu tarihî derslerin iyi anlaşılması ve gerekli adımların atılması büyük önem taşıyor.