Savaş tarihinin karanlık sayfası: My Lai Katliamı
Haberin Eklenme Tarihi: 17.03.2025 15:53:00 - Güncelleme Tarihi: 18.03.2025 14:23:00Vietnam Savaşı, Soğuk Savaş yıllarında ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki ideolojik ve askerî mücadelenin en önemli cephelerinden biri hâline gelmişti. 1955 yılında çıkan savaş, Kuzey Vietnam’daki komünist yönetim ile ABD destekli Güney Vietnam hükûmeti arasındaki bir iç savaş olarak cereyan etti ve zamanla uluslararası bir boyuta ulaştı. ABD, komünizmin Güneydoğu Asya’da yayılmasını önlemek amacıyla Vietnam’a doğrudan askerî müdahalede bulundu ve 1960’ların ortalarından itibaren savaş büyük ölçüde Amerikan ordusunun sahadaki operasyonlarına dayandı.
Ancak savaşın uzaması ve ağır sivil kayıplar, ABD iç politikasında ve kamuoyunda büyük tepkilere yol açacaktı. Amerikan ordusunun sahadaki uygulamaları, savaşın ahlaki boyutunu tartışmaya açarken, 16 Mart 1968’de gerçekleşen My Lai Katliamı, bu tartışmaların en önemli dönüm noktalarından biri oldu. My Lai Katliamı, Amerikan ordusunun işlediği en büyük savaş suçlarından biri olarak tarihe geçti. 16 Mart 1968’de Güney Vietnam’ın Quang Ngai eyaletindeki My Lai köyünde, Amerikalı askerler yüzlerce silahsız Vietnamlı sivili katlettiler. Bu olay hem Amerikan kamuoyunda hem de uluslararası arenada büyük yankı uyandırdı. Savaşın seyrini ve kamu desteğini doğrudan etkiledi.
“Başarılı” katliam
Vietnam Savaşı, ABD’nin Soğuk Savaş bağlamında komünizmin yayılmasını önlemek amacıyla müdahil olduğu bir çatışmaydı. 1955'te başlayan savaş, Güney Vietnam hükûmetini destekleyen ABD ile komünist Kuzey Vietnam ve Viet Cong gerillaları arasında şiddetli bir mücadeleye sahne oldu. ABD, savaşın başlarında hızlı bir zafer kazanmayı umarken, Viet Cong gerillalarının gerilla savaşı taktikleri ve halkın büyük bir kısmının Kuzey Vietnam’a sempati duyması, Amerikan ordusunu giderek daha sert önlemler almaya yöneltti. Bu çerçevede, ABD ordusu “arama ve yok et” stratejisini benimsedi. Bu strateji, Viet Cong destekçilerinin bulunduğu düşünülen bölgelerin tespit edilmesi ve buralarda geniş çaplı askerî operasyonlar düzenlenmesini öngörüyordu. Ancak bu taktik, çoğu zaman masum sivillerin hedef alınmasına ve ağır insan hakları ihlallerine yol açtı. My Lai Katliamı da bu yaklaşımın en korkunç örneklerinden biri oldu.
16 Mart 1968’de Amerikalı askerlerden oluşan “Charlie Bölüğü”, My Lai köyüne Viet Cong savaşçılarının saklandığı şüphesiyle baskın düzenledi. Ancak köyde silahlı bir direnişle karşılaşmadılar. Buna rağmen askerler, köydeki tüm sivilleri düşman olarak gördü ve bir katliama girişti. Katliam sırasında kadınlar, çocuklar ve yaşlılar da dâhil olmak üzere 500’e yakın sivil öldürüldü. Öldürülenler arasında bebekler ve hamile kadınlar da bulunuyordu. Katliam esnasında birçok kişi toplu infaz edilirken, bazıları işkenceye ve cinsel saldırılara maruz kaldı. Evler yakıldı, yiyecek kaynakları yok edildi ve köy tamamen tahrip edildi.
Müebbetten üç yıla evrilen hapis cezası
Bu olayın başlıca sorumlusu olarak görülen Teğmen William Calley, köylüleri “düşman unsurları” olarak değerlendirdi ve birliklerine ateş açma emri verdi. Birçok asker bu emri sorgulamadan uyguladı ancak bazıları katliama katılmayı reddetti. Olay esnasında, ABD ordusundan Warrant Officer Hugh Thompson ve ekibi, helikopterlerinden tanık oldukları bu vahşeti durdurmaya çalıştı. Thompson, kendi birliğinin askerlerini tehdit ederek hayatta kalan Vietnamlı sivilleri korumaya aldı ve katliamın daha da büyümesini önledi. Ancak olay başlangıçta ordu tarafından gizlenmeye çalışıldı ve “başarılı bir operasyon” olarak rapor edildi. Saldırıdan sağ kurtulan birkaç kişinin ifadeleri ve Hugh Thompson’ın olay hakkında üst mercilere rapor sunması, olayın gizlenmesini zorlaştırdı ve nihayetinde gerçeğin ortaya çıkmasına zemin hazırladı.
My Lai Katliamı başlangıçta gizli tutulmaya çalışıldı. Ancak olayın üzerinden bir yıl geçtikten sonra, gazeteci Seymour Hersh tarafından ortaya çıkarıldı ve Amerikan medyasında büyük yankı uyandırdı. Fotoğrafların ve görgü tanıklarının ifadelerinin kamuoyuna sızmasıyla birlikte, Vietnam Savaşı’na yönelik eleştiriler yoğunlaştı. Katliamın açığa çıkması, Amerikan halkında büyük bir öfkeye yol açtı ve savaş karşıtı hareketlerin ivme kazanmasına neden oldu.
Olayın basına yansımasının ardından, Amerikan Kongresi ve askerî yetkililer tarafından soruşturmalar başlatıldı. Ancak yürütülen hukuki süreç, büyük ölçüde tatmin edici olmaktan uzaktı. Soruşturmalar sonucunda yalnızca Teğmen Calley suçlu bulundu ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Ancak bu ceza, kısa sürede Başkan Nixon tarafından hafifletildi ve yalnızca üç yıl ev hapsine çevrildi. Bu durum, adaletin sağlanmadığı yönündeki eleştirileri daha da artırdı ve ABD yönetimine duyulan güvenin sarsılmasına yol açtı.
Özellikle savaş karşıtı aktivistler ve insan hakları savunucuları, Calley’in hafifletilmiş cezasını protesto etti. Birçok kişi, daha üst düzey askerî yetkililerin de sorumlu tutulması gerektiğini savunarak ABD hükûmetinin hesap verebilirliğini sorguladı. Katliam, ABD ordusunun Vietnam’daki eylemlerine dair daha geniş kapsamlı soruşturmaların yapılmasına ve savaş sırasında sivillerin korunmasına yönelik baskıların artmasına neden oldu.
Amerikan kamuoyunda dönüm noktası
My Lai Katliamı, ABD halkının Vietnam Savaşı’na karşı bakış açısını kökten değiştirdi. Olay, savaşın gerekliliğini sorgulayanların sayısını artırarak protesto hareketlerine ivme kazandırdı. Medya aracılığıyla katliamın vahşeti gözler önüne serildiğinde, Amerikan toplumunda savaş karşıtı protestoların yaygınlaştığı ve Vietnam’dan çekilme taleplerinin arttığı görüldü.
Katliam, ABD’nin uluslararası alandaki imajına ciddi zarar verdi. Savaş sırasında ABD’nin sivil halkı koruma yükümlülüğünü ihlal ettiğini gösteren bir örnek olarak ele alındı ve Amerika’nın insan hakları sicili sert şekilde eleştirildi. Avrupa'da ve diğer ülkelerde, ABD’nin Vietnam’daki askerî varlığına karşı protestolar düzenlendi ve Amerikan politikaları küresel ölçekte sorgulanmaya başlandı.
Katliam, medya ve kamuoyu arasındaki dinamiği değiştirdi
My Lai ve benzeri olaylar, ABD’nin Vietnam’daki askerî stratejisini gözden geçirmesine neden oldu. Nixon yönetimi, “Vietnamizasyon” politikası çerçevesinde ABD askerlerini çekme sürecini hızlandırdı. Aynı zamanda savaş sırasında askerî disiplinin sıkılaştırılması ve sivil kayıpların en aza indirilmesi konusunda yeni politikalar geliştirilmesine yol açtı.
My Lai, savaş muhabirlerinin ve medyanın çatışmaların gerçek yüzünü kamuoyuna nasıl sunabileceğini gösterdi. Televizyon haberleri ve basın, savaşın yalnızca hükûmetin anlattığı gibi olmadığını, sivillerin de ağır bedeller ödediğini gözler önüne serdi. Katliamın fotoğrafları ve görgü tanıklarının anlatımları, halkın hükûmete ve orduya olan güvenini ciddi şekilde sarstı. Medyanın etkisiyle savaşın insanlık dışı yönleri tartışmaya açıldı ve Vietnam Savaşı’nın ABD için maliyetli ve ahlaki açıdan sürdürülemez olduğu görüşü güçlendi. My Lai gibi olayların ifşa edilmesi, ilerleyen yıllarda medya ve kamuoyu arasındaki dinamiği değiştirdi, basının savaşları daha yakından denetlemesi gerektiği anlayışını pekiştirdi.
My Lai’den Gazze’ye…
Şüphesiz My Lai Katliamı, Vietnam Savaşı’nın gidişatını değiştiren en önemli olaylardan biri olarak tarihe geçti. Bu olay, savaşın yalnızca cephede verilen bir mücadele olmadığını, aynı zamanda etik ve insani boyutlarının da büyük önem taşıdığını açıkça gösterdi. Katliamın ortaya çıkmasıyla birlikte Amerikan halkı savaşın gerekliliğini daha yoğun bir şekilde sorgulamaya başladı, kamuoyundaki tepkiler hükûmete duyulan güveni ciddi anlamda sarstı. Uluslararası düzeyde ise ABD’nin insan hakları sicili sert eleştirilere maruz kaldı ve savaşın ahlaki gerekçeleri ciddi şekilde tartışmaya açıldı. My Lai Katliamı, askerî disiplin, sivil halkın korunması ve savaş suçlarının önlenmesi konularında gelecekte alınması gereken derslerin somut bir örneği hâline geldi.
Bu olay, aynı zamanda medyanın savaş süreçlerini etkileme gücünü gözler önüne sermesi bakımından da oldukça önemliydi. Seymour Hersh ve diğer gazeteciler tarafından yapılan haberler, kamuoyunun bilinçlenmesini sağladı ve hükûmet üzerindeki baskıyı artırdı. Bu durum, modern savaşlarda medya ve sivil toplumun rolünün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
My Lai Katliamı savaş tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak bugün hâlâ anılmaya devam ediyor. Ne yazık ki günümüzde İsrail tarafından Filistinlilere Gazze’de gerçekleştirilen insanlık dramı My Lai Katliamı’nın üzerinden geçen yarım asra rağmen insanlığa karşı işlenen savaş suçlarının ortadan kaldırılmadığını dünyaya bir defa daha gösterdi. Sivil katliamların önüne Vietnam’da nasıl geçilemediyse bugün de Gazze’de yaşananlara engel olunamıyor. 21. yüzyılda insanlık bir başka vahşete hem de tüm dünya basınının gözleri önünde şahitlik etmeye devam ediyor.