İsviçre modeli, Avrupa demokrasisine yol gösteriyor
Haberin Eklenme Tarihi: 19.06.2026 11:35:00 - Güncelleme Tarihi: 19.06.2026 11:38:00Avrupa’nın referandumlar konusunda sıkıntılı bir sicili vardır. Brexit caydırıcı bir örnek olarak görülüyor. Ancak bunun nedeni kutuplaşma ve dar bölge (çoğunluk) seçim sistemi olabilir. İstisnalar bulunmakla birlikte, İsviçre bu konuda parlayan bir örnek sunabilir.
Referandumlar, en azından ulusal düzeyde, İsviçre demokrasisinde çok önemli bir rol oynuyor. Yakın zamanda, sağ popülist İsviçre Halk Partisi (Schweizerische Volkspartei; SVP) İsviçre nüfusunu sınırlama girişiminde bulundu. Hedef, 10 milyonluk bir nüfus sınırı koymaktı. Şu anda İsviçre’nin nüfusu yaklaşık 9,1 milyon civarındadır. İsviçre Halk Partisi (SVP), göç kaynaklı bir nüfus patlamasına karşı kampanya yürüttü. Referandum; sığınma taleplerini ve aile bireylerinin göçünü dizginleyecek önlemlerin yanı sıra AB ile üzerinde anlaşmaya varılan iş gücünün serbest dolaşımını da kısıtlamayı teklif ediyordu.
Kızgınlık ve milliyetçiliğe yönelik eleştirilerde bulunanlar, İsviçrelilerin barışçıl AB komşularından ve Avrupa entegrasyonuna olan bağlılıklarından faydalandığını savunuyor. Dahası göç, İsviçre'nin demografik etkileri göğüslemesine (hafifletmesine) yardımcı oluyor. Bu nedenle İsviçre hükümeti ve partilerin çoğunluğu, halka referandumu reddetme tavsiyesinde bulundu.
Görünen o ki pek çok İsviçre vatandaşı, SVP’nin göçmen karşıtı söylemlerinden bıkmış durumdadır. Bu durum, doğrudan demokrasinin mutlaka popülizme katkıda bulunmadığını gösterir. Eğer halka güvenilirse, çoğunluk makul sonuçlara varabilir: Nitekim yüzde 55'e yakın bir kesim "hayır" oyu verirken, sadece yüzde 45'in biraz üzerinde bir kesim "evet" oyu kullandı.
Konkordans (uyum) sistemi ve uzlaşma demokrasisi
Konkordans sistemi, uzlaşma demokrasisinin özel bir türüdür. Siyaset bilimci Arend Lijphart, çoğunlukçu ve uzlaşmacı yönetim biçimlerini birbirinden ayıran bir tipoloji geliştirdi. İsviçre’yi ikincisinin (uzlaşmacı yönetimin) prototipi olarak gördü.
Konkordans demokrasisi kademeli olarak evrildi ve 1920’ler ile 1930’larda Avrupa'da faşizmin yükselişiyle ivme kazandı. Bu durum, yönetime karşı daha uzlaşı odaklı bir yaklaşımı beraberinde getirdi. O zamandan beri, tüm büyük partiler hükûmette orantılı olarak temsil ediliyor: İsviçre siyasi sisteminin yürütme organı olan ve Bundesrat olarak adlandırılan Federal Konsey'in yedi üyesi bulunuyor. SVP hükûmette yer alıyor ancak partinin daha radikal temsilcileri konkordans sistemini ortadan kaldırmayı amaçlıyorlardı ve bir ölçüde dışlandılar.
Açıkça görülüyor ki İsviçre yönetişim modelinin kapsayıcılık söz konusu olduğunda bazı sınırları vardır. Öyle olsa bile, bu bir başarı hikâyesidir. Vetolar, azınlıkları parlamentodaki çoğunlukların kararlarından korur. Bölgesel siyasi faktörleri savunan federal sistem ve doğrudan demokrasi, çoğunlukların etkisini daha da yumuşattı.
Uzlaşmaya varmak, İsviçre liberal demokrasisinin esasıdır. İsviçre; ulusal ve demokratik kimliğin mutlaka tek bir dille sınırlı olmadığını gösterir. Konkordans demokrasisi; Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Romanşça konuşanları birbirine bağlayarak, dil sınırlarının ötesinde iş birliğini ve topluluk olmayı kolaylaştırıyor. Dolayısıyla çok kültürlü modern liberal demokrasiler için bir rol modeli hâline gelebilir.
Bu sadece bir öneridir, eksiksiz ve karmaşık bir teklif değildir. Bir düşünce deneyi olarak görülmeli ve yasa koyuculara farklı liberal demokrasi modelleri üzerinde düşünme konusunda ilham vermelidir. Belki de "demos"a (halka) güvensizlik duymak, liberal demokrasinin temelini oymaktadır.
Almanya ve Avrupa’daki zorluklar ile gelecek perspektifleri
Pek çok Alman, aşırı sağcı AfD’nin (Alternative für Deutschland; Almanya için Alternatif) hükûmetin bir parçası olmasından korkuyor. Görüldüğü üzere AfD, SVP’den daha radikaldir. Ancak böyle bir tavır, riskleri (veya beklentileri) çok yükseğe taşıyabilir. Eğer AfD iktidara gelirse, demokrasi tehlikeye girecektir. Dahası, diğer tüm parlamenter güçler AfD’yi bir aktör olarak kabul etmeyi reddedecektir.
Belki de AfD’yi dizginlemenin, hatta bir yanda daha ılımlı ve iş birliğine açık bir kanat, diğer yanda ise marjinal bir kanat olacak şekilde ikiye bölmenin zamanı geldi. Daha yoğun siyasi pazarlıklar Alman siyasi kültürüne yardımcı olabilir. Sosyalist ve aşırı sağcı partilerin iş birliği yapması gerekecektir ve hiçbir parti ya da hareket güçler ayrılığından (denge ve denetleme mekanizmalarından) kurtulmaya yeltenemeyecektir. Sosyalist Sol Parti’nin de politika yapımına katılabilmesini sağlayacak daha uzlaşmacı bir demokrasi faydalı olabilir.
İktidar partileri olan Başbakan Friedrich Merz’in muhafazakârları (Hristiyan Demokratlar) ve Sosyal Demokratlar için böyle bir adım ödünler anlamına gelecektir ancak daha geniş bir ittifak şeklinde karşılığını verecektir. Belki de AfD olmadan daha geniş tabanlı bir hükûmet kurmak da mümkün olabilir. Aşırı sağ, artık liberal demokrasiyi ortadan kaldırmayı hayal edemez hale gelecektir. Demos (halk), referandumlar sayesinde her zaman müdahalede bulunabilir.
Dahası, İsviçre modeli daha olgun bir demokrasiye giden yol olabilir. Diğer Avrupa ülkeleri de böyle bir dönüşümü değerlendirmelidir. Şüphesiz, İsviçre yönetişim modeli de sağ popülizmin saldırısına uğradı ve bu süreçten tamamen yarasız çıkmadı. Yine de sistemik stres testlerine karşı sağlam bir yanıt sunuyor.
Konkordans ve uzlaşma demokrasisinin ek uygulanabilirliği
Daha dengeli bir sistemden sadece kurumsallaşmış liberal demokrasiler yarar sağlamayabilir. Uzlaşma demokrasisi, çoğunlukçu yönetimle mücadele eden birçok ülke için ilham kaynağı sunuyor. Afrika’da sömürgeci güçler, hâlen yürürlükte olan ancak etnik çeşitlilik ve "kazanan her şeyi alır" zihniyeti nedeniyle sıkıntı çeken başkanlık ve çoğunlukçu demokrasileri uygulamaya koydular.
Bu durum genellikle huzursuzluğa ve siyasi zulme yol açar. Devlet ve hükûmet başkanları, muhaliflerinin gelecekte intikam alamayacağından emin olmak istiyor. Belki daha incelikli hâle getirilmiş ve bireysel gereksinimlere göre uyarlanmış olan konkordans sistemi ve uzlaşma demokrasisi, daha az düşmanlıkla sonuçlanan bir alternatif olabilir.
Siyasi sistem hakkında konuşalım
Demokrasinin yenilenmeye ve özgün fikirlere ihtiyacı vardır. Liberal demokrasi aşırı sağ tarafından tehlikeye atılıyor ve reaksiyon göstermekte zorlanıyor. Almanya’nın ve tüm Batı demokrasilerinin karşı karşıya olduğu muazzam zorluklara en uygun siyasi sistemin hangisi olduğunu tartışmak büyük önem taşıyor.
Böyle açık bir tartışma, liberal demokrasinin gelişmekte olan ülkelere, özellikle de Afrika gibi Küresel Güney'deki ülkelere olan cazibesini bile artıracaktır. ABD; toplumsal dönüşüm ve dijitalleşmeyle mücadele eden, eski ve bir zamanlar çok başarılı olmuş bir demokrasinin mükemmel bir örneğidir. Farklı demokratik unsurların benimsenmesi, sistemin sağlamlaşmasına (konsolidasyonuna) katkı sağlayabilir. Liberal demokrasi, çoğunlukçu yönetimin ötesine geçmeli ve sürtüşmeleri azaltmak için en azından toplumun tüm kesimlerini dahil etmeyi denemelidir.