Güney Amerika'da sağ iktidarlar yeniden yükselişe geçiyor

Haberin Eklenme Tarihi: 30.06.2026 12:44:00 - Güncelleme Tarihi: 30.06.2026 12:54:00

Haziran ayında, Güney Amerika’nın iki komşu ülkesi Kolombiya ve Peru’nun devlet başkanlıkları seçimlerinin ikinci turlarının tamamlanmasıyla, Latin Amerika genelindeki sağ dalganın yükselişine yeni hükûmetler eklenmiş oldu. Başkanlık sistemiyle yönetilen her iki ülkede de adaylar arasındaki yarış ikinci tura kalırken kesin seçim sonuçları için az sayıda oy belirleyici konumdaydı. Sağ görüşlü aday Abelardo de la Espriella, Kolombiya’nın yeni Devlet Başkanı seçilirken; Peru’daki kritik oy farkı nedeniyle kesin sonuçların ilanı ancak 29 Haziran’da gerçekleşti ve ülkenin yeni Devlet Başkanı, sağın temsilcisi Kekio Fujimori oldu. Peru’nun güney komşusu Şili’de de Mart 2026’da sağ görüşlü bir avukat ve deneyimli bir siyasetçi olan José Antonio Kast, başkanlık görevine başladı. Kast, solcu Başkan Gabriel Boric karşısında 2021 seçimlerini az farkla kaybetmişti ancak 2025 seçimlerinde solun azalan halk desteğinden faydalandı ve ikinci turda diğer sağ adayların kendisine verdiği destekten de faydalanarak Jeanette Jara karşısında açık farkla seçimi kazandı. Böylelikle her üç ülkede iktidar soldan sağa geçmiş oldu.

Güncel gibi görünen sağ dalgayı hem 1999’da Venezuela’dan Hugo Chavez’in başkanlığıyla başlayan ve 2010’ların ikinci yarısında geri çekilen Pembe Dalga’dan bu yana 2020’lerde bölgede tekrar güçlenmiş görülen solun eski cazibesini koruyamaması hem de ülkelerin kendi iç dinamikleri ekseninde değerlendirmek uygun olacaktır. Zira yeni sağın yükselişinde ortak siyasal görüşleri olsa da ülkeler bazında farklılaşan iç politika dinamikleri ve sorunlar ile Amerika Birleşik Devletleri’nin Latin Amerika ve Karayipler genelinde siyasi ve askerî müdahaleciliğinin artışı, bölgedeki seçmen tercihlerini etkiledi.

Bir diğer olgu ise Latin Amerika’nın 1980’lerde başlayan demokratikleşme süreciyle birlikte geçmişte bırakmak istediği askerî ve sivil otoriter yönetim geçmişlerinin iyi hatırlayanlar tarafından ülkeler için yapıcı dönemler olarak siyaset sahnesinde tekrar yer bulmasıdır. Örneğin, Brezilya’yı 2019-23 döneminde yöneten asker kökenli Başkan Jaír Bolsonaro ile başlayarak askerî veya asker destekli otoriter yönetim geçmişlerinin demokratik siyasal mücadele içinde yüceltilmesi, bu sürecin önemli bir parçasıdır. Nitekim Peru’da her daim babası otoriter ve tartışmalı eski Başkan Alberto Fujimori’ye bağlılığını dile getiren Keiko Fujimori’nin yahut Şili’de Diktatör Pinochet’ten sonra en sağcı başkan olarak ünlenen ve Pinochet dönemi hakkında övücü açıklamaları bulunan Kast’ın seçilmeleri, gidişatı doğrular niteliktedir. Öte yandan, siyasal bölünmüşlük bağlamında, her üç ülkede de bu süreç yeni değildir ve sağın birden ortaya çıkmasından ziyade gücünü artırması söz konusudur. Bölünmüşlük olgusunun tüm gerçekliğine rağmen, liderler birlik ve beraberlik mesajları verirken gerek seçim kampanyalarında gerekse zafer konuşmalarında ülkelerinin ekonomi, göç ve güvenlik alanlarındaki sorunlarına eğilecekleri mesajını verdiler.

Trumpvari yeni başkanlar

Siyasal hayatta Kolombiya ve Şili daha istikrarlı profil sergilerken, Peru’da 2016’dan bu yanan görevden alınma ve istifalar sarmalı yaşandı, son on yılda da hiçbir başkan normal sürede görevini tamamlayamadı. Kolombiya seçimleriyse Venezuela’da Nicolas Maduro rejimiyle zaman zaman sorunlar yaşansa da yakın ilişkileri olan ve ABD’nin bu ülkeye müdahalesini sert biçimde eleştiren solcu Başkan Gustavo Petro’nun ardından, sağ görüşlü ve Petro’nun politikalarını ciddi biçimde eleştiren De la Espriella’nın seçilmesiyle ülkenin ciddi bir politika değişikliğine gideceğini gösteren sonuca ulaştı. Ülkenin yeni başkanı De la Espriella bir avukat ve siyaset sahnesinde oldukça yeni. Aynı zamanda bu durumu seçimlerde avantaja çevirmek için başarıyla kullanıyor. Yeni başkan, temelde ülkedeki geleneksel/muhafazakâr sağ siyasetle örtüşen görüşler paylaşırken zaman zaman da seçim kampanyasında yaptığı çıkışlarla Trumpvari tavırlar sergiledi. Nitekim Donald Trump da kendisinin seçilmesinden duyacağı memnuniyeti ve birlikte çalışma istekliliğini kamuoyuyla paylaşmıştı.

Ülkede yıllardır hükûmetlerin önüne geçemediği ideolojik terör ve uyuşturucu ticareti kaynaklı örgütlü suçla mücadele ve doğal olarak ekonomik sorunlar, De la Espriella yönetiminin öncelikleri olacak. El Salvador’daki suç karşıtı katı uygulamaları beğendiğini açıklarken, Nayib Bukele tarzı liderliğin sinyallerini de vermiş oldu. Ancak köklü ideolojik dayanaklı terör sorunu, toplumsal barışın sağlanmasına ilişkin geçmişte yaşanan başarısızlıklar ve uyuşturucu için hem kaynak hem de geçiş ülkesi olma konumu, nüfusu 53 milyonu aşan ve 1,14 milyon km2 toprak genişliğine sahip Kolombiya’nın problemlerinin yalnızca El Salvador’daki katı iç güvenlik uygulamaları yöntemiyle çözülemeyeceğini şimdiden ortaya koyuyor. 

Yeni başkan, ABD ile ilişkileri yeni bir rotaya oturtmanın yanı sıra Venezuela’da muhalefete desteğini ve bu ülkede ABD müdahalesi sonrasında başlayan yeni ekonomik düzen içinde Kolombiya iş dünyasının yer alması gerektiğini çeşitli vesilelerle dile getirdi. De la Espriella, milyonlarca Venezuela vatandaşı sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkesinin genel göç politikalarını katılaştırmak istediğini de açıkladı. Ancak Venezuela depremleri, ülkede yıkıma yol açarken sınır güvenliğinde problemlere neden olmanın yanında gerek yeni göç dalgalarını tetikleme gerekse sığınmacıların dönüşünü engelleme potansiyeline sahip. Bununla beraber, ABD’nin bu ülkedeki etkinliğinin artması, özellikle ekonomik açıdan Kolombiya’ya yeni fırsatlar sunacaktır.

Peru'da Fujimori mirası yeniden iktidarda

Peru’da seçimlerinin ikinci turunda Keiko Fujimori, başkanlık seçimlerini henüz kesinleşmemiş sonuçlara rağmen kazanmış görünürken, rakibi Roberto Sanchez ile arasındaki oy farkının çok az olması (49.000 civarında), seçim sonuçlarının inceleme altına alınmasına neden oldu ancak özellikle yurt dışında kullanılan oyların sağladığı farkla, Fujimori’nin zaferi kesinleşti. Her ne kadar zıt ideolojileri temsil eden iki aday arasındaki oy farkının azlığının ülkedeki siyasal bölünmüşlüğün ciddiyetini temsil ettiği yorumları yapılsa da durum yeni değil. Öncelikle Fujimori, kısmen farklılaşmakla birlikte siyasi hayatının başından itibaren, babasının ülkede tepeden inme ekonomik ve siyasal reformlar yürüttüğü ve hem destek hem de tepki gören siyasal duruşun bir uzantısı olarak görülüyor. İkincisi daha önce başkanlık yarışına aday olduğu 2011, 2016 ve 2021 seçimlerinde de ikinci turda kaybeden Fujimori, kaybettiği son iki seçim için oy sayımlarına güvenmediği yönünde açıklamalar yapmıştı. Ancak 2026 seçimlerinde oy sayımının şeffaflığıyla ilgili tereddüt yaşamadığını ve az sayıda oy sonucu kesinleştirmek için incelenirken, sonuç ne olursa olsun kabul edeceğini açıkladı. Dolayısıyla bölünmüşlük bir gerçeklik olsa da rakibi Sanchez’in kazanması durumunda da benzer bir tablo ortaya çıkacaktı.

Peru’yu 1990-2000 yılları arasında yöneten Alberto Fujimori’nin kızı olan Keiko Fujimori, Kolombiya’nın yeni başkanından farklı olarak hem aile bağları hem de kişisel kariyeri nedeniyle siyasetin kalbinde bir geçmişten geliyor. 51 yaşındaki Fujimori, anne babasının boşanması nedeniyle henüz 20’li yaşlarında babasının başkanlık görevi döneminde First Lady rolünü üstlenerek ülkesini temsil etti. 1990’da seçimle görev başına gelmesine rağmen otoriter eğilimler sergileyen babası Alberto Fujimori, Aydınlık Yol terör örgütüyle mücadele sürecinde yaşananlar ve ülkenin geçirdiği keskin neoliberal dönüşüm nedeniyle hem desteğe hem de eleştirilere maruz kalmıştı. Nitekim Peru'da oldukça tartışmalı ve toplumsal bölünmüşlükleri derinleştiren bir figür olan babası hakkında insan hakları ihlalleri, rüşvet ve yolsuzluk gibi çok sayıda suçlama yöneltilmişti. Bu suçlamalar sonucunda Alberto Fujimori 2000 yılında yurt dışına kaçtı, 2007 yılında ise hapse girdi. Keiko Fujimori ise bu süreçte babasının siyasi tabanını yeniden konsolide etmeye yönelik çabalarıyla ulusal siyasette etkili bir aktör hâline geldi.

Kendini “merkez sağ”ın temsilcisi olarak nitelendiren Keiko Fujimori, küresel “aşırı sağ” etiketli dalganın yahut bölgedeki Bolsonaro ve Milei gibi figürlerin temsil ettiği mistisize edilmiş sağ liderlerin yükselişinin bir diğer halkası gibi lanse edilse de siyasetteki uzun geçmişi ve miras aldığı Fujimorizm, başkanlığını farklı yönlerde etkileyecektir. Öte yandan, geçtiğimiz yıllarda hakkında ulusal ve uluslararası düzeyde çeşitli suç ve yolsuzluk soruşturmaları açılan ve bir süre hapis yatan Keiko Fujimori, babasının başkanlığı dönemindeki bazı hataları kabul etmiş olsa da siyasi kariyerini büyük ölçüde onun tartışmalı siyasi mirasını sürdürme üzerine inşa etti. Bu nedenle Fujimori, Latin Amerika siyasetinde yabancı olmayan bu geçmişi nedeniyle Kolombiya'nın yeni Devlet Başkanı De la Espriella'nın en azından şimdilik sahip olduğu "temiz siyasetçi" imajından uzak kalacaktır.