Gençlere neler oluyor? Okul saldırılarının görünmeyen yüzü

Haberin Eklenme Tarihi: 13.10.2026 10:54:00 - Güncelleme Tarihi: 13.10.2026 10:56:00

Gerçekten ezberlenmiş tespitlerin ve hazır kalıpların ötesine geçerek sormadığımız için doğru cevaplara ulaşmakta zorlanıyoruz: Gençlere tam olarak neler oluyor? Karşı karşıya kaldığımız bu tablo, ülkemiz için oldukça yeni ve sarsıcı bir gerçeklik. Artık literatürde ve gündelik dilde karşılığı olan somut bir tanımı var: Okul saldırıları. Üstelik bu eylemleri planlayan ya da hayata geçirenler, henüz çocukluktan yeni çıkmış, ilk ergenlik çağındaki gençler. Üzerine yazmanın dahi ağır bir sorumluluk yüklediği böylesi bir krizi görmezden gelmeden kaçınarak, bütün boyutlarıyla masaya yatırmak ve çözüm odaklı adımlar atmak zorundayız. Ben de şimdilik konuya dair yaptığım araştırmalar ve akıl yürütmeye çalıştığım yerden katkıda bulunmaya çalışacağım.

Ezber suçlamalar yerine, şiddetin arka planına bakmak gerekiyor

Öncelikle bu tablonun arka planını anlamak zorundayız ki kökten çözümler üretebilelim. Çünkü masum çocuklar öldükten sonra failin ya da ailesinin ceza almasının telafisi olmuyor. İşin en korkutucu yanı ise bu yaşananların; birkaç saniye ah vah edip hemen ardından eğlenceli videolara geçtiğimiz, ekranı kaydırdıkça kanıksayıp unuttuğumuz sıradan sosyal medya haberlerine dönüşme tehlikesi. Elbette bu süreci anlama arayışı, eylemleri meşrulaştırmak ya da anlaşılır kılmak amacı taşımıyor; tam tersine, karşılaştığımız yapısal dönüşümü doğru tahlil edebilmek için bir zorunluluk. Son dönemde ülkemizde benzer vakaların peş peşe görünürlük kazanması tesadüf olamaz. Bugünü geçmişten ayıran, bu derece yıkıcı pratiklerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan koşullar neler?

Tam da bu nedenle ezbere suçlamalar, masa başında yürütülen tahminler ya da uzaktan ahkâm kesmelerle bir yere varamayız. Oysa bugün meseleyi; failin ikinci, üçüncü halkadaki çevresinden aktarılan bilgiler ve kulaktan dolma iddialar üzerinden temellendirmeye çalışıyoruz. Bu yaklaşım yerine doğrudan gerçek veriler üzerinden hareket etmek zorundayız. Bu tür saldırıları gerçekleştiren faillerle, faillerin aileleriyle ve yakın çevreleriyle derinlemesine görüşmeler yapılmalı; bu gençlerin ortak noktaları, kırılma anları ve zihinsel süreçleri somut verilerle ortaya konmalıdır. Çünkü bu ortak örüntüleri net bir şekilde tespit etmeden, onları ortadan kaldıracak gerçekçi ve koruyucu çözümler üretmek mümkün olmayacaktır.

Toplumsal tartışmalarda çoğunlukla ilk akla gelen ve artık kısa sürede ezberlenen açıklamalar; ailenin ihmali, denetimsizlik ve çocukların kontrolsüz bir biçimde ekranla baş başa kalması üzerinden kuruluyor. Bir olayın ardından oynanan online ortamlar ya da takip edilen içerikler hızla hedef tahtasına oturtuluyor, ardından da ailelerin gözetim eksikliği konuşuluyor. Kuşkusuz bu unsurların payı yadsınamaz zaten özetle de böyle gibi görünüyor. Ancak meseleye eğildiğimizde, birbirini tetikleyen farklı etkenlerin bir araya geldiği derin bir sürecin sonucu. Kimi ailelerin hayat şartları yüzünden çocukla ilgilenme imkânı bulamaması, kimilerinin ise zaten böyle bir ebeveynlik bilincine ve kapasitesine hiç sahip olmaması, nihayetinde çocuğun ihmali... Buna çocukların sokaktan ve sağlıklı akran ilişkisinden kopması, kapalı dijital ağlardaki niyetleri karanlık online ortamlar ve bu mecralarda şiddetin bir üstünlük kurma aracı olarak pazarlanması ekleniyor. Belki bu birikim binlerce çocuğu böylesi bir vahşete sürüklemiyor fakat genetik yatkınlık, sağlıksız gelişim ve aksayan sosyalleşme süreci henüz tam olarak çözemediğimiz başka dinamiklerle birleştiğinde, tek bir çocukta bile böylesi yıkıcı bir sonuca yol açabiliyor.

Ailedeki boşluk ve dijital dünyanın gölgesinde büyüyen şiddet

Ergenlik çağındaki gençlerin yaşadığı kimlik arayışı, onaylanma arzusu ve içsel çatışmalar her dönemin bilinen gerçekleri olsa da günümüzde bu duygusal boşluklar çevrim içi platformlarla birleşince öngörülemez farklı bir boyut kazanıyor. Sosyal ağlarda dolaşıma giren içeriklerde sınırların gevşemesi ve olumsuz davranışların doğal karşılanmasına zemin hazırlıyor. Özellikle dinamik kurgularla ve ritmik müziklerle paylaşılan kısa videolar, yıkıcı eylemleri ilgi odağı olan birer anlatı kalıbına sokuyor; böylece kötü de olsa bir imza bırakma isteği ve sergilenen bir gösteriye dönüşebiliyor. Ekran karşısında denetimsiz bırakılan bir çocuğun bu tür akımlarla karşılaşması ise okullarda tanık olduğumuz fiziksel saldırıların ve kontrolsüz öfke patlamalarının zeminini besliyor.

Mesele yalnızca bireysel bir öfke patlamasıyla sınırlı kalmıyor; dijital mecralarda dolaşıma giren her vaka, benzer sıkışmışlıkları yaşayan akranlar için tehlikeli birer davranış modeline dönüşüyor. Görünür olma ve sesini duyurma arayışındaki bir genç, daha önceki vakaları bir tür referans noktası olarak görebiliyor; kendini bir zincirin devamı gibi konumlandırarak yıkıcı bir eylem üzerinden varlık gösterme yolunu seçebiliyor. Böylece okul saldırıları tekil birer kriz olmaktan çıkıp, görünürlük arzusunun beslediği ortak bir davranış kalıbı hâline geliyor.

Peki, burada ailenin gerçek payı ne? Karşılaştığımız durumu sadece "ilgisiz anne baba" kalıbıyla açıklamak yeterli olur mu? İnsanlık tarihi boyunca çocuklar çok daha ağır yoksulluklar, ihmaller ve zorluklar yaşadı ancak tarihin hiçbir döneminde organize biçimde okullarını basıp akranlarına saldırmadı. Bugün tanık olduğumuz bu vahşet, evde yaşanan değersizlik ve yok sayılma hissinin, ekranın ardındaki denetimsiz dünyayla buluştuğu o tehlikeli kesişim noktasında ortaya çıkıyor. Evdeki o boşlukla birleşen dijital mecralar ve kapalı alt kültürler, çocuğa şiddeti bir yöntem, bir görünürlük aracı olarak öğretiyor ve zamanla zihninde normalleştiriyor. Dijitalleşme öncesinde hayatımızda olmayan bu saldırı biçimleri, ne tek başına evin ihmaliyle ne de yalnızca dijital ortamlarla açıklanabilir; büyük oranda evdeki değersizlik hissinin dijital dünyanın sunduğu yıkıcı zeminle birleşerek böylesi bir sonuca dönüşmesiyle ilişkilidir.

Nitekim bu meselenin kurgusal ama gerçekçi bir yansımasını, 13 yaşındaki bir çocuğun okul arkadaşını bıçaklayarak öldürmekle suçlandığı Adolescence dizisinde de açıkça görüyoruz. Yapım; henüz ilk gençlik çağındaki bir çocuğun internetteki kapalı forumlar, incel kültürü ve dijital alt gruplar üzerinden nasıl adım adım radikalleşip şiddeti benimsediğini ele alıyor. İşin en çarpıcı yanı ise failin son derece sıradan, ortalama bir aile yaşantısı içinde büyümesi. Günümüzde insanı en çok tedirgin eden gerçek de tam olarak bu: Çocukların görünürde düzenli ve sağlıklı aile ortamlarında yetişmelerine rağmen, salt eğlenme amacıyla girdikleri çevrim içi mecralarda adım adım karanlık bir girdaba çekilebilme tehlikesi.

Dijital uçurumu aşmak ve tehlikeyi büyümeden önlemek

Hikâyedeki en kritik kırılma noktalardan bir diğeri de soruşturmayı yürüten yetişkin polislerin olayın arka planındaki dijital dili ve kodları çözmekte tamamen yetersiz kalması. Gerçeğin perdesi ancak faille aynı okula giden, akran dinamiklerine ve o kapalı çevrim içi ekosisteme hâkim bir diğer gencin araya girmesiyle aralanabiliyor. Bu durum, yetişkin dünyası ile yeni nesil arasına örülen duvarın vahametini ve dijital uçurumun olayların kavranmasını ne derece zorlaştırdığını gözler önüne seriyor; tehlike, kapalı oda kapılarının ve algoritmaların ardında büyümeye devam ediyor. Bu alandaki araştırmaları derinleştirmek ve ebeveynlerin çocuklarının dijital dünyası üzerindeki denetim ve rehberliğini güçlendirmek zorundayız. Ancak bir yandan da zaten ilgili ailelerin çocuklarını daha fazla baskı altına alacağı, ilgisiz olanların ise aynı duyarsızlıkta kalacağı bir kısır döngüden endişe etmemek elde değil.

Unutmamak gerekir ki yüzlerce öğrencinin, öğretmenin ve ailenin güvenliğini sarsmak; bir okul iklimini tamamen altüst etmek için tek bir kontrolsüz çocuğun veya gencin harekete geçmesi yetiyor. Bu nedenle meseleyi münferit bir taşkınlık olarak geçiştiremeyiz. Hem aile içinde hem de okullarda beliren risk işaretlerini vaktinde yakalayan, tehlike sinyali veren çocukları doğru değerlendiren ve tehdit büyümeden devreye giren bütüncül bir erken uyarı sistemini gecikmeden inşa etmek zorundayız. Bununla birlikte, yalnızca sinyallere müdahale etmekle yetinmeyip çocukları bu noktaya sürükleyen zemin ve koşulları da erkenden tespit ederek ortadan kaldırmak zorundayız.