05 Ekim 2026

Dayton’ın labirentinde sandığa küsen toplum: Bosna-Hersek

Bosna-Hersek seçimlerinde Bećirović, Filipović ve Cvijanovic zaferini ilan ederken, katılımın %41'e düşmesi derin bir meşruiyet krizine işaret ediyor. Dayton’ın karmaşık etnik kilit sistemine ve çözümsüzlüğe tepki gösteren halkın sandığa küsmesi, ülkenin asıl gerçeğini gözler önüne seriyor.

Bosna-Hersek’te gerçekleştirilen genel seçimlerde sandıklar kapandı ve resmi olmayan ilk sonuçlara göre Devlet Başkanlığı Konseyi’nin üç kurucu halkı temsil edecek yeni üyeleri netleşti. Boşnak üyeliği için Denis Bećirović, Hırvat üyeliği için Darijana Filipović ve Sırp üyeliği için Željka Cvijanović zaferlerini ilan ettiler. Kâğıt üstünde demokratik bir geçişin tamamlandığı görülse de Merkez Seçim Komisyonu (CIK) verilerine göre seçime katılım oranının %41,48 gibi son derece düşük bir seviyede kalması, bir önceki seçimdeki %51,45’lik orana kıyasla yaklaşık 10 puanlık devasa bir düşüş, ülkenin siyasi geleceği adına alarm zilleri çaldırıyor.

Bu tablo, Bosna-Hersek’te sandık sonuçlarından ziyade, sandığa gitmeyen yüzde 60’a yakın kitlenin duyduğu tükenmişliği ve bıkkınlığı masaya yatırmayı zorunlu kılıyor. Peki, Dayton’ın karmaşık labirentinde vatandaş neden siyasetten uzaklaşıyor ve bu seçim sistemi insanları nasıl siyasetsizleştiriyor?

Bir barış antlaşması mı, siyasi kilit sistemi mi?

Bosna-Hersek’teki düşük katılımın kökenini anlamak için öncelikle dünyanın en karmaşık anayasal ve idari yapılarından birine sahip olan ülkenin seçim sistemini deşifre etmek gerekiyor. 1992-1995 savaşını sonlandıran Dayton Barış Antlaşması, ülkeyi çatışmayı durdurmak adına etnopolitik temeller üzerine inşa etmişti. Ülke iki ana entiteye ayrılmıştı. Bunlar Sırp Cumhuriyeti (RS) ile ağırlıklı olarak Boşnak ve Hırvatların yaşadığı Bosna-Hersek Federasyonu (FBiH) (Ayrıca özel statüye sahip Brčko Bölgesi bulunur).

Devletin en tepesindeki yürütme organı olan Üçlü Devlet Başkanlığı Konseyi, ülkenin üç “kurucu halkı” (Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar) temsil eden üç üyeden oluşur. Sistem şu şekilde işler: Sırp üye, Sırp Cumhuriyeti'nden doğrudan seçilirken; Boşnak ve Hırvat üyeler Bosna-Hersek Federasyonu içinden seçilir. Ancak mekanizma sadece bununla sınırlı değil; parlamenter yapıdan kanton hükûmetlerine kadar her düzeyde etnik kotalar, veto hakları ve karmaşık bir temsiliyet dengesi kurulmuş. Amaç, hiçbir grubun diğerine üstünlük kurarak yeni bir çatışma başlatmasını önlemek. Fakat pratikte bu sistem, siyaseti projeler, kalkınma veya ekonomi üzerinden değil, kimlik ve milliyetçilik ekseninde kilitleyen bir mekanizmaya dönüştü.

Siyasetsizleşme ve tükenmişlik sendromu

Seçime katılım oranının %41’lere gerilemesi, Bosna-Hersek halkının mevcut siyasi statükodan duyduğu radikal kopuşun ve çaresizliğin resmi. Bosna basını ve saha analizleri bu düşüşün ardında birkaç temel neden barındırdığını gösteriyor. Seçim dönemlerinde siyasetçilerin ağzından düşmeyen “Avrupa Birliği (AB) entegrasyonu” ve “reform” vaatleri, yıllardır somut bir takvime bağlanmamış, içi boş sloganlara dönüşmüştü. Vatandaş, her seçim döneminde aynı kalıplaşmış cümleleri duymaktan, buna karşın altyapı, işsizlik, enflasyon ve yolsuzluk gibi günlük hayatı zindan eden sorunların çözülmediğini görmekten yoruldu.

Sistem, etnik blokların kendi içindeki liderleri adeta dokunulmaz kılıyor. Seçmenler, oylarını değiştirseler bile iktidar bloklarının yapısının, etnik imtiyazların ve tıkanan bürokrasinin değişmeyeceğini biliyorlar. Örneğin, Sırp Cumhuriyeti’nde Milorad Dodik liderliğindeki SNSD çizgisinin veya FBiH’teki geleneksel partilerin (SDA, HDZ vb.) konjonktür nasıl değişirse değişsin sistemi kendi lehlerine domine etmeye devam etmesi, “oyumun bir anlamı yok” algısını besliyor.

Bosna-Hersek, kalifiye nüfusun, özellikle de gençlerin ülkeyi terk ettiği bir coğrafya. Ülkede kalan genç kuşaklar ve orta sınıf, siyaset kurumunu kendi dertlerine çözüm üreten bir mekanizma olarak değil, aksine ülkenin kaynaklarını tüketen bir elit kulübü olarak görüyor. Sandığa gitmemek, bu düzene verilebilecek en sessiz ama en sert protesto biçimi.

Özellikle son yıllarda tartışılan ve Boşnak kamuoyunda büyük rahatsızlık yaratan seçim kanunu değişiklikleri, toplumun bir kesiminde oyların eşitsiz olduğu yönünde bir kanaat uyandırdı. Kimi bölgelerde bir grubun oyunun diğerine kıyasla matematiksel olarak çok daha değerli hâle geldiği yönündeki eleştiriler, demokratik adalet duygusunu zedeledi ve katılımı aşağı çeken faktörlerden biri oldu.

Bosna’nın geleceği hangi modelde?

Seçimi önde bitiren isimlerin verdiği mesajlar dikkat çekici. Örneğin Denis Bećirović’in zafer konuşmasında “Bölgemizin geleceği Rus modelini benimsemekte değil, Avrupa modelindedir” çıkışı, ülkenin hâlâ jeopolitik bir sıkışmışlık içinde olduğunu gösteriyor. Bir yanda Sırp entitesindeki ayrılıkçı eğilimler ve dış dinamikler, diğer yanda işlevsizleşen merkezi devlet yapısı Bosna-Hersek’i sürekli bir kriz kertesinde tutuyor.

Ancak asıl kriz dışarıdan ziyade içerideki meşruiyet krizi. %41'lik bir katılım oranıyla iktidara gelen veya koltuğunu koruyan liderlerin, nüfusun yarısından fazlasının sandığa gitmeyerek yok saydığı bir toplumu temsil etmesi demokrasinin ruhuna gölge düşürüyor.

Bosna-Hersek; etnik temelli bu katı yapıyı esnetmeden, liyakati, ekonomik kalkınmayı ve bireysel vatandaşlık haklarını etnik kimliğin önüne koyan köklü bir anayasal reform gerçekleştirmedikçe, sandığa küsen kitleler ülkenin kaderini belirlemeye devam edecek. Seçim sonuçları kâğıt üstünde tamamlanmış olabilir. Ancak Bosna-Hersek siyasetinin asıl kazananı ne bir parti ne de bir lider; asıl kaybeden ise ne yazık ki demokrasinin ve umudun kendisi.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...