Fransa’nın Afrika’daki nüfuzu çöküyor mu?

Haberin Eklenme Tarihi: 3.06.2026 17:35:00 - Güncelleme Tarihi: 3.06.2026 17:38:00

Tepkilere bakılacak olursa, Fransız Cumhurbaşkanı'nın yakın zamanda sonuçlanan Afrika-Fransa zirvesindeki reaksiyonu, karşılıklı bir ortaktan ziyade paniğe kapılmış bir liderin görüntüsünü andırıyordu. Fransa ile Afrika arasındaki kopuk ilişkileri yeniden inşa etmeye yönelik aciliyet hissi, eski sömürgeci gücün liderini yakın zamanda Nairobi'ye getirdi. Ancak burada Afrikalıların onun varlığını pek de umursamadığını görmesi, soğukkanlılığını kaybetmesine neden oldu. Konuşma yapması için kendisine ayrılan süre henüz gelmeden aceleyle mikrofonu eline aldı.

Fransa onlarca yıl boyunca "ayrılmadan bağımsızlık" ayrıcalığının tadını çıkardı. 1960'larda Batı ve Orta Afrika genelinde bayraklar indirilmiş olsa da Fransa'nın nüfuzu hiçbir zaman gerçekten sona ermedi. Paris; askerî üsler, siyasi ağlar, ekonomik düzenlemeler ve sömürge döneminde tasarlanmış bir para sistemi aracılığıyla, resmî imparatorluğun sona ermesinden çok sonra bile eski sömürgelerinin birçoğu üzerindeki kontrolünü sürdürdü.

"Françafrique" düzeni altında Fransa, eski sömürgeleri üzerinde olağanüstü bir nüfuz uygulamaya devam etti. Dost liderler desteklendi, askerî müdahaleler sıradanlaştı ve ekonomik yapılar Paris'e büyük ölçüde bağımlı kalmaya devam etti. Bu durum çoğu Afrikalı elit arasında yeni-sömürgecilik (neo-kolonyalizm) olarak adlandırıldı. Afrikalılar seslerini yükseltip memnuniyetsizliklerini gösterirken, Paris bu düzeni istikrar için gerekli diyerek savundu. Fakat "Kimin için istikrar?" sorusu giderek daha rahatsız edici bir hâl aldı. Uzun süren ve kopuk ancak "Pan-Afrikanizm" ideolojisinde birleşen çabalardan sonra, bugün bu kontrol gevşemiş ve zayıfladı. Afrika genelinde, özellikle de Batı Afrika'nın Fransızca konuşulan devletlerinde, yeni bir siyasi düzen kök salıyor. Bu, egemenlik, kendi kendine yetebilme ve gerçek bir Pan-Afrikanizm duygusuyla tanımlanan bir ruh hâlidir. Eski sömürgeleri de dâhil olmak üzere çoğu Afrika devletinin kendi kendine yeten bir yol izleme kararı, Fransa'yı bu yeni statükodan ötürü tedirgin etti. Kontrolün elden gittiği ve bedava doğal kaynakların azaldığı yeni bir döneme girildi.

Toz duman henüz dinmedi!

Afrika arkasına bakmamaya kararlı görünüyor. Fransa'nın, dolayısıyla Cumhurbaşkanı Macron'un panik ve rahatsızlığına yansıyan tedirginliğini daha iyi anlamak için Afrika devletlerinin yöneldiği düzlemi göz önünde bulundurmak gerekir. Afrika hükûmetleri, karşılıklı güven ve eşitliğe dayalı ilişkilerini giderek çeşitlendiriyor. Çin altyapıyı finanse ediyor, Türkiye ticareti ve güvenilir güvenlik ilişkilerini genişletiyor, Hindistan ise kıta genelinde yatırımlarını derinleştiriyor. Aynı zamanda Afrikalı liderler; sanayileşme, kaynak sahipliği, yerel üretim ve kıtasal entegrasyon hakkında daha açık bir şekilde konuşuyorlar. Mesaj oldukça açık: Afrika, yabancı güçlerin ham madde tedarikçisi olma şeklindeki tarihî rolünün ötesine geçmek, güvenilir ve karşılıklı yarar sağlayan uluslararası ilişkiler inşa etmek istiyor. Bu durum sadece Fransız karşıtı bir duygu değil, gerçek Pan-Afrikanizm'e dayanan Afrika yanlısı bir vizyondur. Yine de Paris'te bu ayrımı kavramak genellikle zor görünüyor. Afrika'nın bağımsızlığını ilan etme çabaları, çok sık bir şekilde, aslında neyse o -yani egemenliğin normal bir ifadesi- olarak görülmek yerine Fransa'ya karşı düşmanlık olarak yorumlanıyor.

İlginçtir ki Macron'un Pan-Afrikanist paradoksu, tarih boyunca hiçbir Fransız cumhurbaşkanının Afrika ile ilişkileri yeniden icat etmekten Sayın Emmanuel Macron kadar bahsetmediğini gösteriyor. Cumhurbaşkanı, geçmişin babacan (paternalist) yaklaşımının ötesine geçme ihtiyacını defalarca kabul etti ve kendisini ile Fransa'yı, karşılıklı saygıya dayalı yeni bir ilişkinin hamisi olarak sunmaya çalıştı. Ancak kelimeler ile algılar her zaman örtüşmüyor. Macron'un en tartışmalı iddialarından biri, Fransa'nın "Pan-Afrikanist" bir ulus olduğu yönündeki iddiasıydı. Fransa'nın tarih, göç ve kültür yoluyla Afrika ile olan bağlarını vurgulamayı amaçlasa da bu ifade, özünde Fransa'nın kıtadaki tarihî ve mevcut faaliyetleri göz önüne alındığında saygısızca ve son derece ironik görünüyordu. Ünlü Afrikalı yazar Chinua Achebe'nin dediği gibi: "Kimse bana kim olduğumu öğretemez." Bu nedenle Afrika doktrinlerini onu daha iyi anlayanlara bırakmak en adil ve saygılı olanıdır; aksi takdirde yanlış yorumlanma riskiyle karşı karşıya kalırsınız.

Yardımı olacaksa, Pan-Afrikanizm sömürge egemenliğine direnen; Afrika birliğini, kendi kaderini tayin etmeyi ve özgürleşmeyi savunan bir hareket olarak doğmuştur. Dolayısıyla Afrika doktrinini kullandığımızda, bunun sadece bir kelime değil, Afrika'nın yönünü ve uluslararası ilişkilerini şekillendiren derin bir ideoloji ve kimlik olduğunu unutmamalıyız. Nairobi, çoğu Afrika ülkesi için memnuniyet verici bir adımdı; çünkü Afrikalılar tecrit içinde değil, ancak güvenilir ortaklarla gelişebilirler. Fransa ile Afrika devletleri arasındaki diyalog, özellikle Fransa'nın kıtadaki tarihi göz önünde bulundurularak daha eşit ve dengeli ilişkiler kurabildiği sürece takdir edilmektedir.

Afrika arkasına bakmıyor: Yeni siyasi yol, yeni ilişkiler

Yenilenen düzenlemeler ve enerji; geleneksel devlet elitleri yerine genç Afrikalılar ve sivil toplumla diyaloğu vurgulayarak Fransa ile Afrika arasında yeni bir angajman tarzı sergilemek üzere tasarlandı. Bununla birlikte zirve sırasındaki birkaç fikir alışverişi, güç dengesizlikleri henüz çözülmemişken samimi bir diyaloğun ne kadar zor olabileceğini ortaya koydu. Görüşmeler sırasında Macron sık sık araya girdi, düzeltmeler yaptı veya bazı eleştirilere sert bir şekilde karşı çıktı. Bir kesim bunu yeni bir angajman biçimi olarak görse de çoğu Afrikalıya göre bu bir zayıflık olarak algılandı. Tartışma tek bir zirve ya da tek bir cumhurbaşkanı ile ilgili değildi. Bu, Fransa'nın Afrika ile ilişkilerine musallat olmaya devam eden daha derin bir sorunu yansıtıyordu: Afrika'nın iradesi rahatsız edici sonuçlar doğurduğunda, bu iradeyi tamamen kabul edememek. Afrika, daha bilinçli bir nüfusla yeni bir siyasi çağa giriyor.

Tartışmalar tüm hızıyla sürerken, Afrika arkasına bakmıyor ve yeni bir siyasi yol ile yeni ilişkiler kurmaya devam ediyor. Genç Afrikalı nesil sömürge nostaljisiyle daha az ilgileniyor, geleneksel güç yapılarından daha az etkileniyor ve ulusal çıkarları kendi şartlarına göre tanımlama konusunda daha kararlı. Bu durum, Fransa'nın Afrika'da gelecekte hiçbir rolü olmayacağı anlamına gelmiyor. Gelecekteki her türlü rolün, verili kabul edilmek yerine giderek daha fazla müzakere edileceği anlamına geliyor. Bu gerçek, Fransız siyasi çevrelerinin bazı kesimlerini tedirgin ediyor gibi görünüyor; çünkü sömürge döneminden beri süregelen varsayımlara meydan okuyor. Yine de bu değişim ne şaşırtıcı ne de radikaldir.

Bağımsızlığın kendisiyle başlayan bir sürecin mantıklı bir devamıdır. Afrikalılar sembolik ve yüzeysel olandan daha esaslı bir şey talep ediyorlar. Ekonomileri, kaynakları, para birimleri ve kaderleri üzerinde kontrol talep ediyorlar. Fransa şimdi bir seçimle karşı karşıya. Ya kendi adına giderek daha fazla konuşan bir Afrika'ya uyum sağlayacak ya da silinip giden post-kolonyal bir mirasa tutunmaya devam edecek.