}
06 Şubat 2026

Tuğçe Çalımbay: “Renk, benim için içsel bir dil”

Ressam Tuğçe Çalımbay ile “HIDDEN” sergisinin bir doğa yürüyüşünde başlayan hikâyesini; klostrofobi, tuz kristalleri ve taş dokularıyla kurduğu içsel metaforları konuştuk. Doğayı bir “iç mekân” olarak ele alan sanatçının yüzleşme ve dönüşüm eksenli üretim sürecini kendisinden dinledik.

Galeri Binyıl’ın özel projesi “Binyilart Project” kapsamında Urla’da sanatseverlerle buluşacak Tuğçe Çalımbay’ın “HIDDEN” başlıklı kişisel sergisi, doğa, mekân ve içsel yüzleşme temalarını merkezine alan güçlü bir deneyim sunuyor. 8 Şubat – 31 Mart 2026 tarihleri arasında “Galeri Binyıl & Urla Statera Vineyards”ta gerçekleşecek sergi, Çalımbay’ın tuz, taş ve ışık ilişkisi üzerinden geliştirdiği resimleriyle izleyiciyi yalnızca görmeye değil, hissetmeye ve durup düşünmeye davet ediyor. 26 yıllık köklü geçmişiyle çağdaş sanata yön veren Galeri Binyıl, küratör İlknur Şanal ve sanat yönetmeni Mehmet Arif Erdem’in özgün küratoryal yaklaşımıyla, Urla’nın doğal dokusu içinde sanat ve doğayı bir araya getirerek unutulmaz bir sergi deneyimine imza atıyor. Biz de bu sergi bağlamında değerli sanatçı Tuğçe Çalımbay ile bir araya gelip sergiye ve sergide yer alan eserlerine dair keyifli bir röportaj gerçekleştirdik…

"Dönüşüm, her zaman pürüzsüz değil, çoğu zaman çatlaklardan gerçekleşir"
“HIDDEN” sergisinin tüm hikâyesi; bir doğa yürüyüşü sırasında dar, karanlık bir kaya geçidinde başlıyor diye anlatılıyor. Bu deneyimi ilk fark ettiğiniz an ne hissettiniz ve bunu sanat diline dönüştürme süreciniz nasıl gelişti?

“HIDDEN” benim için bir doğa yürüyüşünde yaşanan fiziksel bir sıkışmanın içsel bir farkındalığa dönüşmesiyle başladı. O karanlık geçit, zamanla resimlerimde yüzey, doku ve renk aracılığıyla bir iç yolculuğun metaforuna dönüştü. Bu yüzden bu seride kusur, çatlak ve kırılganlık bilinçli olarak görünür hâle getirildi. Çünkü dönüşümün her zaman pürüzsüz değil, çoğu zaman çatlaklardan gerçekleştiğine inanıyorum.

Sergide klostrofobik korku, tuz kristalleri, taş dokuları ve renklerin dönüşümü gibi güçlü metaforlar var. Bu kavramları bir araya getirirken bilinçaltınızdaki hangi temalar sizi yönlendirdi?

Klostrofobi, tuz kristalleri ve taş dokuları bilinçaltımda bastırılmış korkular, korunma ihtiyacı ve dönüşüm arzusunu temsil ediyor. Bu seride malzemeler, kelimelerden önce gelen duyguların taşıyıcısı oldu. Dolayısıyla malzeme seçimi benim için estetikten çok sezgisel bir karar.

Doğa ve içsellik, üretim pratiğinizin merkezinde yer alıyor. Doğayı bir manzara olarak değil de bir “iç mekân” gibi ele aldığınız söylenebilir mi? Kendi iç dünyanızla doğa arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

Doğayı bir manzara olarak değil, içsel bir mekân gibi ele alıyorum. Kendi iç dünyamla doğa arasındaki bağı, katmanlar ve yüzeyler üzerinden kuruyorum.

"Dokulu çalışmak benim için kontrollü bir teslimiyet pratiği"
Eserlerinizde tuz kristallerini ve taş dokusunu kullanıyorsunuz. Tuz, doğası gereği kristalize olurken kendi formunu bulan, ışığı yansıtan ama aynı zamanda kırılgan bir malzeme. Mimarideki milimetrik hesaplamaların aksine, tuzun bu “kontrol edilemez” ve organik yapısıyla çalışmak, sizin için bir kontrolü bırakma ve akışa teslim olma pratiğine mi dönüştü?

Dokulu çalışmak benim için kontrolü tamamen bırakmak değil, kontrollü bir teslimiyet pratiği. Mimarlık disiplininden gelen hesaplı yaklaşımım.

Floransa’da mimar Andrea Ponzi’den aldığınız teknik resim ve sulu boya eğitiminin sanatınızda bir kırılma noktası olduğu biliniyor. Teknik resmin katı kuralları ile sulu boyanın akışkanlığını sanatınızda nasıl uzlaştırıyorsunuz?

Andrea Ponzi’den aldığım teknik resim eğitimi bana disiplin ve yapı kazandırdı, sulu boya ise akışa güvenmeyi öğretti. Bu iki zıt yaklaşımı, eserlerimde kontrollü bir serbestlik olarak birleştiriyorum.

Bir akrilik veya sulu boya çalışmasının ilk taslağıyla son hâli arasında ne gibi içsel veya duygusal bir yolculuk yaşanıyor? Bu süreçte kendinizi nasıl buluyorsunuz?

İlk taslakla son hâl arasında hem duygusal hem de sezgisel bir yolculuk yaşanıyor. Süreç ilerledikçe benlik geri çekiliyor, işin kendi yönünü bulmasına izin veriyorum.

Resimlerinizde soğuk tonlar içe kapanmayı, sıcak renklerde beliren çatlaklar ise çıkış ve dönüşüm arzusunu çağrıştırıyor. Renk, sizin için bir anlatım aracı mı, yoksa bilinçaltının kendiliğinden ortaya çıkan bir dili mi?

Renk benim için bilinçli bir süsleme değil, içsel bir dil. Soğuk ve sıcak tonlar, izleyiciye kapanma ve çıkış hâllerini hissettirmek için kendiliğinden ortaya çıkıyor.

"'HIDDEN' daha kişisel ve içe dönük bir anlatı kuruyor"
Geçmişte İstanbul Galataport’ta “Salina” adlı tuz kristalleriyle kurduğunuz bir sergi daha vardı. (“Salina”, tuzun jeolojik zaman ve hafıza kavramlarıyla ilişkisini araştırıyordu.) Bu iki sergi arasında tematik veya teknik açıdan nasıl bir bağlantı görüyorsunuz?

“Salina” jeolojik zaman ve hafızayla ilgiliyken, “HIDDEN” daha kişisel ve içe dönük bir anlatı kuruyor. Teknik olarak benzer malzemeler kullansam da bu seride duygu daha çıplak ve doğrudan.

“HIDDEN”da izleyiciyi yalnızca görmeye değil, bakmaya, hissetmeye, durmaya ve kendi iç dünyasıyla yüzleşmeye davet ediyorsunuz. Seyirciyi bu deneyime aktif olarak nasıl dâhil ediyorsunuz? Ziyaretçinin kendi içsel yolculuğunu nasıl tetiklemeyi umuyorsunuz?

“HIDDEN” izleyiciye bir cevap vermekten çok bir alan açmayı amaçlıyor. Herkesin kendi karanlığından geçip kendi ışığını bulabileceği bir eşik olarak var oluyor. Bu yüzden izleyiciyi hızlıca tüketilen bir görme eyleminden çıkarıp durmaya ve hissetmeye davet ediyorum. Mekân, doku ve sessizlikle ziyaretçinin kendi iç yolculuğunu başlatmasını umuyorum.

"İç mimarlık geçmişim, mekânla kurduğum ilişkiyi resimlerime doğrudan taşıyor"
Tasarım ve sanat alanında eğitim almış bir sanatçı olarak iç mimarlık geçmişiniz yaratım sürecinizi nasıl şekillendiriyor? Mekân ve resim arasındaki duygusal ve fiziksel ilişkide ne gibi yaklaşımlar benimsiyorsunuz?

İç mimarlık geçmişim, mekânla kurduğum ilişkiyi resimlerime doğrudan taşıyor. Yüzeyleri sadece görsel değil, bedensel olarak da algılanan alanlar gibi kurguluyorum. Bu yaklaşım zaman olgusunu ele alışıma da yansıyor. Eserlerimde zaman duygusu  lineer değil, katmanlıdır. Her yüzey, geçmiş ve şimdinin üst üste binmiş hâlini taşır.

“HIDDEN”, bir yüzleşme ve dönüşüm sergisi olarak güçlü bir içsel eşik tarifliyor. Bu eşikten sonra üretiminizin yönüyle ilgili ipuçları verebilir misiniz? Gelecek projelerinizde doğa, malzeme ve içsellik arasındaki bu ilişkiyi derinleştirmeyi mi, yoksa bambaşka bir anlatı alanına geçmeyi mi düşünüyorsunuz?

“HIDDEN” benim için bir eşik ve yüzleşme sergisi. Bundan sonra doğa, malzeme ve içsellik ilişkisini daha da derinleştirerek üretmeye devam etmeyi planlıyorum.

 
 
 

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...