Eserlerinizde sıkça işlediğiniz "eşik" ve "geçicilik" kavramlarını bu forumda “Praise of Transience” (Geçiciliğe Övgü) kürasyonuyla kamusal alana taşıyorsunuz. Topkapı Sarayı ve Aya İrini gibi "anıt" yapıların gölgesinde, çözünen ve hafifliği savunan modüler bir kurguyla nasıl bir kontrast yaratmayı hedeflediniz?
Aslında insan kendiyle konuşuyor her yaptığı işte, her şeyde. Burada "Geçiciliğe Övgü", tam da böyle bir yerde duruyor. Yani dünya tarihi boyunca insanoğlu hep kalıcılık üretmeye gayret etmiş. Ama tek kalan şey geçiciliğin, geçip gidiyor olmanın ta kendisi. Ben de bunu onore etmek ihtiyacı hissettim. Bu dünyadan böylece geçip gideceğiz ve dünyaya hoş bir hatıra bırakabilirsek ne mutlu. Dolayısıyla bütün arkadaşlarımı bunu kutlamaya davet ettim. Buradan geçip gitmeyi, hiçbir şey olmayı ve beraberinde geçiciliğin kendisini; yaratıcılıkla beraber kutluyoruz.
London Design Festival’in 15 yıllık köklü platformunu İstanbul’a taşırken, Beatrice Galilee ile birlikte “Worlds in Contact” (Temasta Dünyalar) temasını belirlediniz. İstanbul’un katmanlı yapısı, Tom Dixon ve Lina Ghotmeh gibi küresel isimlerin tasarım diline nasıl bir yeni perspektif katacak?
Tansiyonu yüksek bir dünyada yaşıyoruz. Savaşlar var, göçler var, ekolojik dengeler var. Dünyada bütün bunlar yaşanırken, tasarımda ya da en temelde herhangi bir meslek grubuna mensup olmamıza gerek kalmadan, insan olarak bundan bağımsız olamıyoruz. Dolayısıyla burada sorumluluğumuzu ifade etmek istedik. Temas hâlindeki dünyalara bunları temas ettirmek... Göç varken kamusal alandan bağımsız düşünülemez. Savaş varken konuttan bağımsız düşünülemez. Bütün bunları beraber düşünmek, beraber tartışmak, belki çözüm üretmek için dünyada bunu en iyi yapan insanları, mimarları, tasarımcıları, farkındalık yaratan sanatçıları bir araya getiriyoruz ve dünyanın meselelerini konuşup daha kreatif bir dille ele alarak çözüm üretmeye gayret ediyoruz. Dolayısıyla bu proje, tüm bu gayretlerin teması aslında. "Sorun nedir, nasıl çözerim?" sorusunun yarattığı temastan bahsediyorum... Ve buradaki sorumluluğu da açık bir beyanla ifade ediyoruz: “Biz buradaki tansiyonu yüksek dünyanın farkındayız, bir derdimiz var ve bunu çözmek istiyoruz.” "Ne yapabiliriz?" derdi, meselesi bu.
“Forum, İstanbul'la beraber kendini dönüştürüyor”
Şehrin 40 farklı üretim noktasını "akupunktur noktaları" olarak tanımladığınız “İstanbullar” platformuyla haritalıyorsunuz. Barın Han'dan Zeyrek Çinili Hamam'a uzanan bu interaktif hat, İstanbul'un geçmişini ve güncel yaratıcı enerjisini uluslararası kamuoyuna nasıl okutacak?
Ben bu konuda, Türk milletinin evlatları olarak özgüvenli olmamız gerektiğini düşünüyorum. Forum İstanbul'a geliyor, evet ama İstanbul'la beraber kendini dönüştürüyor. Yani buraya gelmenin bir düzenlemesi var forum üzerinde. Buranın kendi kültürel mirasını, özgün değerlerini yok sayamayız. Buraya dışarıdan bir şey getirilmiyor. Buranın kendi özgün değerlerine bir mercek, bir büyüteç tutuyoruz sadece. Dolayısıyla "İstanbullar" böyle ortaya çıktı. Şehirdeki 40 insan, fikir ve yer... Kreatif düşünen, fikir üreten mekân, insan, zanaat, proje ne varsa... Bütün bunları onore etmek için yapılmış bir liste. Bu aslında bu şehre bir mercek tutmakla ilgili. Böyle bir yerde duruyor.
“Amacımız, buranın kendi çıkış noktalarını güncel bir dille ele almak”
Waugh Thistleton Architects ile iş birliği içinde hayata geçen ahşap yerleştirme, Türkiye'nin ahşap yapı mirasına soyut bir referans veriyor. Geleneksel yapı kültürümüzü meditatif bir mekân deneyimiyle forumun merkezine koymak, "zamanın dilini tasarlamak" adına bize ne söylüyor?
Zamanın dili ne kadar tasarlanabilir, bunu bilmiyorum. Bunu muhtemelen yıllar geçip gittikten sonra insanlar adlandıracak, bunun adını koyacaklar. Ama "Geçiciliğe Övgü" kürasyonunu yaparken Türkiye'nin de özellikle ahşap konut mirası devreye giriyor. Bu insan bedeniyle, zamanla dönüşen bir şey ve geçiciliğe övgüyü aslında en iyi orada yapmışlar. Biz ideolojiyi ve kendi değerlerimizi merkeze koyarız. Bunun için işte yapılar taştır. Bütünü temsil eden yapılar taştır ama kendi kişisel alanlarımız ve konutlar ahşaptır. Burada zaten çok tatlı bir öğrenilmişlik var. Biz buna referansla bir durma mekânı hayal ettik. Ve bunu, RIBA ödüllü bir mimarla, ahşap yapı üzerine, özellikle yapısal ahşap üzerine uzmanlaşmış bir mimarla ve Ulusal Ahşap Birliği'ni bir araya getirerek süreci yürüttük. Çok da hoş bir iş çıktı. İnşallah ziyaretçisi de sever. Burada amacımız şu: Buranın kendi çıkış noktalarını güncel bir dille ele almak. Ve sokağı yakalamak, gençleri yakalamak, bu heyecanla herkese üretim alanı açmak ve cesaret vermek. Hani korkmadan yapmalarının da önünü açmak belki. Çünkü tasarım yapmak çok yukarıda konumlandırılıyor. "Yap ve geçsin, gitsin." Bunun da cesaretini vermek istedik. O yüzden programın içerisinde mesela birçok öğrenci de var. Üretimlerde yer alıyorlar. Onlara en başından beri yer verdik.
Programın finalinde Yedikule bölgesi için uluslararası bir bahçe yarışması duyuruyorsunuz. Forumun “yeniden düşünmek” ilkesi doğrultusunda, İstanbul’un toprak ve bostan kültürü mirasını modern tasarımın hangi sorularıyla yeniden canlandırmayı planlıyorsunuz?
Aslında bu sadece bir öneri. Neden? Çünkü uzunca bir zamandır şunu düşünüyorum ben: Türkiye'de zaten hâlihazırda bir bahçe kültürü var. Evimizin bahçesinden tutun, kamusal alandaki bahçelere kadar. Yani burada, özellikle çocuklara sokaklarda rekreasyon alanları yaratmak için biz nasıl bir aksiyon alabiliriz diye düşündük. Ve mahallede, özellikle dar gelirli bölgelerde küçük bir bahçe yaparsak eğer, belki o şehirde herhangi bir yere para ödemeden gidip insanların aileleriyle oturabilecekleri güzel bir kamusal alan yaratabiliriz diye düşünüyoruz. Ve bunun bir önerisini yarışmaya açmak istiyoruz. Kabul görür görmez, yapılır yapılmaz, hayata geçer geçmez... Bunu tabii ki biz bilemeyiz. Ama bunu en azından tasarımcılar olarak, inisiyatif olarak önermek istiyoruz.
“Herkesin, burada olmasının bir anlamı var”
Modadan mimariye, teknolojiden sürdürülebilirliğe bu kadar farklı disiplini "bir performans olarak şehir" kurgusunda bir araya getirmek, bir sanatçı olarak sizin "kâinattaki bağlantısallık" arayışınızda bu etkinliğin ardından hangi yeni soruyu sormanıza yol açtı?
Bunu ancak etkinliğin ardından söyleyebilirim. Ama tabii ki şöyle bir şey var: Herkes birbirini yansıtıyor. Herkes ve her şey birbirinin uzantısı. Dolayısıyla burada olan herkesin, burada olmasının bir anlamı var. Hep birlikte yaşayacağız ve göreceğiz. Birçok insan heyecanlandı. İstanbul'da olma fikrine, burada konuşma fikrine heyecanlandı. Ve dünyanın her yerinden kopup geliyorlar. Bu çok önemli bir şey. Bu, buradaki dinamiğin, buradaki varoluşun insanları ne kadar heyecanlandırdığı ile ilgili bir şey. Dolayısıyla biz de onlara saygı duyuyoruz ve nezaketle ağırlamaya gayret ediyoruz. Çıktılarını hep beraber göreceğiz. Umarım hep beraber çok güzel bir iş çıkarmış oluruz.