Önceki serilerinizde (Splash, Moment) hareketin en şiddetli ve dinamik anını, o enerjik çarpışmayı donduruyordunuz. "Sessizce Yükselen" sergisinde ise hareketin daha yavaş, daha sessiz ve zamana yayılan bir süzülmeye dönüştüğünü görüyoruz. Bu kavramsal değişim, sizin zaman algınızdaki veya sanatsal pratiğinizdeki bir "sakinleşme" ya da "kabulleniş" evresine mi işaret ediyor?
Önceki serilerimdeki (Splash, Moment) imgesel hareket, tekil bir anın dondurulmuş temsiliydi. “Sessizce Yükselen” ile bu yaklaşım evrildi. Artık mesele donmuş bir anın izini sürmek değil, akışın kendisini görünür kılmak. Bu bir sakinleşmeden ziyade, hareketin zamana yayılması, süreklilik kazanması ve kendi içinde dönüşen bir dalga formuna evrilmesidir. Zamanı artık çizgisel bir ilerleyiş olarak değil, bedende hissedilen döngüsel bir ritim olarak ele alıyorum.
Eserlerinizin üretiminde “sıcak cam şekillendirme” ve “açık alevle şekillendirme” tekniklerini kullanarak yerçekimini bir şekillendirici güç olarak atölye partneriniz hâline getiriyorsunuz. Fırının içindeki 1200 derecelik karanlıkta, camın süzülme miktarını belirleyen o kritik saniyeyi nasıl tayin ediyorsunuz? Kontrolün tamamen sizde olduğu an ile malzemenin yerçekimine teslim olduğu an arasındaki o eşiği nasıl tanımlarsınız?
Çoğunlukla alevle şekillendirme ve sıcak cam üfleme/şekillendirmeyi üretimlerimde kullanıyorum. Yıllar içinde teknik konularda kazandığım deneyim ve malzemeyi iyi tanımak üretim sürecindeki o eşiği belirliyor. Bu sayede formun, hareketin sürekliliğini yeniden ürettiği bir salınım hâline dönüşmesini sağlıyorum. Kontrol ve teslimiyet arasındaki denge; yükselme ve geri çekilmenin, yoğunlaşma ve seyrelmenin iç içe geçtiği doğrusal olmayan bir örgüde şekilleniyor.
“Bu sergi, dönüşümün dalgalı doğasına odaklanıyor”
Sergiye verdiğiniz "Sessizce Yükselen" ismi, camın fiziksel olarak aşağı doğru süzülmesine rağmen izleyicide yarattığı o hafiflik ve yukarı doğru çekilme hissiyle doğrudan bir tezat oluşturuyor. Bu formların "yükselmesi", camın o kırılgan ama dirençli doğasının yerçekimine bir başkaldırısı olarak okunabilir mi?
Bu sergi, dönüşümün dalgalı doğasına odaklanıyor; burada coşku ile kırılganlık, yoğunluk ile hafiflik aynı hareket içinde birlikte var oluyorlar. "Sessizce Yükselen" ismi, fiziksel yönelimden ziyade, belirli bir doruk noktasına ulaşmayı hedeflemeyen, sürekli dönüşen bir deneyimin ve ritmin izini sürüyor. Bu noktada tam bir başkaldırı demek doğru olmaz, camın doğasının zamanla yer çekimi ile uyumlanması demek daha doğru olacaktır.
Serginizdeki eserler için "her birinin kendi zamanını taşıyan parçalar" olduğu vurgulanıyor. Camın ısıyla sıvılaşması ve ardından soğuyarak o akışkanlığı dondurması, sizin için geçen zamanın fiziksel bir belgesi mi? Bir formu oluştururken fırında geçen saatler, o eserin kavramsal derinliğine nasıl bir "zaman katmanı" ekliyor?
Eserlerimde üfleme camdan oluşan her birim, yalnızca fiziksel birer nesne değil, kendi zamansallığını ve hikâyesini içinde barındıran bağımsız parçalar olarak var oluyor. Bu üretim sürecinde zaman, alışılagelmiş çizgisel bir ilerleyiş olmaktan çıkarak bedende hissedilen döngüsel bir ritme, bir salınım hâline dönüşüyor. Üretim sürecinde hissedilen ısıl döngü boyunca deneyimlediğim duygu durum değişiklikleri, camın katmanlarına sessizce sızarak bu zamansal dönüşümün somut bir dışavurumu hâline gelmesine katkı sağlıyor. Camın üretim sürecinde ısı ile yumuşaması ve fiziksel dönüşümü temsil eden soğuma evresi ise bu akışkanlığı durağan bir ana hapsetmiyor, aksine hareketin sürekliliğini üreten kavramsal bir derinlik katmanı oluşturuyor. Böylece her bir parça, kendi içinde zamanla kurduğu bu köklü ilişkiyi kullanarak bir araya geliyor.
“Teknik kurallar, camın doğasını anlamak için gereken temel zemini oluşturuyor”
Anadolu Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi gibi köklü kurumlarda ders veren bir akademisyen olarak, camın teknik kuralları ve akademik çerçevesi ile kendi atölyenizdeki o sanatsal ve deneyci yaklaşım arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz? Öğrencilerinize aktardığınız "doğru teknik", kendi sanatınızda bazen "doğru bir hataya" veya "planlanmamış bir sürprize" nasıl dönüşüyor?
Akademik çerçevede aktardığım teknik kurallar, camın doğasını anlamak ve onu kontrol edebilmek için gereken temel zemini oluşturuyor. Ancak atölyeme geçtiğimde bu kurallar yerini malzemenin hafızasıyla kurduğum daha özgür bir diyaloğa bıraktığını hissediyorum. Sanatımdaki “doğru hata” veya “planlanmamış sürprizler”, aslında camın katmanlarında beliren o “adapte olma ve kabulleniş” anlarının birer yansıması oluyor. Teknik bir hatanın sanatsal bir keşfe dönüşmesi, camın akışkan bir maddeden donmuş bir forma evrildiği o eşik anında, kontrolü yerçekimine ve malzemenin kendi zamansallığına devrettiğimde gerçekleşiyor. Bu noktada bedenim ve zihnim, yalnızca fiziksel bir varlık değil, değişimin ve zamanın içinden geçen bir yüzey hâline geliyor. Dolayısıyla öğrencilere öğrettiğim disiplin, benim sanatımda asla aynı kalmayan ritimlerin izini sürüyor ve dönüşümün dalgalı doğasına duyulan o güven duygusuyla birleşiyor.
“Mesele, dönüşümün dalgalı doğasını cam aracılığıyla görünür kılmak”
“Hunger Games” veya “Commemorative Hands” gibi eserlerinizde daha doğrudan toplumsal (israf, göç, ayrılık) göndermeler varken, "Sessizce Yükselen" daha içsel ve deneyimsel bir dille konuşuyor. Bu sergideki soyut formlar, kişisel dönüşümlerinizin malzemenin hafızasına daha "sessiz" bir şekilde sızması olarak görülebilir mi?
Kesinlikle; önceki üretimlerimde toplumsal meselelere dair daha doğrudan ve somut bir anlatı varken, “Sessizce Yükselen” ile bu dil daha içsel ve katmanlı bir boyuta evrildi. Bu sergideki soyut formlar, kişisel yaşamımdaki dönüşümlerin doğrudan bir hikâyeye dönüşmeden malzemenin hafızasına sızmış hâlleridir. Adapte olma ve kabulleniş gibi oldukça kişisel süreçler, camın akışkanlığında ve o donmuş salınımında fiziksel olarak görünür hâle geliyor. Burada bedensel devinimlerim ve içsel salınımlarım camın doğasıyla yankı bularak, kişisel olanı herkesin bağ kurabileceği evrensel bir deneyime dönüştürüyor. Artık mesele bir olayı anlatmak değil, o olayın bende bıraktığı sessiz ritmi ve dönüşümün dalgalı doğasını cam aracılığıyla görünür kılmaktır.
“İzleyiciyi, bu sessiz yükselişin ritmine kulak vermeye davet ediyorum”
Camı yalnızca bir malzeme değil, bir "eşik" olarak ele alıyorsunuz. Akışkan maddenin donmuş hali zamanı askıya alırken, izleyiciyi de kendi içsel hareketleriyle bu akış arasında bir bağ kurmaya davet ediyorsunuz. Sizin için cam, izleyiciyi hangi duygusal veya düşünsel eşikten geçirmeyi hedefliyor?
İzleyiciyi, bu sessiz yükselişin ritmine kulak vermeye ve kendi içsel salınımlarıyla bu akış içinde bir ilişki kurmaya davet ediyorum. Hedeflediğim; izleyicinin coşku, kırılganlık, akış ve kabullenişin bir arada var olduğu bu dönüşümün dalgalı doğasına dâhil olması ve kendinden bir parça bulmasıdır.
Uluslararası ödüller kazanmış (A' Design Awards, European Glass Experience) ve eserleri müze koleksiyonlarına (Fundacion Centro Nacional del Vidrio) girmiş bir sanatçı olarak, camın gelecekteki teknolojik ve sanatsal evrimini nasıl görüyorsunuz? "Sessizce Yükselen"den sonraki adımda, camın bu akışkanlığını başka hangi materyallerle veya disiplinlerle diyaloğa sokmayı planlıyorsunuz?
Cam; benim için yalnızca bir malzeme değil, kırılganlığın ötesinde, zamanı askıya alan ve dönüştüren bir medyum. Gelecekte camın teknolojik evrimi, onun bu fiziksel dönüşümlerini kapsayan hâlini daha dinamik ve etkileşimli yüzeylere taşıyacaktır. "Sessizce Yükselen" sergisiyle odaklandığım doğrusal olmayan hareket örgüsü ve sürekli dönüşen deneyim, bir sonraki adımda camın bu akışkan doğasını farklı materyallerle bir araya getirerek bedensel ve içsel salınımları daha geniş bir mekânsal düzleme yaymamı sağlayacak. Amacım; camın o tekrar eden ama asla aynı kalmayan ritimlerini, diğer disiplinlerle kuracağı yeni diyaloglar üzerinden evrensel bir deneyime dönüştürmeye devam etmektir.