Performansınızın onu var eden bilişsel ve duygusal arka planının arşivlenmesi -The Neural Dramaturgy Archive- bir oyuncu için kişisel olarak ne ifade ediyor?
Benim için çok heyecan verici bir çalışmaydı. Açıkçası fazlasıyla gönüllüydüm, çünkü ben duyguların da “kalp” dediğimiz o içsel tepkilerin de ilk tetikleyicisinin beyinde başladığını düşünüyorum. Beden belki onun sonuçlarını yaşıyor ama başlangıç noktası çoğu zaman zihin. O yüzden bir oyuncu olarak, performansın arkasındaki o görünmeyen zihinsel ve duygusal sürecin arşivlenmesi bana çok ilginç geldi. Biraz da güzel bir meydan okumaydı.
“Kendi zihinsel süreçlerimi dışarıdan görmek garip ama merak uyandırıcıydı”
Kayıtlar sırasında belirli bir duyguya, anıya veya karaktere odaklanırken, zihninizin teknik bir cihaz tarafından “okunduğunu” bilmek konsantrasyon ve yaratıcılık sürecinizi nasıl etkiledi?
Başta konsantre olmakta biraz zorlandım. Çünkü insan “Şu an zihnim okunuyor” fikrine ister istemez takılıyor. Biraz meditasyonda zihnin kayması gibi. Ama sonra bu düşünce geri plana geçti. Akışa teslim olabildim. Hatta bir noktadan sonra cihazı unuttum ve sadece odaklandığım duyguya, anıya ya da karaktere yaklaştım.
"Başka alanlarda da beynimin nasıl çalıştığını görmek isterim"
Ortaya çıkan “dijital zihin haritanızı” ve nöroestetik analizinizi incelediğinizde, kendi iç dünyanıza dair estetik yansımanın beklediğinizle örtüştüğünü söyleyebilir misiniz?
Aslında evet, örtüştüğünü söyleyebilirim. Ben cihazın ortaya çıkardığı dili ve Ebru’nun bu konudaki yaklaşımını çok sevdim. Kendi zihinsel süreçlerimi bu şekilde dışarıdan görmek garip ama çok merak uyandırıcıydı. Hatta başka alanlarda da beynimin nasıl çalıştığını görmek isterim. Buradan Ebru’ya duyurulur:)
“Oyunculuk; kendini kaybetmeden başka bir insanın gerçekliğine girebilmek bence”
Oyunculuk temelde büyük bir empati ve hafıza aktarımıdır. Bu proje, karakter inşa ederken kendi hafızanızı ve sinir sisteminizi nasıl kullandığınıza dair bilimsel bir farkındalık yarattı mı?
Evet, yarattı. Çünkü normalde oyunculukta birçok şey kendiliğinden gelişiyor. Bir sahnede, bir karakterde, bir duyguda kendinizi akışa bırakıyorsunuz. Ama bu çalışma sırasında o akışın detaylarına biraz daha yakından bakma şansım oldu. Kendimi aslında neye teslim ettiğimi gördüm: beynimin, hafızamın ve sinir sistemimin yarattığı dünyaya.
Çocukken buna oyun diyorduk. Bugün belki daha bilinçli, daha kontrollü bir hayal kurma hâli diyorum. Oyunculuk biraz da bu bence: kendini kaybetmeden başka bir insanın gerçekliğine girebilmek.
"Beni geliştirecek her şeye açığım"
İnsan bilincinin, duygu ve yaratıcılığın başlı başına bir sanat eserine dönüştüğü “Inside Humanity” gibi projelerin, geleceğin performans sanatlarını ve oyunculuk tanımını nasıl değiştireceğini düşünüyorsunuz?
Bence bu tür projeler oyunculuğun sadece görünen tarafını değil, görünmeyen tarafını da konuşulur hâle getirecek. Çünkü performans dediğimiz şey sadece ses, mimik ya da beden değil; onun arkasında hafıza, sezgi, korkular, güçlü taraflar, zayıf taraflar var.
Ben kendine karşı biraz acımasız olanlardanım ve beni geliştirecek her şeye çok açığım. Bu çalışma da bana sadece “Zihnim nasıl çalışıyor?” sorusunu değil, “Daha iyi olmak için neye bakmalıyım?” sorusunu da sordurdu. O yüzden benim için sadece sanatsal değil, aynı zamanda yol gösterici bir deneyimdi.