“Çatallanan Yollar”ın çıkış noktasında Borges'in “Yolları Çatallanan Bahçe” öyküsü bulunuyor. Ancak sergide Borges'in çoklu olasılıklar evreni ile günümüzün algoritmalar tarafından yönlendirilen seçim mekanizmaları arasında belirgin bir gerilim var. Sizce bugün birey gerçekten çatallanan yollar arasında seçim yapan bir özne mi, yoksa seçenekleri önceden belirlenmiş bir sistem içinde özgür olduğunu sanan bir kullanıcı mı?
Ben geçmişin veya geleceğin çok da farkı olduğunu düşünmeyen biriyim. Uzam ve zamanla belirlenmiş bir evrende, sürekli karar veren, seçimler yapan, düşünen ve devam eden bireyleriz. Kararlar, yerler, sonuçlar değişiyor gibi gözükse de benim için çok da farklı değiller. Borges’in çok fazla hikâyesinde labirentleri, olasılıkları, karmaşık mimari yapıları görürüz ve bu yapılar hikâyenin odağını oluştururlar. Ama “Yolları Çatallanan Bahçe” hikâyesinde geçen bir cümle, bu serginin adını verirken beni çok heyecanlandırdı: “‘Yolları Çatallanan Bahçe’mi çeşitli geleceklere (hepsine değil) bırakıyorum.” Bu olasılıklar evrenini tam olarak anlatan bir cümle. Algoritma tek olsa bile olasılıklar çok fazla ve bunların belirli bir kısmını yaşayabiliyoruz sadece. Ama bu, hepsinin üzerine düşünmeye çalışmamıza engel değil.
“Matematiği bir sonuç değil de bir dil olarak kullanmak istedim”
Üretimlerinizde uzun zamandır algoritmalar, veri tabanları ve matematiksel yapılarla çalışıyorsunuz. “Çakıl Taşları”ndan “310 Sanatçı Portresi”ne, oradan “Çatallanan Yollar”a uzanan çizgide matematik giderek bir araç olmaktan çıkıp neredeyse eserin öznesine dönüşüyor. Matematiği estetik bir dil olarak değil de bağımsız bir varlık ya da düşünme biçimi olarak ele almaya sizi yönelten kırılma noktası neydi?
Özellikle, Adatepe Taşmektep’te açtığım “Denemeler: Fonksiyon Üzerine” sergisiyle başlayan, matematiksel formlara ve bunların gösterimine duyduğum hayreti gösteren, fikirsel olarak Descartes başta birçok felsefeciden, yaklaşım olarak ise Bernar Venet’den etkilendiğim bir yola girmiş oldum. Sonrasında “Çakıl Taşları” ve şu anki sergim “Çatallanan Yollar”da matematik üzerine olan yaklaşımımın yavaş yavaş didaktik bir yapıdan diyaloğa açık bir evreye dönüştüğünü ben de düşünüyorum. Matematiksel yapılar, fonksiyonlar, veri görselleştirme ve çevrimler benim üretimlerimin kaynağını oluşturan kavramlar. Ancak dediğiniz gibi özellikle bu son çalışma bütününde, sadece çevrimin hayranlık uyandıran yapısını değil, oluşan hâlin bizimle olan ilişkisini de düşünmek istedim. Bu değişim de aslında son 3 yılı kapsayan hazırlık ve düşünme aşamasında ortaya çıktı, özellikle beğendiğim eserlerde olup benim işlerimde olmayan bir yer olduğunu düşünüyordum. Borges’in hikâyelerinden aldığım ilham da biraz bu açılımı tetikledi sanırım, matematiği bir sonuç değil de bir dil olarak kullanmak istedim ve bunun sonucunda sergideki uzun bir iç konuşmaya (metne) sahip olan 17 dakikalık video ortaya çıktı.
"Matematik benim için aynı sanat gibi, bir yaklaşım biçiminin adı"
Makine mühendisliği eğitimi almış, ardından fotoğraf alanında yüksek lisans yapmış bir sanatçısınız. Bu sergideki 64x64 komşuluk matrisi, koordinat sistemi ve mekânsal organizasyon gibi unsurlar, mühendislik ile sanat arasındaki sınırları özellikle görünür kılıyor. Siz üretim sürecinizde bu iki alanı hâlâ ayrı disiplinler olarak mı düşünüyorsunuz, yoksa artık tek bir zihinsel model içinde mi çalışıyorlar?
Herkesin çeşitli ilgi alanları var aslında, bu sanatçılar için de böyle. Kimi için doğa, kimisi için politika, sosyal yapılar vb. benim için de matematik hiç bitmeyen bir ilgi alanı. Benim dünyayla kurduğum ilişki de matematik üzerine, bu sadece sanat üretimimde kullandığım bir araç değil, matematik benim için aynı sanat gibi, bir yaklaşım biçiminin adı. Sadece sayılar ya da formüller değil, bir varlık alanı. Çevrimler, yaklaşımlar, mantıksal çıkarımlar ve düşünülebilecek olasılıklar. Nedensellik benim üretimlerimde çok ön planda, sergide gördüğünüz her bir unsuru açıklayabileceğim bir nedensel yapı kurmaya çalışıyorum. Keyfilikleri en aza indirip adeta belirli girdilerden zorunlu olarak oluşmuş işler gibi olsun. Sanki arada ben hiç yokmuşum gibi. Yoksa yerleştirmelerin teknik kısmı, asılmalar, büyüklükler, mekanik kararlar, bunlar benim için zorunlu durumlar sadece. Buradaki sınır; sanatın sınırı, benim de olmaya çalıştığım yer orası.
“Videonun köklerini yazdığım metin oluşturuyor”
Sergide yer alan 17 dakikalık video çalışması, matematiksel olarak kapalı sistem gibi görünen yerleştirmenin karşısına düşünceler, duygular ve içsel yönelimler alanını koyuyor. Matematiksel düzen ile duygusal deneyim arasında kurduğunuz bu karşıtlık gerçek bir karşıtlık mı? Yoksa videoyu, sistemin içinde görünmeyen başka bir algoritmayı açığa çıkaran bir katman olarak mı düşünmek gerekir?
Evet, hem o videonun hem de videonun yer aldığı odanın bu sergideki işlevi tam olarak bu karşıtlık. Giriş katında başlayan kapalı bir sistem olarak labirent yapısının aslında içinde bulunduğumuz dünyanın bir alegorisi olduğu; hatta biraz önce, galeri mekânına girmeden o labirentin içinde bulunduğumuz, dolayısıyla içinde ve dışında olma hissini içeren, video ve karşısındaki fotoğrafların, mekânın aydınlatması ile beraber oluşturdukları gerilim. Aslında videonun köklerini yazdığım metin oluşturuyor; önce bir iç konuşma metni yazdım, 4 ana içe dönük yapıdan oluşan bu metnin okumasını yaptığımda 17 dakika 30 saniye sürüyordu. Daha sonra bu metnin üzerine, belirlediğim yönergelerle beraber bu videoyu oluşturduk. Bunu yaparken post prodüksiyon aşamasında ne yapmak istediğimi anlayıp işi son hâline getiren Can Küngör’e de ayrıca teşekkür etmek istiyorum.
“Sadece izleyiciye değil, kendime de yaptığım bir sergi bu”
“Çatallanan Yollar”ı gezen biri sergiden çıktığında sizce hangi soruyla baş başa kalmalı? Labirentin sonunda izleyicinin fark etmesini istediğiniz şey sistemlerin işleyişi mi, kendi düşünce kalıpları mı, yoksa ikisi arasındaki ayrımın sandığımız kadar net olmaması mı?
Giriş katında sizi karşılayan metal yerleştirme, dışarıdan steril bir alana girdiğinizi ve karşınızda sanat alanına ait bir heykel olduğunu gösteriyor. Ama üst katta videoyu izledikten sonra bir daha aşağı indiğinizde, ki bu dışarı çıkmanız için bir zorunluluk, bu sefer baktığınız yapı artık sizden-bizden o kadar da uzak değil. Galerinin güvenli ortamında bu yapıya dışardan bakabiliyorken, kapıdan çıkmamızla beraber bu yapının içine dalıp karar vermeye, ilerlemeye, düşünmeye, seçimler yapmaya devam edeceğiz. Başka bir yolu da yok sanırım. Sadece izleyiciye değil, kendime de yaptığım bir sergi bu. Ben de durup düşüncelerime dışardan bakmak istiyorum, devam etmeden önce fikirlerimin sağlamasını yapmak ve izleyenlerle beraber akıl yürütmek. Sergiden beklentim bu kadar.