}
13 Haziran 2026

Elif Sanchez: “Farklı hikâyeler tek albümde bütünlük kazandı”

Türk müziğini caz, flamenko ve Akdeniz’in zengin tınılarıyla buluşturan Elif Sanchez, yeni albümü "Así pues..." ile kültürler arası bir müzik köprüsü kuruyor. Sanchez ile albümün hikâyesini, sanatsal dönüşümünü ve müziğin evrensel dilini konuştuk.

Türk müziğini caz, flamenko, Latin Amerika ve Akdeniz coğrafyasının zengin sesleriyle buluşturan Elif Sanchez, dördüncü albümü "Así pues..." ile dinleyicilerini sınırları aşan bir müzikal yolculuğa davet ediyor. Brezilya, İspanya, Yunanistan ve Türkiye arasında kurduğu güçlü bağlarla dikkat çeken sanatçı, yeni albümünde farklı kültürlerin ortak duygularını kendi özgün yorumuyla bir araya getiriyor. İstanbul Devlet Konservatuvarı ve Berklee College of Music'te aldığı eğitimle şekillenen uluslararası müzik kariyerini yeni bir aşamaya taşıyan Sanchez ile "Así pues..."un hikâyesini, sanatsal dönüşümünü ve müziğin evrensel dilini konuştuk.

Pasion Turca tarafından yayınlanan "Así pues..." albümünüz dinleyiciyi Brezilya, İspanya, Yunanistan ve Türkiye arasında dört dilli bir yolculuğa çıkarıyor. Farklı ritimlere ve tarihlere sahip bu müzik kültürlerini aynı potada eritirken aralarındaki tınısal harmoniyi nasıl yakaladınız?

Aslında bu albümdeki temel amacım, her kültürden seçtiğimiz şarkılara başka bir kültürün rengini ve dokusunu katmaktı. Bu yüzden tınısal uyumu doğal olarak bu yaklaşımın içinde bulduk diyebilirim. Albümü dinlediğinizde Brezilya kökenli bir eserde Türk motifleriyle karşılaşıyorsunuz; aynı şekilde bir Türk şarkısında İspanyol ya da Yunan etkilerini duyabiliyorsunuz. Farklı gelenekleri birbirinden ayırmak yerine, onların ortak duygularını ve birbirleriyle konuşabilecekleri alanları keşfetmeye çalıştık. Zamanla bu farklı renkler aynı potada eridi ve albümün kendine özgü ses dünyası böyle oluştu.

Yeni albümünüzde pek çok dünya çapında müzisyeni ağırlıyorsunuz ancak projeye asıl ruhunu verenin yaylı çalgılar dörtlüsü "O Kwarteto" olduğunu belirtmişsiniz. O Kwarteto, bu kadar çok sesli bir yapıda albümün ruhunu ve bütünlüğünü nasıl inşa etti?

O Kwarteto sadece eşlik eden bir topluluk değil, aynı zamanda albümün anlatıcısı gibi çalıştı. Farklı coğrafyalardan ve müzikal geleneklerden gelen eserleri kendi tınısıyla sararak aralarında bir köprü kurdu. Bu sayede Brezilya, Türkiye, Yunanistan ve İspanya’dan gelen birbirinden farklı hikâyeler, tek bir albümün parçasıymış gibi doğal bir bütünlük kazandı. Albümün ruhunu ve sürekliliğini sağlayan unsur da tam olarak bu ortak ses ve yaklaşım oldu.

"'Así pues…'  kabuğumu kırıp dışarı çıktığım yeni bir dönemin ürünü oldu"
"Stages of Love" albümünde kendi yazıp bestelediğiniz daha içsel bir anlatı sunmuştunuz. Bu kişisel ifadeden hemen sonra "Así pues..." ile yeniden küresel ve kolektif bir yorumculuğa yönelmeniz, sanatsal evriminizin hangi aşamasını temsil ediyor?

 “Stages of Love”, hayatımda oldukça yoğun ve zor geçen bir iki yılın ardından ortaya çıkan çok kişisel bir albümdü. Bir anlamda benim iç dünyamı ve o dönemde yaşadığım dönüşümü temsil ediyordu. “Así pues…” ise o sürecin sonrasında, kabuğumu kırıp dışarı çıktığım yeni bir dönemin ürünü oldu.

Bu albüm elbette kişisel bir taraf taşıyor, ancak daha çok sanatsal bir ifade alanı açıyor. Uzun zamandır hayalini kurduğum şeyleri gerçekleştirebildiğim, kendi vizyonuma sadık kalarak ilerleyebildiğimi gördüğüm bir çalışma oldu. Aynı zamanda kendime, fikirlerimi başkalarının onayına ihtiyaç duymadan geliştirebileceğimi ve bir projeyi baştan sona hayata geçirebileceğimi kanıtladığım bir süreçti.

Tabii ki hiçbir albüm tek başına yapılmıyor; bu projede de birlikte çalıştığım çok değerli müzisyenler, aranjörler ve yapımcılar vardı. Ancak benim için asıl önemli olan, kendi sanatsal vizyonumu koruyarak onu sonuca ulaştırabilmekti. Bu nedenle “Así pues…” sadece müzikal bir çalışma değil, aynı zamanda bağımsızlığıma ve kendime duyduğum güvene dair bir ifade oldu. Albümün ismi de biraz bu hissi yansıtıyor.

İstanbul Devlet Konservatuvarı ve Berklee gibi kurumlara dayanan; caz, klasik müzik ve Türk Halk Müziği'ni harmanlayan güçlü akademik geçmişiniz, Akdeniz ve Latin Amerika müziklerini yorumlarken size nasıl bir vokal özgürlük tanıyor?

İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda aldığım eğitim ve sonrasında Berklee’de geçirdiğim yıllar bana farklı müzik geleneklerini teknik ve estetik açıdan derinlemesine anlama fırsatı verdi. Klasik müzik, caz ve Türk Halk Müziği gibi birbirinden farklı disiplinlerle çalışmak, sesimi tek bir üslubun içine hapsetmek yerine onu farklı ifade biçimlerine açtı.

Bugün Akdeniz ve Latin Amerika müziklerini yorumlarken kendimi özgür hissetmemin nedeni de bu. Her müzik kültürünün kendine özgü bir dili, artikülasyonu, duygusal dünyası ve estetik anlayışı var. Aldığım eğitim bana bu dilleri taklit etmeyi değil, onları anlayıp kendi sesimle yeniden yorumlamayı öğretti.

Kariyeriniz boyunca Javier Limón'dan Alfredo Rodriguez'e, Kenan Doğulu'dan Selami Şahin'e kadar çok farklı isimlerle çalıştınız. Bu çok yönlü iş birliklerinin, "Así pues..." albümündeki müzikal karakterinize yansımaları neler oldu?

Bu iş birlikleri sayesinde hem üretim süreçlerine hem de yorumlama biçimlerine daha geniş bir perspektiften bakmayı öğrendim. Her biri bana farklı bir disiplin, farklı bir ritmik anlayış ya da farklı bir duyguyu ifade etme biçimi kazandırdı.

“Así pues…” albümünde bu birikimin izleri çok net hissediliyor. Farklı kültürlerden gelen şarkıları yorumlarken tek bir estetik dayatmak yerine, her eserin kendi köklerine saygı duyan ama aynı zamanda onları benim ses dünyamla yeniden yorumlayan bir yaklaşım benimsedim. Bu da albümün çok katmanlı ama aynı zamanda bütünlüklü bir karakter kazanmasını sağladı.

"Sahnede de albümdeki doğallığı, hassasiyeti ve müziğin büyüsünü hissettirmeyi hedefliyoruz"
Çok dilli ve yoğun enstrümantal altyapıya sahip bu yeni albümün canlı performans ve turne ayağında dinleyicileri nasıl bir sahne atmosferi bekliyor? Önümüzdeki süreçte keşfetmek istediğiniz yeni projeler ve müzikal rotalar var mı?

Aslında albümün stüdyo kaydı da büyük ölçüde canlı bir yaklaşım ile yapıldı. Bu yüzden sahneye taşıdığımız şey, dinleyicinin albümde duyduğu dünyanın çok uzak bir yansıması değil; oldukça yakın, hatta aynı ruhu taşıyan bir deneyim olacak.

Canlı performansta amaç bunu birebir kopyalamak değil, o anın içinde yeniden yaşatmak. Bu yüzden sahnede de aynı doğallığı, aynı hassasiyeti ve müziğin kendi akışı içinde oluşan o büyüyü hissettirmeyi hedefliyoruz.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...